Zalimlerin ve zulüm edenlerin akıbeti er ya da geç ortaya çıkar. Tarih boyunca halkına baskı uygulayan, adaleti ayaklar altına alan ve iktidarını sürdürmek uğruna masum canlara kıyan yönetimlerin sonu hep ibretlik olmuştur. Bu dünyada hazin bir yıkılışla, ahirette ise ilahi adaletle yüzleşeceklerine dair inanç, mazlumların yüreğinde kalıcı bir teselli kaynağıdır. Zulüm ile abat olunmaz; baskı ve korku üzerine kurulan hiçbir düzen uzun ömürlü olamaz. Halkını katleden, düşünce özgürlüğünü yok eden ve farklı kimlikleri sistematik biçimde ezen bir rejim meşruiyetini yitirir. Meşruiyet ancak halkın rızası, adalet ve hukuk ile var olabilir.
Aksi halde böyle bir düzen yıkılmaya mahkûmdur. İran’da Humeyni ile başlayan ve Ali Hamaney döneminde zirveye ulaşan yönetim anlayışı, özellikle muhaliflere ve Kürt halkına yönelik sert politikalar nedeniyle yıllardır ağır eleştirilere maruz kalmaktadır. Ülkenin birçok bölümü için İran adeta dev bir açık hava hapishanesine dönüşmüş; farklı kimlik ve düşüncelere karşı amansız baskılar uygulanmıştır. Bu süreçte en derin yaraları alanlardan biri mazlum Kürt halkıdır. Siyasi liderler, aydınlar ve kanaat önderleri sistematik olarak hedef alınmış; kimileri sürgünde yaşamak zorunda kalmış, kimileri ise suikastlarla hunharca öldürülmüştür: Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Abdurrahman Qasimlo 1989’da Viyana’da, Sadık Şerefkendi ve arkadaşları 1992’de Berlin’de ajanlar tarafından katledilmiştir.
Dini ve toplumsal lider Ahmed Moftizadeh ise uzun yıllar zindanlarda ağır işkenceye maruz kalmış ve 1993’te serbest bırakıldıktan kısa süre sonra işkencenin yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle vefat etmişti 2022’de Kürt kızı Jîna (Mahsa) Amini’nin ahlak polisi gözetiminde işkenceyle katledildi, kadın cinayetleri ve kitlesel protestolarla birlikte bu zulmün yalnızca siyasi değil, aynı zamanda cinsiyet ve etnik boyutunu da tüm dünyaya göstermiştir. Zindanlarda özellikle Kürtlere uygulanan sistematik hak ihlalleri, idamlar, vinçlerle gerçekleştirilen infazlar ve ağır baskılar, binlerce ailede silinmez travmalar bırakmıştır. Bu suçlar yalnızca belirli bir topluluğu değil, tüm insanlığın vicdanını yaralamaktadır.
Bugün yaşanan gelişmeler karşısında tepkiler çeşitlidir: Kimileri rejimin sembol isimleri için üzüntü duyarken, kimileri geçmişteki acıları hatırlayarak haklı bir öfke beslemektedir. Bu çelişki, toplum hafızasında adalet duygusunun ne denli köklü olduğunu ortaya koyar. 28 Şubat 2026’da Ali Hamaney’in ABD-İsrail ortak saldırılarında öldürülmesiyle rejim tarihinin en büyük kırılmasını yaşadı; güç boşluğu, kitlesel protestolar ve yas-kutlama karışımı sahneler, zulmün sürdürülemezliğini kanıtladı.
Zalimlere destek verenler ya da zulüm karşısında sessiz kalanlar da er ya da geç tarih ve vicdan önünde hesap verecektir. Sonuç olarak, adalet arayışı insanlığın en evrensel ve değişmez değeridir. Hiçbir halkın acısı diğerinden daha az değerli değildir. Kürt halkının yaşadığı trajediler de tıpkı bölgedeki diğer tüm insan hakları ihlalleri gibi açıkça konuşulmalı, evrensel hukuk çerçevesinde yargılanmalıdır. Doğu Kürdistan Kürt partilerinin ulusal ittifakı halkımızın geleceği için çok önemlidir.
22 Şubat 2026’da PDKI, PJAK, PAK, Khabat ve Komala’nın kurduğu Siyasi Güçler Koalisyonu, tarihi bir adımdır. Rojava’daki deneyimlerden ders alarak ulusal birlik içinde hareket etmeli, toprağımız üzerinde özgürce yaşama hakkını kazanmak tek hedefimiz olmalıdır. Gerçek barış ve huzur ancak zulmün kökünden sona ermesi, hesap verebilirliğin tesis edilmesi ve her insanın onurunun koşulsuz korunmasıyla mümkündür.
*
/PÎK-Partiya Îslamiya Kurdistan Genel Başkanı/










