Hüseyin Gedik: Çözüm sürecinin ‘son hali’

Yazarlar
  • Kürt tarafını geri dönülmez bir yola sokarak, teslimiyet dayatarak medet ummak, iç muhalefeti hukukun sopasıyla hizaya getirerek etkisizleştirmek, savaşın bir başka biçimidir.
  • Çözüm sürecinin bunca zaman dilimi içinde Kürt sorunu diye tabir edilen hususa ilişkin çözüm emaresi dahi belirmiş değildir. İşin can alıcı konuları gündeme dahi gelmedi. 
  • Anlaşıldığı kadarıyla da yasal sürecin ilerlemesi için PKK’den silahların teslimi, üslenme alanlarının boşaltılması bekleniyor. Bundan sonra Meclis üzerine düşeni yapacakmış. Günümüzde bir bakkal dükkânı bile malını veresiye vermez.

Adında ‘Barış ve Demokratik’ kavramları olan bir süreci kim istemez ki? Savaştan yorgun düşmüş halkların arzuladığı kavramlardır. Gözleri görmeyen birinin, ışık istemesi gibidir fakat gel gör ki bu sürecin amacına uygun söylem ve eylem birliği içinde olunmaması, akıllarda soru işaretlerinin birikmesinden başka işe yaramıyor. Desteklenmesi ve geliştirilmesi gereken bu sürece bir taraf bütün varlığını yatırarak sonuca varmak isterken diğer taraf ise çok konuşuyor ama bir şey söylemiyor rehaveti içinde zaman tüketiyor.

‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ başladığından beri gidişatına dair iyimserlik ve karamsarlık ikilemi hep var oldu. Kaygı ve kuşku duyarak ihtiyatlı iyimserlik diyebileceğimiz bir yaklaşım sergilenip süreç için zemin oluşturuldu. Bu zeminde anlaşma, uzlaşma, mutabakat sağlanarak bir yol haritası belirlenmiş değildir. ‘Kervan yolda düzülür’ misali karşılıklı sözler üzerine pozisyon belirleniyor. Söz konusu zeminde birçok şey var ama güven eksiktir.

2013-15 arası döneminde Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesiyle tertiplenen bir provokasyonla çözüm süreci alabora oldu. Genel seçimde AKP iktidarı çoğunluğu kaybetmiş, bir nevi ricat etme durumu yaşanmıştı. Bu nedenle Dolmabahçe Mutabakatı’nı yırtıp atarak masayı devirmişti. İçinde bulunduğumuz süreçte de bir daha ricat etme yaşanırsa sürecin ruhuna Fatiha okumak kalacaktır.

Akıbeti devlete bağlı

Yaşanan bütün gelişmelerde varılan mevcut durum, çözüm sürecinin son hali oluyor. Söylenmesi gereken sözler söylendi ve söz tüketildi. Sürecin akıbeti devletin alacağı tutuma bağlandı kaldı. Sürecin tıkandığı, durduğu, dondurulduğuna dair açıklamalara bakılırsa işlerin yolunda gitmediğine dair sinyaller veriliyor.

Sürecin yasal-hukuki zemini olmadığı için şeffaflığından da bahsedilemez. Nerde tıkandı, nasıl tıkandığına dair ipuçları olsa da spekülasyonlara açık bilgilerdir. AKP iktidarının adım atmaması, zamana yayması, çözüm istiyor(muş) gibi görünerek hiçbir şey yapmaması, iyimserlikten ziyade endişeli bekleyişe yol açıyor.

Çözüm süreci, şayet Rojava’nın geleceğine, İran savaşının sonuçlarına, bölgesel savaşın seyrine, Türkiye’nin genel seçimlerine bağlanacaksa ucu açık bir süreç anlamına geliyor. Sürecin uzaması, toplumun çıkarından ziyade AKP-MHP’nin ittifakına ve iktidarın devamına yarayacaktır.

