İkinci Dünya Savaşı, başlama gerekçeleri ve bunların çoğaltılma biçimi ile savaş sonrasında ortaya çıkan tablosuyla bir çağın niteliğini değiştiren bir savaştır. Yahudi halkının kriminalize edilişi, bulundukları ülkelerde gettolara sürülüp izole edilmeleri ve akabinde konsantrasyon kamplarına taşınmaları, medeniyetin pek çok etik ve insani değerini geriye götürmüştür. Beş yıl süren bu süreçte, 1,5 milyonu çocuk olmak üzere 6 milyon insan ölüm kamplarında yok edilmiştir. Söz konusu döneme dair yapılan her okumada, insanı şok eden uygulamaların türü ve sayısı bugün dahi mantığa sığmamaktadır.
Bu nedenle Holokost, fiziki ve fikri bir yıkım olarak kendisinden sonraki siyaset düzenini şekillendiren yöntemler dizisi sayılır.
Avrupa’yı vahşete boğan ve neredeyse her ülkeyi suç ortağı yapan bu soykırım, mağdurları ve mekânları ile beraber 27 Ocak 2005’ten beri BM tarafından Holokost’u Anma Günü olarak anılmaktadır.
Tabii ki bu günün belirlenmesinde, İsraillilerin bir daha yok olmamak için tarihsel toprak bilinci, elini çabuk tutma, öncelikleri belirleme ve yanılmama üzerine kurdukları varoluş biçimlerinin etkisi büyüktür. Öyle ki Yahudiler, dünyanın farklı yerlerinde bu hikâyenin anlaşılması için yeni bir kültürel ve finansal endüstrileşmenin altyapısını hazırlamış ve her Yahudi’yi bu ağda lider olarak yükümlü kılmıştır. Bu yükümlülük sayesinde soykırımda yaşamını yitirenlerin künyeleri, akrabaları ve onlardan kalan objeler bile gelecek kuşaklar için koruma altına alınmaktadır. Auschwitz/Birkenau, Treblinka, Chelmno, Sobibor, Belzec ve Majdanek gibi krematoryum birimlerinin bulunduğu kamplarda biriktirilen eşyalar, buradaki ölüm fabrikasyonunun dehşetini kavramaya yetiyor. Rojava’da Kürt kadınlarının saçını kesen radikal İslamcı teröristi görünce, aklıma bu kamplardaki saç tarağı yığını ve 7 bin kilo saçın kesildiği görüntüler geldi. Ve Nazizmin Ortadoğu’daki rejimler tarafından neden sevildiği de.

Elbette her savaş kötüdür. Ancak bazı savaşlar, yapıp etmeleriyle insanlığın kimyasını bozar. Hitler’in iktidara gelişinden intiharına dek geçen 12 yılda, bir milletin hedefe konulması ile başlayan siyasal şizofreniye uluslararası toplumun göz yumması, bu felaketin bürokrasi, medya ve kitlelerce normal karşılanmasını tetiklemiştir.
Hatta bu dehşeti dünyaya aktarmakta ve bilgileri toplamakta, sahada çeşitli ülkelerin ordularında görevli Yahudi askerler, yazarlar ile kamptaki tutsaklardan kalan günlüklerin önemli bir payı vardır. Belki de Yahudilerin kendi çabaları olmasaydı, Nazizm uluslararası dengeler için salt askeri bir saldırganlık olarak kalırdı. Varşova’daki 35 bin sayfalık Şabat arşivinin saklanıp, savaş sonrasında bulunduğu yerden çıkarılması, bu milletin kendi bilgisiyle geleceğe uzanma yeteneğinin bir örneğidir.
Bu hâl, savaş öncesinde yarı naif yarı tereddütlü olan Yahudi entelijansiyasını baskı altına alıp hem devletlerinin varlığını hem de Holokost’u bütün akademik ve sanatsal formlarla tarihlendirmeye sevk etmiştir.
Müze, akademi çalışmaları, vakıflar, anıt ve tanıklıklarla soykırımın boyutları dünyaya anlatılırken, soykırımı izleyenlere ve taraf olanlar için de uluslararası yargı ve siyasette özür kültürünün önü açtırmıştır.
Buna rağmen Yahudiler en büyük ödevleri kendilerine sakladı. Demokratik bir ülkede, dünyaya kültür, finans, tarım, bilişim, güvenlik, siyasi ve askeri anlamda muhtaç olmayacak bir idari sistem kurdular. Detansiyon kamplarından kurtulanların torunları, az sayıda olmalarına rağmen Arap devletlerinin resmi ve gayri resmi her saldırısını geri püskürtmeyi başardılar.
7 Ekim 2023’te devlet sahibi olarak saldırıya uğradıklarında, bu defa başka bir kıtanın statükosunu bile yıkabildiler. İsrail’i tanımama ve antisemitizmi körükleyen,7 Ekim’in lojistiği ve lokalizasyonunu yapan statükocuları üç yıldır görüyoruz. Hatta bu üç yıl Nazizm ve radikal İslam’ın mantık benzerliğini taşıdığını gösteren emarelerle dolu. Yahudiler kadar diğer etnisite ve dini azınlıklar da bu emarelerin tehdidi altındadır. Holokost 80. yılını doldururken, Yahudiler dünyanın sayılı ilerici toplumu ve ülkesine sahiptir. Umarım Kürt halkı topyekün Yahudi komşularının tecrübelerini dikkatle izler ve gerekli tarihi birlik ve kenetlenmeyi başarır. Zira Naziler nasıl sınır tanımadıysa, siyasal İslam’ın onlardan geri kalmadığını da Kürtler biliyor.
Bitirirken, Holokost’ta ve Halep savaşında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum.









