Amed Mardin: Kürt Diasporasının Tarihsel Sorumluluğu; Yalnızlıktan Stratejik Güce

Yazarlar

 Bugün Kürt halkının karşı karşıya olduğu siyasal tabloyu doğru anlayabilmek için Kürdistan’ın dört parçasını birlikte ve bütünlüklü bir perspektifle ele almak zorunludur. Çünkü her parçada farklı biçimler alsa da ortak olan şey, Kürtlerin siyasal özne olmaktan çıkarılmasına, kolektif haklarının bastırılmasına ve ulusal taleplerinin etkisizleştirilmesine yönelik sistematik bir kuşatmadır.

Dört Parçanın Durumu: Yaşanan Kriz ve Potansiyeller

Güney Kürdistan, tüm iç çelişkilerine ve siyasal bölünmüşlüğüne rağmen hâlâ kısmen ayakta kalabilmiş tek parça konumundadır. Ancak bu ayakta kalış, güçlü bir ulusal birlik ve bağımsız siyasal irade üzerinden değil; büyük ölçüde Bağdat’la kurulan kırılgan ilişkiler ve ekonomik bağımlılık üzerinden sürmektedir. Siyasal birlikten yoksunluk, Güney’in taşıyabileceği tarihsel rolü ciddi biçimde sınırlamaktadır. Rojava ise son dönemde yaşanan saldırılarla birlikte fiilen siyasi haritadan silinmiş, halkı büyük bir yıkım ve travma sürecine itilmiştir. Yüz binlerce insan yerinden edilmiş, şehirler kuşatma altına alınmış, yüzlerce cenaze hala toprağına kavuşamamıştır.

Rojava’da yaşananlar, yalnızca askeri bir yenilgi değil; aynı zamanda Kürtlerin uluslararası alandaki tarihsel yalnızlığının ve korumasızlığının en çıplak göstergesi olmuştur. Doğu Kürdistan’da ise İran rejiminin ağır baskı, terör ve idam politikalarına rağmen son derece güçlü bir toplumsal bilinç mevcuttur. Ancak bu potansiyel, siyasal önderlik ve örgütlü yapı eksikliği nedeniyle etkili ve dönüştürücü bir siyasal güce evrilememektedir. Kürdistan’ın en büyük parçası olan Kuzey Kürdistan’da tablo daha karmaşık ve çelişkilidir.

Türk devletinin onlarca yıla yayılan ağır baskıları, güvenlikçi politikaları, kayyum rejimi, sürekli kriminalizasyon ve sistematik asimilasyon uygulamaları Kürt toplumunu derin bir sessizliğe itmiştir. Buna paralel olarak yasal Kürt siyasetinin uzun süredir içine düştüğü yanılgılar, darlaşmalar ve yetersizlikler de bu sessizliği derinleştirmiştir. Devletle sınırları belirsiz “normalleşme” arayışları, Kürt toplumunun gerçek taleplerini temsil etmekten uzaklaşmış; zaman zaman Kürt bilincini bulanıklaştıran bir işleve dönüşmüştür.

Buna rağmen Kuzey Kürdistan’da inkar edilemeyecek bir direniş potansiyeli hala mevcuttur. Bu potansiyel bugün sessizdir; çünkü nefes alma imkanı yoktur. Ancak tarihsel deneyim göstermiştir ki Kürt toplumu uygun koşullar oluştuğunda ve zihinsel kuşatma kırıldığında hızla ayağa kalkabilmektedir. Bu potansiyelin önündeki en büyük engellerden biri yalnızca devlet baskısı değil, aynı zamanda mevcut bazı Kuzey siyasi hareketlerinin Kürt toplumunun zihnini dar ideolojik çerçevelerle zehirlemesidir.

Tarihsel Zaaf: Uluslararası Yalnızlık ve Rojava Deneyimi

Bu tablo, Kürt siyasi hareketlerinin tarihsel bir zaafını bir kez daha açığa çıkarmaktadır. Kürtler, neredeyse bütün modern tarihleri boyunca uluslararası destekten ve dönemsel hegemonik güç merkezlerinden yoksun bırakılmış, büyük bedeller ödemelerine rağmen stratejik düzeyde karşılık bulamamıştır. Bu gerçek, en çıplak haliyle Rojava’da görülmüştür. Dünyanın dört bir yanında Kürt kitleleri ayağa kalkmış, büyük bir dayanışma ve tepki dalgası oluşmuş olmasına rağmen, bu toplumsal hareketlilik uluslararası siyaseti harekete geçirememiştir. Türk destekli cihatçı yapılar durdurulmamış, etkili güç merkezleri devreye sokulmamış, dünya derin bir sessizliğe gömülmüştür.

