:
Bir kent karanlık geçmişiyle yüzleşebilirse uygar bir kent kimliğine kavuşabilir. Holokost Turu Selanik’in Nazi İşgali dönemindeki gerçekleri sergiledi. Korkunç! Üstüne Udî Hayk’ı dinlemek…
Hocam bu aralar pek etrafta görünmediniz. Hayrola kayıplara mı karıştınız?
Yoo… Buradayım. Bu hafta iki etkinliğe katıldım hâlâ onların etkisi altındayım.
Ne tür etkinliklerdi?
15 gün önce, duymuşsundur, Dünya Holokost Anma Haftasıydı. Selanik Belediyesinin sol fraksiyonu bir Holokost Turu düzenlemişti, ama fırtına yüzünden bir hafta gecikmeyle yapıldı bu tur. Ona katıldım.
Nasıl bir tur oldu?
Selanik’in eski tren garının önünde buluştuk. Burası Nurhan Hoca’nın dedesinin 1912 ve öncesinde gar müdürü olduğu istasyon. 10-15 kişi katıldı tura. Biz Türkiye heyeti olarak 5 kişiydik. Bizim yaşlarda, bir Tarih profesörü rehberimizdi. Adamın soyadı Klarneticis idi. Dedesi müzisyenmiş.
Rehberin açıklamaları Yunanca mıydı?
Evet ama sağolsun Yorgo bize Fransızcaya tercüme etti. Murat da bir bilgisayar uygulaması sayesinde, rehberin Yunanca sözlü açıklamalarını yazılı olarak İngilizceye çeviriyordu. Rehber ayrıca anlattığı döneme ilişkin orijinal fotograf ve belgeleri poster kadar büyütmüş, açıklama yaparken bu görsel malzemeleri de gösteriyordu. Verdiği bilgiler çok ilginç, çok ufuk açıcı.
Neler anlattı?
Selanik’de Nazi işgali başlayınca, 1943 yılında Mart ayından Ağustos ayına kadar yaklaşık 50 bin Yahudiyi evlerinden, okullarından ve işyerlerinden tutuklayıp önce tren istasyonunun karşısındaki alanda kurdukları çadır kamplara koymuşlar. Buradan da kafileler halinde hayvan yüklenen vagonlara bindirip Auschwitz-Birkenau kampına göndermişler.
Bir Direniş olmamış mı?
Galiba çok az olmuş. Çünkü o zamanın fotograflarında gördük. Nazi askerlerinin kordonu altında yüzlerce Yahudi kent merkezindeki caddelerden tren istasyonuna doğru yürütülüyor. Yol kenarındaki insanlar da mahsun çaresiz sadece bakıyor bu kafilelere. Ama Naziler bir aşamadan sonra Yahudilerin ardından, komünistlerle Romanları da toplamaya yeltenince Selanik’in komünistleri ve Romanları sıkı bir dayanışmaya girip bu sevkiyatı bir ölçüde engelleyebilmiş.
Ne kadar sürdü tur?
Yaklaşık 3 saat sürdü. Tren istasyonundan, kent merkezine doğru yürüdük. Toplam 5 mola, yani 5 noktada açıklamalar yaptı rehber. 15-20 bin adım atmışız. Yoruldum ama değdi. Sinagog’un önünde sona erdi tur. İnsanın yaşadığı kentin ak ve kara geçmişini öğrenmesi, bilmesi lazım. Kitapta olmayan bilgiler edindik.
Mesela?
Nazi işgali sırasında az sayıda da olsa Yunan işbirlikçisi pis herifler var. Yahudilerin terk etmek zorunda kaldıkları ev ve işyerlerine çöküyor. Bunlardan bir hakim, ondan fazla Yahudi evini ele geçirmiş. Ama işgal sona erince, bu hakim de Nazilerle birlikte Almanya’ya kaçmış. Galiba 1950’de Yunan hükümeti Almanya’dan bu adamın iadesini talep etmiş. Yargılayacaklar hakimi. Almanya red etmiş. Uzun müzakereler yapılmış, sonunda anlaşmış iki hükümet.
Nasıl anlaşmış?
Almanya demiş ki, bizim kol gücüne ihtiyacımız var siz bize bir kaç bin Yunan işçisi gönderin, bu mesele kapansın, demiş. Yunan vatandaşı hakim de Almanya’da yaşamaya devam etmiş.
Oryantalizm mi deniyor buna?
Ne dendiğini bilemem ama iki devletin iğrenç bir anlaşması bu.
Başka ilginç ne öğrendiniz?
Neredeyse her gün önünden geçtiğim ana caddelerin birinin köşesinde dönemin Selanik Belediye Reisinin Nazi komutana kentin anahtarını teslim töreni yapılmış. Fotografları gösterdi rehber. Acıklı, vahim bir tören. Nazi işgali altındaki Selanik’in en üst düzey askeri yetkilisi kimdi biliyor musun?
Yok, bilmiyorum.
Kurt Waldheim!
Aaa Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri idi değil mi? Hayret yani… Ama bir yandan da Yunanlılar demek ki kendi kentlerinin kirli geçmişini de sizin anlattığınız gibi gocunmadan anlatabiliyor… Bizde ise kentin ya da ilçenin ‘’Düşman İşgalinden Kurtuluş Günleri’’ kutlanır sadece. İşgal döneminde neler oldu bitti? Kim işgalciden yanaydı? Kim direndi bunları pek bilmeyiz değil mi?
Bilmeyiz tabi. Bilirsek bizim de Kurt Waldheim’larımız çıkar ortaya. Geçmişi olduğu gibi anlatmakta gocunacak bir şey yok. Geçmişte ne olup bitmişse bunun bütün çıplaklığıyla, olumlu olumsuz ayırdetmeden yazmak, çizmek, anlatmak lazım. Hakiki tarih bunu gerektirir.
Hocam bir de Udî Hayk’ın konserine gitmişsiniz.
A evet. İki gün sonra küçük bir konser salonunda, Atina’da yaşayan Ermeni udî Hayk Yazdjian’ın konserine gittik. Üç müzisyen döktürdü. Ud, bas gitar ve bateri. İlk bölümde Ermeni halk şarkılarını caz ve rock potasında yorumladılar. İkinci bölümde popüler Yunan şarkılarını bütün salon bir ağızdan söyledi. Bizim Cengiz ısrarla bu konsere gitmemi istemişti. Kanunî Görkem de tanırmış Hayk’ı. Konser bittiğinde Hayk önümden geçerken onu Türkçe tebrik ettim. Önce bir şaşırdı. Sonra düzgün bir Türkçe ile ayaküstü sohbet ettik. Bir çok bakımdan, kültürel ve müzikal açıdan bilhassa, bize ya da bana yakın bir mecradan seslenen udî Hayk’ın nağmeleri, şarkıları, ritmleri çok iyi geldi ruhuma.
Memnun olmuşsunuz anlaşılan.
Evet. Çünkü hergün Trump, Erdoğan, El Şaara, Öcalan haber ve yorumlarından gına geliyor insana. Başka evrenlere, başka ufuklara çok ihtiyacımız var.
(SON/RD)










