Halep… Tarihin tozlu sayfalarından günümüze taşınan bir şehir; medeniyetlerin kesişme noktası, imparatorlukların gölgesi, güç odaklarının sınav sahası. Bugün de aynı tarihsel ağırlık, Kürtlerin varlığı ile birleştiğinde, Türkiye’nin kuzey Suriye’deki stratejik hamlelerinin önünde en büyük engellerden biri olarak beliriyor. Halep’ten Kürtlerin çıkarılması, basit bir askeri operasyon ya da geçici bir demografik değişim değil; şehrin Türk nüfuzuna açılmasını sağlayacak derin bir stratejik hamledir.
Kürtlerin Halep’ten Uzaklaştırılması: Türk Kontrolüne Açılan Kapı
Suriye’nin güneyinin uluslararası anlaşmalarla İsrail lehine terk edilmesi gibi, Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik operasyon, Ankara lehine kuzey Suriye’de nüfuz haritasını yeniden çizmeyi amaçlamaktadır. Kürtlerin şehrin içinden uzaklaştırılması, yalnızca askeri bir avantaj sağlamaz; aynı zamanda Türkiye yanlısı grupların yayılmasını kolaylaştırır ve Halep’i doğrudan Ankara nüfuzunun bir alanına dönüştürür.
Bu durum, yerel çatışmalar ile küresel ve bölgesel politikalar arasındaki karmaşık bağları açığa çıkarır; şehirler, halkın tarihi hakları pahasına, jeopolitik hesaplaşmaların sahnesi haline gelir.
Tarihsel Bağlam ve Türk İddiaları
Suriye krizinin başlangıcından itibaren, Türk yönetimi Halep’in Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olduğu ve “Türk kucağına” geri alınması gerektiği iddiasını ısrarla sürdürmüştür. Bu söylem, Neo-Osmanlıcı politikanın merkezinde yer alır ve Ankara’nın bölgesel vizyonunu meşrulaştırır. Paris Anlaşması ise bu sürecin kilit taşlarından biri olmuştur; Heyet Tahrir el-Şam (Cebhet el-Nusra – El Kaide), Türkiye, İsrail ve ABD arasındaki uzlaşmalarla, Türk ordusu ve intihar timlerine Kürt mahallelerini boşaltma konusunda “yeşil, kırmızı ve siyah ışık” verilmiştir.
Bu hareket, salt askeri bir operasyon değil; şehirdeki demografik yapıyı değiştiren, Türkiye ve bölgesel çıkarları gözeten uluslararası bir ittifakın örtük ifadesidir.
Türk Stratejisinin Ana Motivasyonları
Türkiye’nin Halep politikasının üç temel dayanağı vardır: 1. Sahte Siyasi Zafer Gösterisi: Türk liderliği ve bağlı gruplar, özellikle Colani dahil, Kürtlerin şehirden çıkarılmasını kendi tabanlarına ve destekçilerine gösterilecek bir “başarı” olarak sunar; güç ve kontrolün görünür bir simgesi olarak.
2. Stratejik Demografik Değişim: Kürtlerin göç ettirilmesi, Afrin ve çevresinde Türk nüfuzunu pekiştirir ve kuzey Suriye’de kontrolü kalıcı kılacak demografik değişimlerin önünü açar.
3. Şehir Üzerindeki Kontrolün Kolaylaştırılması: Kürtler, hem askeri hem de toplumsal ve psikolojik bir engel olarak görülmektedir. Onların çıkarılması veya göç ettirilmesi, Halep’in kontrolünü ve Türk nüfuzunu sağlamlaştırmayı kolaylaştırır.