Bu durum yalnızca ahlaki bir çöküşün değil, aynı zamanda Kürtlerin uluslararası güç ilişkilerini okuma, etkileme ve yönlendirme kapasitesindeki yapısal zayıflığın da göstergesidir. Bu zaafı iyi analiz etmeli ve açığa çıkan Kürt dayanışma ve ulusal birliğinin sürekliliğini sağlamak, bunu profesyonel örgütlemek, geliştirmek ve rehavete kapılmamak gerekir. Siyasi dar ideolojik dayatmalardan uzak durarak meseleye geniş perspektiften bakmak zorunludur. Yaralarımız tazedir, Rojava daha yüzlerce cenazesini dahi kaldıramadı, Kobane şehri kuşatma altında, yüz binlerce mülteci Kürt temel yaşam malzemelerinden yoksun perişan durumda. Ancak Güney Kürdistan’da halk seferber olup büyük bir dayanışma göstermiş, ekmeğini paylaşmıştır. Bu durumun diasporada da geliştirilmesi elzemdir. Aksi halde her büyük saldırıdan sonra ortaya çıkan öfke, yas ve mobilizasyon, kısa sürede dağılmakta ve yerini yeniden parçalanmaya, rehavete ve iç tartışmalara bırakmaktadır

Diasporanın Tarihsel Rolü ve Zorunluluğu

Bu gerçeklik karşısında, Güney Kürdistan dışındaki parçalardan ya da mevcut siyasal yapılardan kısa vadede köklü dönüşümler beklemek gerçekçi değildir. Aynı şekilde Güney Kürdistan’ın bu tarihsel yükü tek başına taşıması da mümkün değildir. Tam da bu noktada, görece demokratik ülkelerde yaşayan ve doğrudan askeri-sömürgeci baskı altında olmayan Kürt diasporası, tarihsel bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır. Diaspora artık yalnızca destek veren bir çevre değil; siyaset üreten, strateji geliştiren ve uluslararası dengeleri etkileyebilen bir merkez haline gelmek zorundadır. Kürtlerin yaşadığı tarihsel yalnızlık, ancak bu alanda kurulacak güçlü, meşru ve profesyonel yapılarla aşılabilir.

Diasporanın bu rolü üstlenebilmesi için öncelikle dar, içe kapalı ve ideolojik olarak katı örgütlenme biçimlerinden uzaklaşması gerekmektedir. Askeri güç devşirmeye, şeffaf olmayan maddi kaynak aktarımına veya yaşanılan ülkelerin hukuk düzeniyle çelişen yöntemlere dayalı yapılar, Kürt halkına bugüne kadar kalıcı bir kazanım sağlamamıştır. Aksine bu yöntemler, Kürtlerin uluslararası meşruiyetini zayıflatmış ve yalnızlıklarını derinleştirmiştir. Yeni dönemde esas alınması gereken model; yaşanılan ülkelerin kanunlarına uygun, demokratik, şeffaf ve hesap verebilir bir diaspora örgütlenmesidir.

Ana Akım Siyasete Entegrasyon: Merkezden Etki Yaratmak

Kürt diasporasının etkili olabilmesi için sadece marjinal gruplar veya etnik temelli siyasi hareketler içinde değil, yaşadıkları ülkelerin merkez partileri ve ana akım siyasi yapıları içinde de aktif bir şekilde yer alması elzemdir. Bu strateji, Kürt meselesinin yalnızca bir azınlık sorunu olarak değil, evrensel insan hakları, demokrasi ve adalet meselesi olarak ana akım siyasetin gündemine taşınmasını sağlayacaktır. Merkez sol, merkez sağ, liberal ve muhafazakar partiler içinde aktif üyelikler, yerel ve ulusal düzeyde aday göstermeleri, parlamento komisyonlarında görev almaları, diaspora Kürtlerinin siyasi karar alma süreçlerine doğrudan müdahale etme kapasitesini güçlendirecektir.

Bu yaklaşım aynı zamanda Kürt meselesinin gettolarda sıkışmasını engelleyecek, toplumun geneline hitap eden bir söylem ve strateji geliştirmeyi zorunlu kılacaktır. Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’daki demokratik sistemlerde, merkez partiler içinde örgütlenen Kürtler, ulusal güvenlik, dış politika, insan hakları ve uluslararası ilişkiler gibi stratejik alanlarda söz sahibi olabilir. Bu durum, Kürt sorununu sadece Kürtlerin değil, bulundukları ülkelerin siyasi elitlerinin de gündemine taşıyacak bir dönüşüm yaratacaktır. Yahudi diasporasının başarısının ardındaki en önemli etkenlerden biri de bu stratejinin sistematik biçimde uygulanmış olmasıdır.

