A.Halûk Ünal: Cihadist Militanın Uzak Profili

Yazarlar

Militanın hayalindeki düzen, yeni bir İslam devleti değil; İslam’dan türetilmiş total bir rejimdir. Bu rejim, modern faşizmin yapısal öğelerini taşır: total toplum, otorite kültü, kutsal lider, şiddetin kurucu rolü. Fark ise meşruiyettedir: Faşizmde meşruiyet seküler ve ulusal; cihadist projede meşruiyet teolojiktir…

Kimlik, Dava ve Teolojik Totalitarizm Üzerine Notlar

Yakından bakmak temas gerektirir; o da bende yok. Bu nedenle uzaktan bakmak zorundayım. Bu metin bu yüzden bir “içeriden tanıklık” değil; dışarıdan bir anlam arayışı. Yorumlarım bir kesinlik iddiası değil; yaklaşma çabası. Dışarıdan, mesafeli ve meraklı.

Cihadist militan bence çoğu zaman yanlış tanımlanıyor. “Bunları birileri besliyor. Bunlar maşa.” Bu kanaat eksik. Çünkü günümüz, her gücün kendisinden daha zayıf iradeler üzerinde hakimiyet kurma pratiğini evrenselleştirdi. Gündelik hayatta da böyle, kurumlar arasında da, devletler arasında da. Hegemonya artık istisna değil; yaşam modeli. “Maşa” olmak sadece militanlara özgü değil: hepimiz birer aracılık ilişkisi içindeyiz. Militanın hikâyesi, bu evrensel zeminin uç noktasında konumlanıyor.

Diğer yaygın kanaat de onları patolojik, irrasyonel, delilikle açıklama çabası. Oysa mesele psikolojik değil; ontolojik. Bence bu profilin kökünde, modern dünyanın içinde — çoğunluk gençler gibi — yurtsuzlaşmış benliğin, yeni bir anlam ve gerçeklik arayışı var. Militan buna yöneliyor; çünkü başka yerde bulamadığı şeyi burada buluyor: yer, isim, yön ve çerçeve. Bu, onu özneleştirebilen bir pratik.

Burada yapmaya çalıştığım şey, militanı haklılaştırmak değil; onu gerçekten anlamaya çalışmak. Çünkü anlamadan karşı çıkmak, yalnızca öfkeye teslim bir tepkisellik üretir. Bu sorunun tek çözümünün karşı şiddet olduğu yanılgısını yaratır. Öfke, militanın ontolojisini kırmaya yetmez; tersine onu güçlendirebilir. Elbette, tıpkı Rojava’daki gibi gerektiğinde öz savunmada taviz vermemek şart. Ama bu çabanın son halkasıdır. İlk halka ise anlamdır: gençliğin manasız dünyada mana arayışıdır. Bu halkayı anlamadan geri kalan hiçbir hamle tam olmaz.

Kimlik: Yersizlik ve Arayış

Militan çoğu zaman gençtir. 20–30 arası. Hayatı başlamış, ama kurulamamış. Bir eşiği geçmiş, ama nereye gideceğini bilmiyor. Toplumsal bağları gevşek: aile, devlet, toplum artık birer bağ değil, birer arka plan. Hayatında eksik olan şey anlam ve kimliktir.

Bundan elli yıl önce gündelik yaşamın kimlik verme kapasitesi daha yüksekti. Alegorik değil; somut olarak: iş, mahalle, cemaat, zanaat, meslek etiği ve hatta yoksulluk, hayatı çerçeveleyen bir süreklilik sağlıyordu. Bugün kapitalizm ve şehir hayatı öyle bir nitelik kazandı ki: anlam öğütüyor, kimlik yıkıyor. Bunun yerine de pazarda ürettiği anlam ve kimlikleri satıyor. Mevcuda sığamayanın arayışı sürüyor; bir kapı arıyor. Cihadist dava, bu kapılardan sadece biri.

Bu durum davalara anlam ve kimlik verme gücü kazandırıyor. Sol örgüt tedrisatından geçenler hatırlar: örgüt ailemizin yerine geçerdi; “abiler” babalarımızın. Rol modellerimiz değişirdi. Bugün de bu mekanizma birçok yapıda geçerli. Otoriter liderlerin abi/baba rollerini ele geçirmesi hiç de zor değil. Örgüt bu yüzden yalnızca politik bir yapı değil; ontolojik bir barınak gibi çalışıyor.