Toplumsal barış gibi büyük bir idealin, iktidarın siyasi çıkarlarına hizmet edecek şekilde değer görmesi her şeyden önce samimiyetsizliktir. Devlet Bahçeli’nin salı günleri grup toplantısında gündem belirleyen çıkışları meğer siyasetten söylenmiş içi boş süslü cümlelerden ibaretmiş. PKK’yi ‘devletin şefkatli kollarına’ teslim olmaya davet etmek de ne demekmiş? Çözüm yapılmadan sürecin bitirilmesine hazırlık yapılıyor demektir.

Asıl mesele hiç konuşulmadı

Kürt tarafını geri dönülmez bir yola sokarak, teslimiyet dayatarak medet ummak, iç muhalefeti hukukun sopasıyla hizaya getirerek etkisizleştirmek, savaşın bir başka biçimidir. Yumuşak güçle savaşın sürmesidir. Çözüm sürecinin son hal-i pürmelâli de iktidarın keyfine kaldı. PKK tarafı üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Stratejik değişiklikle birlikte geri dönülmez bir yola girdiğini kamuoyuna deklare etti. Yeni bir manifesto temelinde silahlarını yakarak yapısını bu sürece hazırlıyor. Bütün bu tek taraflı adımları yok sayarak, yasal güvence vermeden teslim olmayı beklemek iş bozanlıktır.

Sürecin ilerlemesi veya sonlandırılmasının, sadece PKK’nin varlığına bağlanması da doğru bir seçenek değildir. PKK yapısını devlete tehdit olmaktan çıkarmak için bir kereliğine mahsus yasal bir düzenlemeyle hukuk sisteminin içine çekmek mümkündür. Asıl mesele, Kürt halkının doğuştan gelen haklarının yasal güvencesidir. Dil-kültür serbestiyesi, kendisini ifade etme, örgütleme ve yerelde yönetme özgürlüğüdür.

Çözüm sürecinin bunca zaman dilimi içinde Kürt sorunu diye tabir edilen hususa ilişkin çözüm emaresi dahi belirmiş değildir. İşin can alıcı konuları gündeme dahi gelmedi. En basitinden Kürt halkı kendi ana dilini kamu alanında konuşacak mı, eğitim dili olarak varlık bulacak mı? Bu konularda hiçbir güvence verilmezken nasıl bir çözüm formülü üzerinde anlaşma sağlanacak acaba? Doğrusu bunlar merak konusudur.

Çözümün ruhuna aykırı

Anlaşıldığı kadarıyla yasal sürecin ilerlemesi için PKK’den silahların teslimi, üslenme alanlarının boşaltılması bekleniyor. Bu işlemlerin de Türk istihbaratının ve güvenlik güçlerinin teyidiyle belgelendikten sonra Meclis üzerine düşeni yapacakmış. Günümüzde bir bakkal dükkânı bile malını veresiye vermez. Banka işlemlerinde, iş sözleşmelerinde sıkı sıkıya bağlanmış güvenceler olmadan ödemeler yapılmaz.

Devletin hiçbir konuda yasal bir güvence vermeden süreci başarıyla sonuçlandırmak istemesi çözümün ruhuna da aykırıdır. Çatışan tarafların barışması, sorunların giderilmesine dair anlaşmanın sağlanmasıyla mümkündür. Kürdistan’da husumetli ailelerin, aşiretlerin barışmasının bile kendisine has bir usulü vardır. Devlet aklının bu geleneksel barışma usulünden feyz alması bile sürecin gelişmesi için yeterli olacaktır.

Çözümde alınan mesafelerin onurlu bir barışla taçlandırılması için devletin atacağı adımlar belirleyicidir. Henüz fırsatlar ve uygun zemin varken çözüm dışındaki seçeneklere ihtiyaç duymadan, anlam yitimine uğramadan rasyonel duruma uygun yol almak en doğru tercih olacaktır.

 

/Bu yazı Özgür Politika Gazetesi’nden alınmıştır/

İlginizi Çekebilir

Kediyi çağırıp yağ çözücü sıktılar: İki market çalışanı adli kontrolle serbest
Türkiye kayıt dışı servetle neden barışıyor?

Öne Çıkanlar