Amed Mardin: Kürt Sanat Trajedisi ve ‘Kurmancî Here Gulê’; Bir Şarkının Ardındaki Derin Soru

Yazarlar

 Birkaç hafta içinde “Kurmancî Here Gulê” TikTok’tan Instagram’a, Almanya’daki Kürt diasporasından Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar her yerde yankılandı. YouTube’da yalnızca bir hafta içinde 1,1 milyon izlenmeye ulaştı; farklı bir versiyonu ise 5 gün içinde 800 bin izlenme aldı. Kürtçe bilmeyen insanlar “Kurmancî” kelimesini tekrarlıyordu. Hülya Avşar şarkıya eşlik ettiği bir video paylaştı. Bu, küçümsenemeyecek bir kültürel andı.

Ama bu anın altındaki gerçek, kutlamadan önce dikkatle okunmayı hak ediyor.

Şarkının en çarpıcı yanı, herhangi bir bestecinin ya da müzisyenin kaleminden çıkmamış olmasıdır. Eser yapay zeka tarafından üretildi; belirli bir sanatçıya değil, dijital bir projeye ait. Üstelik sözleri dil bilgisi açısından kopukluklar içeriyor, anlam bütünlüğü zayıf. Nakarattaki “Kurmancî here gulê” ifadesi bile birebir çeviride anlamsız bir yere denk geliyor. Dilini bile tam öğrenememiş bir algoritmanın ürettiği bu parça, milyonlara ulaştı. Şimdi şunu sormak gerekiyor: Kürt kültürünün sesi yüzyıllarca yaşayan insanların bedeni, hafızası ve acısıyla korundu. Bugün bu ses, bir algoritmanın çıktısıyla mı temsil edilecek?

Ses Olmadan Var Olmak: Tarihin Mirası

Kürt halkı çağlar boyunca farklı devletlerin sınırları içinde yaşadı; kendi ulusal kurumlarından, resmi arşivlerinden ve bağımsız bir kültür akademisinden büyük ölçüde yoksun bırakıldı. Tarih, pek çok toplumda kitaplara yazılır. Kürtler için tarih çoğu zaman stranlarda ve kilamlarda yaşadı. Dengbêjler bu geleneğin omurgasıdır. Onlar yalnızca şarkıcı değildi; aşk hikâyelerini, göçleri, kıtlıkları, sürgünleri ve toplumsal yasları kuşaktan kuşağa taşıyan yaşayan arşivlerdi. Yazılı kaynakların susturulduğu ya da yakıldığı dönemlerde bile dengbêjin sesi devam etti. Bu yüzden dengbêjlik yalnızca bir folklor türü değil, alternatif bir tarih yazımıdır.

Evdalê Zeynikê, Ayşe Şan, Meryem Xan, Arif Cizirawî, Şakiro ve halen yaşayan efsane Şivan Perwer gibi isimler bu mirası olağanüstü koşullar altında taşıdı. Sürgünlerde yaşadılar. Yasaklarla mücadele ettiler. Kürtçe yayın yasaklandı, kasetler toplatıldı, konserler engellendi. Bir dilin şarkısını yasaklamak, o dilin hafızasını hedef almaktır; bu nedenle Kürt sanatçıların tarihi yalnızca sanat tarihi değil, aynı zamanda ifade özgürlüğünün ve kültürel hakların tarihidir.

Sanat Emeğinin Görünmez Bedeli: Şivan Perwer Örneği

Kürt sanatçılar yalnızca devlet baskısıyla değil, kendi çevrelerinde de kronik bir değersizleştirmeyle karşı karşıya kaldı. Bu meseleyi soyut bir eleştiri olarak değil, bizzat yaşanmış bir gerçek olarak aktarabiliyorum: Yıllarca Şivan Perwer ile çalıştım ve bu meselelere yakından tanık oldum. Şivan ve grubu için organizatörlerden 5.000 Euro talep ettiğimde, çoğu bunu fazla buluyor ve itiraz ediyordu. Bu rakamı bir an için düşünmek gerekiyor. İçinde müzisyen ücretleri, teknik ekip, yol ve konaklama giderleri, prova ve hazırlık süreci, prodüksiyon maliyetleri var. Sahnede görünen tek kişidir; görünmez emeğin yükünü taşıyan ekip ise hesaba katılmaz.

Oysa aynı organizatörler başka İbrahim Tatlıses, Kazım Es Sahir v.b. sanatçılara, Kürt asıllı Türkçe ya da Arapça popüler isimlere, bunun çok çok üzerinde bütçeler ayırmayı olağan karşılıyordu. Bu durum ekonomik olduğu kadar psikolojiktir. Sömürgeleştirilmiş toplumların bir özelliği, kendi değerine yabancılaşmaktır. Kürt sanatçısının emeğini sorgulamak alışkanlık haline gelirken, başkasına ödenen para normal görünür. Tartışılan para değil, sanat emeğinin değeridir.