Kürt–Yahudi Dayanışması: Stratejik Bir Zorunluluk

Bu çerçevede Yahudi diasporası ile kurulacak stratejik ilişkiler, Kürtler açısından hayati önemdedir. Bugün birçok ülkede Yahudi toplulukları Kürtlere yönelik açık bir sempati beslemekte ve ortak çalışmaya güçlü bir istek göstermektedir. Bu yakınlık tesadüfi değildir. Kürtlere düşmanlık besleyen İslami-ırkçı Türk ve Arap çevrelerinin aynı zamanda antisemitik tutumlar ve zaman zaman şiddet içeren eylemler sergilemesi, Kürtler ile Yahudiler arasında ortak bir tehdit algısı ve doğal bir dayanışma zemini yaratmaktadır. Kürt–Yahudi dayanışması, yalnızca ahlaki bir tutum değil; pratik, somut ve kısa sürede hayata geçirilebilecek bir korunma ve güçlenme alanıdır.

Hukuki savunma mekanizmaları, kamuoyu oluşturma çalışmaları, akademik ve diplomatik platformlarda ortak hareket etmek mümkündür. Bu noktada, düşman çevrelerin hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak bu dayanışmadan uzak durmak, Kürtler açısından doğru ve gerçekçi değildir. Kürtlerin tarihsel deneyimi, bu tür hassasiyetlere göre pozisyon almanın yalnızca kayıpları artırdığını açık biçimde göstermiştir. Yahudi diasporası ile geliştirilecek açık, meşru ve kurumsal ilişkiler aynı zamanda Kürt diasporasının bulundukları ülkelerin devlet mekanizmaları, stratejik güvenlik yapıları ve karar alma süreçleriyle tanışmasına da olanak tanıyacaktır. Bu ilişkiler gizli ya da yasa dışı değil; uzun vadeli, şeffaf ve hukuki temeller üzerinde yürütülmelidir. Böyle bir yaklaşım, Kürtlerin uluslararası alandaki ciddiyetini ve güvenilirliğini artıracaktır.

Dayanışmanın Kurumsallaşması: Hafıza, Eğitim ve Gelecek

Diasporanın bir diğer temel sorumluluğu, Rojava sürecinde açığa çıkan Kürt dayanışması ve ulusal birlik duygusunun sürekliliğini sağlamaktır. Bu duygu hali geçici bir refleks olarak kalmamalı; profesyonel biçimde örgütlenmeli, kurumsallaştırılmalı ve geliştirilmelidir. Güney Kürdistan’da halkın seferber olarak sergilediği dayanışma ve ekmeğini paylaşma iradesi, diaspora ölçeğinde de yeniden üretilmelidir. Bu yalnızca insani bir görev değil; aynı zamanda siyasal bir zorunluluktur. Geçici yardım kampanyalarıyla sınırlı olmayan, sürdürülebilir dayanışma ağları kurulmalıdır. Bunun için güçlü hafıza merkezleri, akademik ve düşünsel üretim yapan düşünce kuruluşları, eğitim fonları ve toplumsal dayanışma mekanizmaları hayata geçirilmelidir. Kürt toplumunun her kesimini kapsayan, genç kuşaklara yatırım yapan, kültürel değerleri koruyan ve kolektif hafızayı yaşatan bir diaspora modeli inşa edilmelidir. Eğitim, akademi, hukuk, diplomasi, ekonomi ve teknoloji alanlarında yetişen yeni kuşaklar, Kürt halkının gelecekteki en büyük güvencesi olacaktır.

Acıdan Dönüşüme

Sonuç olarak diaspora, Kürt halkının bugün yaşadığı yıkım, yalnızlık ve siyasal tıkanmışlığı aşabilecek en gerçekçi ve en güçlü çıkış yoludur. Yaralarımız hala tazedir; acımız büyüktür. Ancak bu acı, soğukkanlı ve cesur bir analizle, dar ideolojik dayatmalardan uzak, geniş perspektifli ve profesyonel bir örgütlenmeyle ele alındığında, geçici bir yas hali olmaktan çıkıp tarihsel bir dönüşüm gücüne dönüşebilir. Bu dönüşüm, hem marjinal yapılardan ana akım siyasete geçişi, hem Yahudi diasporası gibi etkili topluluklarla stratejik ittifakları, hem de genç kuşaklara yapılacak sistematik yatırımları içermelidir. Kürt diasporasının görevi, tam da bu çok boyutlu dönüşümü mümkün kılmaktır.

İlginizi Çekebilir

Bedîrxan Berzencî: Günahkar Bir Kelime; Kurdîstan
Uyuşturucu soruşturması: Dilek İmamoğlu’nun kardeşi Ali Kaya dahil 19 gözaltı

Öne Çıkanlar