Behice Feride Demir: Allah’ın Kızları / Kürdistan’da Müslüman Kadınlar Arasında Kitabı

Yazarlar

Gezi, anı, mektup ve inceleme yazıları her zaman okurları bulunan ve sevilen yazınsal türlerdir. Zamanın şartları, konu, mekan ve anlatıcılar farklı olsa da günlük hayatın esrarengizliği ve yazanın kaygısız anlatımı, bu türdeki eserlerin cazibesini artırıyor.

Bu nedenle en sıradan tanıklık ve yaşanmışlık bile akademik, diplomatik, dinsel, edebi hatta sosyolojik bir veriye dönüşebiliyor. Gezilen yer, görülen kişiler ile şeylerin özgünlüğü sosyal ve politik tarih için de kaynağından bilgi işlevi görüyor.

Danimarkalı antropolog Henny Harald Hansen’ın 1950’lerin Kürdistan’ında Dokan Barajı, Halepçe, Pencewîn, hatta Rewanduz’u kapsayan araştırma gezisi onun için mesleki deneyimken bizler için belgedir. Hansen’ın dört aylık gezisini anlatan « Allah’s  Dorte » kitabı,  Allah’ın Kızları/ Kürdistan’da Müslüman Kadınlar Arasında adıyla İngilizceden Zelal B. Ayman tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Kitap 2000 yılında Avesta Yayınları etiketiyle çıkmış ve internette yeni baskısı da görülmüyor.

Kitap bizde bizim evin halleri duygusunu uyandırsa da yabancı bir antropoloğun gözünden Kürdistan’ın o dönemdeki sosyal dokusu ve hayat düzeninden enteresan kesitler taşıyor. Kitabın, günümüzde ortodoksiye varan kadın özgürlüğü tartışmalarına tarihsel bağlamda Kürt kadınlarının ev, aile ve millet mefkuresi içindeki konumunu anlamamıza yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Zira Kürdistan’daki kadın hareketlerinin uzun zamandır toplumsal dinamizmi ideolojik notosa göre yorumladığını biliyoruz. Endüstrileşmenin ve eğitimin çok az, kentleşmenin binalardan ibaret olduğu, ekonominin tarım ve hayvancılık üzerinden yürüdüğü bir süreçte Kürt kadınlarının sosyal düzenin ana muhatabı olması H. Harald Hansen’i şaşırtmışa benziyor. Dönem itibarıyla kadınların, evdeki üretim ekonomisi başta olmak üzere; aile, eğlence, giyim, mutfak kültürü, konaklama ve iletişimde  yarattığı hareketlilik kültür, dil ve ulus üçlüsünü de birbirine bağlamıştır.

Egemenler ve onların ezberlerinden etkilenen teorilerin çizdiği çaresiz, iradesiz, çözümsüz ve yardıma muhtaç Kürt kadını imajı kitaptaki anlatımlarla da bir kez daha boşa düşüyor. Kürdistan’daki misafirliğini ve yaşadıklarını 12 başlıkta toplayan Hansen, tarafsızlığını elden bırakmazken bilgiçlik ya da oryantalist bir tutum da takınmamıştır.

Öyle ki bir yanda evinde kaldığı Kürt şeyhinin misafirperverliğine istinaden kitabına ulvi bir ad seçerken, diğer yandan yaşanan sosyal ve sınıfsal farklılıkların da altını çizmeyi ihmal etmiyor.

Kürt kadınlarının tüm hayati uğraşları ile merkezde bulunduğu kitapta, yerli ve yabancı skalasında Kürt kadınlarının Batılı bir aydın ve bilim insanını şaşırtan halleri defaatle karşımıza çıkıyor. Hansen, “Bu kadınları gördüğünüz zaman bağımsız bir Batılı kadının övündüğü özgürlüğünün bundan daha iyi olduğundan o kadar da emin olmayabilirsiniz.” derken bunun neden ve niçinlerini araştırmacı gözüyle açıklıyor. Evlilik, çeyiz, komşu ziyaretleri, eğlenme biçimi, süslenme ve ölüm gibi ritüelleri önyargı yerine milletlerin özgünlüğü ile açıklayan Hansen, Kürt kadınlarının giyimindeki şıklık ve özgürlükçü yaklaşımları ise detaylarıyla yazmış.

Batılıların Doğu’yu harem ve çarşafla tanımasının etkisinden olacak ki Kürt kadınlarının çarşafı sadece pazara gidişte ve aile içinde, başörtüsünü bile çok az kullanması ona mucize gibi geliyor.

Elbette kitapta Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesinden dolayı yaşanan yoksulluk, altyapı, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerin azlığı da yerini almıştır. Hansen, kadınların hayatını gözlemlerken Kürdistan’da sözü geçen bir aktör olmayı nasıl sürdürdüklerini de anlamaya çalışıyor:

“Bana en ilginç gelen şeylerden biri de benimle karşılaşan hiçbir Kürt kadınının bana gıpta etmemesi oldu. Tam aksine benim sıradan Avrupai giysilerin içinde acınası ve zavallı olduğumu ve dünyayı tek başıma dolaştığımı düşündüklerinden benim için üzülüyorlardı.” analizini ironi ile gerçeğin bir karışımı olarak okuyabiliriz. Allah’ın Kızları adıyla yazılan bölüm aynı zamanda gezinin ve gözlemlerin antropolojik çıkarsamalarla harmanlandığı, kitabın gayesinin açıklandığı yerdir. Devamında Hansen, İslam’ın nasıl çoklu bir emperyalizme dönüştürüldüğünü 2026’da bile referans alınabilecek şu sözlerle dile getirmiştir: “İslam’ın egemen olduğu yerlerde ana sosyal ayrım zengin ile fakir veya farklı sosyal sınıflar arasında değil, cinsiyetler arasında ortaya çıkar. Toplum ve aile erkek ve kadın olmak üzere iki parçaya bölünmüştür.”

Kanımca Ortadoğu’da kadın hakları ele alınırken bu realite hala es geçiliyor. Hansen’in de yazdığı gibi akademi, ideolojik çekişmeler ve siyasi çıkarlar gereği tarih çalışmalarında bu yönü yeterince tartışmıyor. Ancak tarihte sadece zaman değişir, zemin ise hep aynı kalır. Muhammed Peygamber’den bu yana Arap Yarımadası’nda kadınlara çarşaf ve avlu dışında alan tanınmadığını bugünkü İslami rejimlerden biliyoruz. Hatta HTŞ ile yapılan reorganizasyon, Ortadoğu’da demokrasi ve eşitliğin bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu göstermektedir. Arapların ve Türk kamusunun kurduğu yeni ideolojik hatlara baktığımızda, Kürt kadınlarının bu çemberden çıkışlarının ancak kendi miraslarına sahip çıkmakla ayakta kalabileceğidir.  Hansen ve pek çok batılı  araştırmacı, diplomat ve misyonerin yaptığı benzer çalışmalar önemlidir. Zira Kürdistan’ın Kürtlere yasaklandığı bir dönemde görev gereği de olsa yapılan bu çalışmalar kayıp yıllarımızın izini sürmek için birer dayanak sayılır.

Kitabın yeni bir  baskısı gençler için faydalı olacaktır.

 

İlginizi Çekebilir

Washington’dan Pakistan’daki konsolosluklara tahliye kararı
Fransa: Rafale uçakları BAE’yi hedef alan İran dronlarını vurdu

Öne Çıkanlar