Mecit Zapsu: İtaat Ne Zaman Erdem Sayıldı

Genel

 İtaat, ilk bakışta masumdur. Düzeni korur, çatışmayı azaltır, birlikte yaşamayı mümkün kılar. Kurallara uymak, büyüklerin sözünü dinlemek, verilen işi doğru yapmak… Çocukluktan itibaren bunlar öğretilir. “Söz dinleyen” çocuk övülür; “uyumlu” olan makbuldür. İnsan, itaat ederek iyi biri olduğuna inanır. Bu yüzden itaat, başlangıçta ahlakın içinde durur. Karmaşayı yatıştırdığı, sorumluluk aldığı düşünülür. İnsan, itaat ederek yanlış yapmadığını hisseder.

Çünkü ölçüt bellidir: Kural vardır, talimat vardır, usul vardır. Doğru olan, bunlara uymaktır. Ama itaat, sorgulamayı dışladığı anda biçim değiştirir. “Neden?” sorusu geri çekilir; yerini “Benden istenen bu” alır. İnsan, karar vermediğini söyleyerek rahatlar. Yük hafifler. Vicdan, bir süreliğine askıya alınır. Çünkü artık seçen o değildir; uygulayan biridir. Bu askıya alma hali rahatlatıcıdır. Karar verme yükü omuzlardan kalkar; ahlaki ağırlık başkasına devredilir. İnsan, yaptığı şeyin sonuçlarını düşünmek zorunda kalmaz. “Ben sadece yaptım” demek, geçici bir huzur sağlar. Ama bu huzur, bedelsiz değildir. Zamanla vicdan körelir; sorumluluk duygusu silikleşir. İtaatin dili yavaş yavaş değişir. “Doğru mu?” sorusu yerini “Uygun mu?”ya bırakır. Etik yerini prosedüre teslim eder. İnsan, yaptığının neye yol açtığını değil, doğru şekilde yapılıp yapılmadığını ölçer. Uyum, sorumluluğu parçalara ayırır; herkes kendi parçasını yapar ve bütünü kimse sahiplenmez. Bir noktadan sonra itaat zorunluluk olmaktan çıkar; alışkanlığa dönüşür. İnsan artık emir beklemez; kendiliğinden uyum sağlar.

Ne soracağını, nerede duracağını, neyi görmezden geleceğini öğrenmiştir. Bu bilgi, korkudan daha etkilidir. Çünkü insan artık yalnızca uymakla kalmaz; uyumu içselleştirir. Gündelik hayatta bu devri sıkça görürüz. Bir okulda, uygunsuz bir talimat “sorun çıkarmamak” adına uygulanır. Bir hastanede, etik dışı bir prosedür “sistemin gereği” denilerek sürdürülür. Bir iş yerinde, adaletsiz bir karar “kurumsal kültür” adına savunulur. Kimse büyük bir kötülük yaptığını düşünmez; herkes yalnızca işini yaptığını söyler. Tam da burada itaat, ahlaki bir tercih gibi sunulmaya başlar. “Disiplin”, “sadakat”, “takım ruhu” gibi kelimeler devreye girer. Uyum erdemleşir. Sorgulamak sorun çıkarmak sayılır. Vicdan, artık bireysel bir zayıflık gibi algılanır. Tarihin karanlık sayfalarında da aynı dil yankılanır.

En büyük suçların, çoğu zaman küçük memurların “görevini yapmasıyla” mümkün hâle geldiği görülmüştür. Kimse kendini kötü biri olarak görmez. Emirler vardır, prosedürler vardır. İnsanlar, yaptıklarının sonuçlarını değil, kurala uygunluğunu düşünür. Kötülük burada bağırarak değil; sıradanlaşarak yayılır. Ama itaat her zaman korkudan doğmaz. Çoğu zaman konforla beslenir. Karar vermemek rahatlatır. Sorumluluğu taşımamak hafifletir. İnsan, kendini yormadan “iyi” kalabileceğine inanmak ister. Bu inanç, itaati bir erdem gibi parlatır. İtaatin kırılma noktası, vicdanla karşı karşıya geldiği andır. Bazen bu bir bakıştır.

Bazen yapılan şeyin bir başkasına zarar vereceğini fark etmek. Bazen de yalnızca içten gelen bir huzursuzluk… İnsan bir an durur ve şunu hisseder: Kurala uymak, beni sorumluluktan kurtarmıyor. O anda itaat erdem olmaktan çıkar; bir kaçış biçimine dönüşür. Çünkü ahlaki yük devredilemez. Kimse “ben sadece yaptım” diyerek bütünden sıyrılamaz.

Bu fark ediş çoğu zaman sessizdir. Gürültülü bir isyan gibi değil; içte oluşan küçük bir çatlak gibidir. Her itaat suç değildir. Her karşı çıkış da erdem sayılmaz. İnsan bazen gerçekten düzeni sürdürmek için uyar. Bazen susmak daha büyük bir zararı önler. Ama sorgusuz uyum, gri alanları tehlikeli biçimde genişletir.

Çünkü insan, bir noktadan sonra yalnızca başkasının kararlarını değil, kendi vicdanını da başkasına bırakır. Belki de asıl soru şudur: Bir insan, “ben sadece yaptım” dediğinde, gerçekten artık karar vermiyor mudur? Yoksa karar vermekten vazgeçmeyi, en güvenli ahlaki pozisyon sanarak mı seçiyordur

İlginizi Çekebilir

Rojava’dan Şam’a çağrı: Esir takası güven inşası için acil bir adımdır
İranlılar, Amerika ile yürütülen müzakerelerde ‘endişe ve umudu’ bir arada yaşıyor

Öne Çıkanlar