Futbola dair derin bir bilgim yok; sahadaki taktikleri, oyunun inceliklerini uzun uzun analiz edebilecek biri değilim. Ama bazen bir olay, kendi alanının çok ötesine geçer ve insanın içine, zihnine, hatta tarihine dokunur.
Amedspor’un Süper Lig’e yükseldiği o an da benim için tam olarak böyle bir şeydi.
O gece ortaya çıkan tabloyu izlerken kendime şu soruyu sordum: Bu neydi? Yüz yılı aşkın bir süredir özgürlük arayışı içinde olan bir halkın duyguları, özlemleri ve hayalleri miydi sahaya taşan? Çünkü biliyoruz ki özgürlüğün en temel şartı birliktir. Toplumsal ve ulusal birliktelik sağlanmadığında, en güçlü mücadeleler bile çoğu zaman arzu edilen sonuca ulaşamaz.
Yıllar boyunca farklı ideolojiler, farklı hareketler, farklı yollar denendi. Bu uğurda nice hayatlar kaybedildi, nice gençler toprağa düştü, nice annelerin gözyaşları dinmedi. Büyük bedeller ödendi, büyük sözler söylendi. Ama bütün bu çabalara rağmen, o aranan somut birliktelik ve ortak sonuç hep eksik kaldı.
Yakın dönemde Suriye’de yaşanan gelişmelerde bir kıpırtı, bir filizlenme hissedildi. Umutlar yeşerir gibi oldu; farklı kesimlerden çağrılar yükseldi, beklentiler oluştu. Fakat o da tam anlamıyla kök salıp kalıcı bir sonuca dönüşemedi. Sanki her seferinde bir şey eksik kaldı: Ortak bir ses, ortak bir ruh, ortak bir yankı…
Ve sonra, bir futbol takımının başarısıyla, belki de hiç beklenmedik bir anda, o eksik olan şeyin kısa süreliğine de olsa tamamlandığını gördük. Amedspor’un Süper Lig’e yükseldiği gece, yalnızca bir sportif başarı kutlanmadı. Dört bir yana dağılmış bir halkın, farklı coğrafyalarda yaşayan insanların, aynı anda aynı duyguda buluştuğu bir an yaşandı. Kürdistan coğrafyasının dört parçasında, Avrupa’da, hatta okyanus ötesinde bile aynı sloganların yankılanması, aynı coşkunun paylaşılması sıradan bir tesadüf değildi.
O an bana şunu düşündürdü: Acaba bu, yıllardır verilen mücadelenin, dökülen onca gözyaşının ve ödenen bedellerin toprağa düşüp yeşeren bir tohumunun ilk çiçekleri miydi? Belki de uzun zamandır aranan o birlik hissi, ilk kez bu kadar görünür ve bu kadar ortak bir şekilde kendini gösterdi. Belki de bu, sadece bir başlangıçtı—kırılgan ama umut verici bir başlangıç.
Çünkü bazen tarih, büyük siyasi metinlerde ya da meydanlarda değil; beklenmedik anlarda, insanların kalplerinin aynı ritimde attığı o nadir anlarda kendini belli eder. Ve o gece, belki de tam olarak böyle bir andı. Umudum şukî bu rîtim artık susmadan yeşeren filizlerin çiçek demetine dönüşüp özgür bir yaşam ve toprak müjdesi çocuklarımıza ulaşır.