Sembolizm ve Psikolojik Strateji
Türk kontrolü, yalnızca fiziksel toprakla sınırlı kalmamış; aynı zamanda semboller üzerinden yürütülmüştür: • Halep Kalesi’ne çekilen Türk bayrağı, Ankara’nın siyasi ve tarihsel hedeflerinin bir sembolü olarak halkın hafızasına kazınmıştır. Erdoğan’ın kızı tarafından yapılan “Halep’i tekrar Türk kucağına almak ne kadar mutluluk verici” açıklaması, sembolizm ve milliyetçi söylemi birleştirerek meşruiyet inşasına katkı sağlamaktadır. Bu semboller, sadece bir gösteriş değil; kapsamlı bir stratejinin parçasıdır.
Amaç, hem iç hem de uluslararası düzeyde Türk nüfuzunun psikolojik ve politik kabulünü güçlendirmektir.
İnsani ve Güvenlik Boyutları
Türk stratejisi ciddi insani sonuçlar doğurmaktadır. Hedef alınan Kürt mahalleleri kuşatılmıştır; bu, insani yardımın ulaşmasını engeller ve sivillerin sıkıntılarını derinleştirir. •Kürtlerin göç ettirilmesi, büyük çaplı mülteci dalgalarına yol açar ve Avrupa ile komşu ülkelerde ciddi insani ve politik sorunlar yaratır. Uluslararası sessizlik, krizi derinleştirir ve Avrupa Birliği ile Batılı ülkeleri doğrudan etik ve hukuki sorumluluklarla karşı karşıya bırakır.
Türkiye Yanlısı Silahlı Grupların Rolü
Türkiye, sahada resmi askeri müdahaleyi minimize etmek için yerel ve bölgesel, bazen uluslararası derecede aşırıcı unsurlara dayanır. Bunlar arasında Kuzey Suriye ve çevresinden yerel paralı askerler, Türkiye ile bağlantılı bazı Uygur ve Türkmen grupları, Colani ve ona bağlı cihatçı gruplar bulunur. Bu gruplar, nüfusu göç ettirme, bölgeleri kontrol etme ve sivilleri sindirme görevini yürütür; böylece Türkiye sahadaki nüfuzunu doğrudan, resmi askeri müdahaleyi minimize ederek dayatabilir.
Avrupa ve Uluslararası Sorumluluk
Kriz, özellikle Avrupa Birliği’nin, sivilleri korumak ve tırmanışı durdurmak için acilen müdahale etmesini gerektirir:
1. Derhal ateşkes ve sivillerin korunmasının sağlanması,
2. Uluslararası bağımsız bir soruşturma komitesinin oluşturulması ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması,
3. Tırmanışın durdurulması ve cezasızlığın önlenmesi için net bir politik ve hukuki duruş sergilenmesi,
4. Kuşatılmış bölgelere insani yardımın tam erişiminin sağlanması.
Bu sorumlulukların görmezden gelinmesi, bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından, özellikle Avrupa güvenliği açısından felaket sonuçlar doğuracaktır.
Mücadele ve Jeopolitik Dönüşüm
Kürtler, Halep’te sahada bir kayıp yaşasa da, bu durum sadece yerel bir yenilgi olarak görülmemelidir. Aksine, bu kayıp, Suriye’deki güç dengelerinin yeniden şekillendiği daha derin bir stratejik kavşağın göstergesidir. Kürtler, politik, askeri ve toplumsal varlıkları ile hiçbir zaman geçici bir taraf olmamış; aksine kaos ve aşırılığın önlenmesinde temel bir denge unsuru olmuştur. Onları hedef almak, müdahil güçlerin Kürtlerin rol ve etkisini fark ettiğini gösterir.
Halep’teki bu mücadele, anlık sonuçlarından bağımsız olarak, ittifak hatlarını yeniden çizecek, genişleme projelerinin sınırlarını gösterecek ve Suriye’nin gelecekteki siyasi ve jeopolitik haritasını belirleyecek bir dönemin kapılarını aralayacaktır.
Halep’te yaşananlar, bir dönemin sonu değil; Suriye devlet yapısını, bölgesel nüfuz biçimlerini ve Orta Doğu güvenlik denklemelerini köklü biçimde etkileyecek kapsamlı bir dönüşümün başlangıcıdır.