Dava: Anlamın Geri Dönüşü

Modern dünyada anlam, bir meta gibi: kaybolur, bulunur, satılır, alınır. Militan bu boşlukta davayı bir yaşam projesi olarak benimser. Dava ona yalnızca hedef vermez; neden de verir. Bu yüzden iman başlangıç noktası değil; sonuçtur. İnanç, süreç içinde inşa edilir. Dava önce bir kapıdır; içeride ideoloji, aidiyet ve mekanizma vardır. Kapının eşiğinde “saf iman” aramak yanlış bir başlangıçtır. İman, içeride kolektif olarak üretilen bir enerjiyle inşa olur.

Davanın çekim gücü, hayatın anlamını geri vermesindedir. Gencin zihni için bu, bir açıklık yaratır: yön, fail olma hissi, elinin değdiği bir dünya. Bu dünyada şiddet yoksa bile bir istikamet vardır; bu istikamet zamanla şiddete açılabilir. Bu istikametin en uç noktası ise fedailiktir.

Fedailik: Özneleşmenin Zirvesi

Fedailik, militan için varoluşun en yüksek performansıdır. Burada intihar yoktur; feda vardır. Ölüm, bir eksilme değil; bir tamamlanmadır. Örgüt, ölümü bireyin eline alet olarak verir; ölüm işlevselleştirilir.

Fedailik, psikolojinin değil; ontolojinin diliyle konuşur. Genç Müslüman militan için dünya bilgisi değil; öte dünya vaadi belirleyicidir. Beden bir araç, ölüm bir geçittir. Şehadet, bireyin kendini tarihe “eklediği” andır. Bu yüzden onu “irrasyonel” diye açıklamak kolaydır ama yüzeysel kalır. Fedai, kendi iç tutarlılığı içinde rasyoneldir; rasyonalite, ona kurulacağı vaad edilen başka bir dünyaya aittir.

Düzen: İslami Faşizm (Teolojik Totalitarizm)

Militanın hayalindeki düzen, yeni bir İslam devleti değil; İslam’dan türetilmiş total bir rejimdir. Bu rejim, modern faşizmin yapısal öğelerini taşır: total toplum, otorite kültü, kutsal lider, şiddetin kurucu rolü. Fark ise meşruiyettedir: Faşizmde meşruiyet seküler ve ulusal; cihadist projede meşruiyet teolojiktir.

Bu nedenle bu projeyi yalnızca “faşizm” diye adlandırmak analitik olarak yakın ama eksik bir teşhistir. Bence daha isabetli ifade şudur: İslami Faşizm (teolojik totalitarizm). Bu ifade, hem benzerliği korur hem de ayrımı görünür kılar.

Bu noktada ideolojinin İslam’ın doğuşuna atfedilen bir hayatı “eskisi gibi” yeniden yaratma iddiası, davaya tarihsel bağlam kazandırır. Eril, otoriter, tekçi bir yaşam, genç erkek için sevilebilir bir anlam formuna dönüşür. Cennette vaadedilmiş huriler, bu yaşamda da cihadın ganimeti olarak sunulur; kimi zaman erotize edilmiş bir ödül, kimi zaman kutsal bir kazanım gibi kodlanır. İslami Faşizm bu yüzden hem reaksiyoner hem muhafazakâr güçlü bir bileşimdir.

Bir Ontoloji Makinesi Olarak Cihadizm

Cihadist militan bir propaganda ürününden fazlasıdır. Bir toplumsal hastalıktan ziyade, modern dünyanın ontolojik boşluklarında filizlenen bir varlık biçimidir. Sanılanın aksine, burada şiddet ideolojinin ilk değil; son halkasıdır. İlk halka anlamdır. Dava anlamı üretir; anlam ontolojiyi; ontoloji şiddeti.

Şiddeti durdurmanın şartı, anlamı anlamaktır. Bu merhamet değil; analitik soğukkanlılık gerektirir. Ve belki de en zor ve gerekli olanı şudur: militanın kurduğu ontolojiyi, kendi içinde düşünsel olarak yenmeyi ve aşmayı başaracak içeriği, söylemi üretmek.

 

İlginizi Çekebilir

Almanya Başbakanı Merz: Caydırıcılık gücümüzü artırmalıyız
Yunus Behram: Şam’da ‘Geçici İktidar’ Ve Despotizmin Yeniden Üretimi

Öne Çıkanlar