Siyaset ve Sanat Arasındaki Gerçek Gerilim

Kürt siyasal hareketleri yıllar içinde kültürel alanı örgütlemede belirleyici bir rol oynadı. Müzik, tiyatro ve sanat alanında kurumlar kuruldu, etkinlikler düzenlendi, sanatçılar desteklendi. Bu katkılar yadsınamaz. Ancak bu ilişkinin diğer yüzü de aynı şekilde konuşulmalıdır. Bazı siyasi yapılar zamanla Kürt sanatçısını özgür ve bağımsız bir üretici olarak değil, hareketin sözcüsü olarak konumlandırdı. Sanatçıyı maddi olarak kendine bağımlı kıldı; bağımsız kalmayı tercih eden ya da bu çerçevenin dışında hareket etmeye çalışan sanatçıların ise önünü kesmekten çekinmedi.

Bu baskının en çarpıcı örnekleri, kendi ayakları üzerinde durmayı başaran isimler üzerinde görüldü. Şivan Perwer, Civan Haco, Aynur Doğan ve döneminin en popüler Kürt sanatçılarından Mem Ararat bunların başında gelir. Konserlerinde siyasi sloganlar atıldı. Sahneye baskın düzenlendi. Kürt kitleleri bu sanatçıları boykot etmeye çağrıldı. Yani bir sanatçıyı susturmak isteyen devlet mekanizmalarından farklı bir mantık, bu kez içeriden işledi. Kürt kültürünün saygınlığı adına verilen mücadele, bazı dönemlerde kendi sanatçısına karşı yürütüldü. Bu çelişki, bugün hâlâ açıkça tartışılmayı beklemektedir.

Dijital Çağ: Fırsat mı, Tehdit mi?

“Kurmancî Here Gulê”nin yarattığı dalga, Kürtçenin dijital görünürlüğü açısından gerçek bir kazanımdır. Kürtçe bilmeyen insanlar bu şarkı sayesinde lehçenin adını öğrendi. Sosyal medya platformları, yeni kuşakların dille temas kurmasına alan açtı. Bu olumlu bir gelişmedir ve hakkını teslim etmek gerekir. Ama tablonun diğer yüzü de görmezden gelinemez. Algoritmalar kısa dikkat sürelerine göre içerik seçer; hızlı tüketilen işleri öne çıkarır, derinlikten çok tekrar edilebilirliği ödüllendirir. Şarkının vokalleri o kadar gerçekçiydi ki milyonlar, gerçek bir Kürt sanatçısının sesini aradı, oysa karşılarında bir algoritma vardı.

Sanatçı kimliğinin ve telif haklarının gelecekte nasıl şekilleneceğine dair bu tablo ciddi sorular doğuruyor. Yapay zeka müzik üretiminde maliyetleri düşürebilir, bağımsız üretimi kolaylaştırabilir. Bunlar gerçek imkânlardır. Ancak zaten kırılgan olan Kürt müzik ortamında gerçek sanatçının daha da görünmez hale gelmesi riski de bir o kadar gerçektir. Algoritmalar ucuz üretimi sever; gerçek sanat ise zaman, emek ve yaşam deneyimi ister. Yapay zeka dengbêjlik gırtlağını taklit edebilir, ama dengbêjin taşıdığı tarihi taşıyamaz.

Asıl Tehlike: Ustanın Susması

Bugün pek çok Kürt sanatçı müzikten geçinemediği için başka işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bu durum yalnızca bireysel bir trajedi değil, uzun vadeli kültürel bir kırılma noktasıdır. Profesyonel sanatçı sayısı azaldıkça ustalık zinciri kopar. Genç kuşaklar bu alanda kendine yer bulamadığını görünce sanattan uzaklaşır. Kültürel hafıza yavaş yavaş zayıflar. Bir toplum sanatçısını korumuyorsa, zamanla sesini de kaybeder. Ve ses bir kez yitirildi mi, bir algoritma onu geri veremez; çünkü algoritma acıyı bilmez, sürgünü bilmez, annenin ninniyle aktardığı dili bilmez.

Viral Olan Değil, Köklü Olan

“Kurmancî Here Gulê” dinlendi, paylaşıldı, sevildi. Ve bu gerçek anlamda bir başarıdır. Kürt müziğinin dünyada tanınırlığına, Kürt imajına ve dilin görünürlüğüne yaptığı katkı yadsınamaz. Ama bir şarkının viral olması, Kürt müziğinin yapısal sorunlarını çözmüyor; aksine bu sorunları daha net bir mercek altına koyuyor. Asıl görev viral olanı alkışlamakla bitmiyor.

Gerçek sanatçıyı desteklemek, telif haklarını güvence altına almak, gençlere bu alanda gelecek açmak, dengbêjlik mirasını yaşayan bir pratik olarak korumak gerekiyor. Ve en az bunlar kadar önemli olan, Kürt sanatçısının kendi toplumu içinde maruz kaldığı değersizleştirmeyi, gerek ekonomik gerek siyasi boyutlarıyla dürüstçe tartışmak gerekiyor. Bazı halklar tarihlerini kitaplara yazar. Kürtler tarihlerini şarkılarına sakladı. Bu şarkıların gerçek sahiplerini görmezden gelerek yalnızca viral sesleri kutlamak, o tarihin sessizce yeniden çalınmasına izin vermektir.

İlginizi Çekebilir

Almanya’dan İHA’lara karşı savunma kalkanı
Serhad Serhad: Ermenistan nereye gidiyor?

Öne Çıkanlar