🔴ABD Başkanı Trump, 14-15 Mayıs’ta Çin’i ziyaret ediyor. Zirveden küresel etkiye sahip büyük anlaşmalar çıkacak mı? Gündemde hangi konular öne çıkıyor?
Deutsche Welle’den Dang Yuan’ın haberi:
ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretini Nisan ayında iptal etmişti ama şimdi 14-15 Mayıs tarihlerinde ziyareti gerçekleştirecek. Günümüz dünyasında ekonomik büyüme ve iklim değişikliği gibi küresel sınamalara çözümler getirmek, sadece dünyanın bu en büyük iki ekonomisinin iş birliğiyle mümkün. ABD dünyanın en büyük ve Çin ikinci büyük ekonomisi. Çin aynı zamanda sera gazı emisyonlarında dünyada birinci, ABD ikinci sırada.
Bu açıdan bakıldığında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Trump’ın buluşmasının başarısızlıkla sonuçlanma lüksü yok. İki taraf da bu konuda mutabık. İki lider arasında varılması beklenen mutabakat küresel boyutta olacak. Aynı zamanda iddialı iki lider kendi halklarına da kendilerini haklı çıkaracak sonuçlar aldıklarını göstermek istiyor. Bu, özellikle de Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Trump için geçerli. Her iki lider de görüşme sonrasında “güçlü adam” imajını korumak istiyor.
Trump bu konuda komünist Çin’e güveniyor. Çin’den taahhütler kopardığında ardından başarı haberlerinin geleceğini iyi biliyor. Zira Pekin, 13 yıldır iktidarı sıkı şekilde elinde tutan devlet başkanını bir başarısızlıkla zor durumda bırakmak istemiyor.
Ancak Trump’ın çantasında, hoşuna gitmese de gerektiğinde ABD kamuoyuna anlatabileceği bazı tavizleri de hazır bulundurması gerekiyor. Pekin’deki düşünce kuruluşu Pangoal’dan siyaset bilimci ve Pekin Uluslararası İlişkiler Üniversitesi’nin eski profesörü Chu Yin, “Trump’ın dış politika cephesinde acilen olumlu haberlere ihtiyacı olduğuna” işaret ediyor.
Chu Yin, “Trump’ın anketlerdeki durumu, Kasım’daki ara seçimler öncesinde dibe vurmuş durumda. Çin’in müttefiki İran’a hızlı bir askerî saldırıyla diz çöktürme, ardından bu başarıyı Pekin’de kutlayıp müzakere kozu olarak kullanma planı tutmadı” değerlendirmesinde bulunuyor.
Çinli uzmana göre Trump artık, gümrük vergileri üzerinden yürüyen ticaret savaşında en azından kısmi bir anlaşma ihtimaline bel bağlamak zorunda. Görüşme öncesinde iki ülkenin müzakerecileri Salı ve Çarşamba günleri Seul’de uzlaşma yolları arayacak. ABD’nin ekonomi heyeti de Çin’den yeni siparişler almak istiyor. Böyle bir gelişme, Cumhuriyetçi lider için ara seçim kampanyasına güçlü bir başlangıç fırsatı sunabilecek.
3 Kasım’da ABD Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamı ile Senato’daki 100 sandalyeden 33’ü için seçim yapılacak. Kongre’nin her iki kanadında da Cumhuriyetçilerin şu anda kıl payı bir çoğunluğu bulunuyor. Aynı zamanda 36 eyalette ve üç ABD bölgesinde valilik seçimleri gerçekleştirilecek.
Kırmızı çizgi Tayvan
Çin’in gözünde ise ABD ile diplomatik ilişkilerde aşılmaması gereken kırmızı çizgi, Tayvan‘ın hukukî statüsü. Çin, Tayvan’ı, 1949’da Mao Zedong tarafından kurulan Çin Halk Cumhuriyeti’nin “ayrılıkçı bir eyaleti” olarak görüyor. Ancak demokratik şekilde yönetilen adada hâlâ 1911’de kurulan “Çin Cumhuriyeti”nin anayasası geçerli.
Pekin’in hukuk anlayışına göre “Çin Cumhuriyeti”nin de bağımsız bir ülke olarak “Tayvan” sıfatının da varlığı yok. Sadece tek bir Çin mevcut. Tayvan Çin’in bir parçası ve Halk Cumhuriyeti, Çin’in tek meşru hükümeti. Pekin yönetimi, işte bu üçlü yaklaşımı “Tek Çin İlkesi” olarak adlandırıyor ve bu ilke, Çin Halk Cumhuriyeti ile kurulacak her türlü diplomatik ilişkinin temel şartı kabul ediliyor.
1972 tarihli Şanghay Bildirisi, ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasının temel belgelerinden biri sayılıyor. Ancak bu belgede ABD yönetimi, “Tek Çin İlkesi”ni yalnızca “not ettiğini” beyan etmişti. Ayrıca bu beyandan, ABD’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ni mi yoksa Çin Cumhuriyeti’ni mi kastettiği de açık biçimde anlaşılmıyor.
Buna karşılık ABD’de 1979’da çıkarılan Tayvan İlişkileri Yasası, ABD yönetimine “Tayvan’a savunma amaçlı silah sağlama” ve “Tayvan halkının güvenliğini ya da sosyal ve ekonomik sistemini tehdit edecek her türlü güç kullanımına veya baskıya karşı harekete geçme” yetkisi veriyor.
Trump’ın Ocak 2025’te başlayan ikinci görev dönemi sırasında Tayvan ABD’li şirketlere 11,1 milyar dolarlık rekor silah sistemleri siparişi verdi. Trump’ın Çin ziyareti öncesinde 8 Mayıs’ta Tayvan parlamentosu silah alımlarına yönelik yeni bir yasa çıkardı. Yasa, 2033 yılına kadar 25 milyar dolarlık Amerikan silah sistemleri satın alınmasına imkân tanıyor.
Pekin, Trump’ın hukukî çerçeve içinde önemli bir hareket alanına sahip olduğunu görüyor. Bu nedenle Trump’ın zirvede Tayvan konusunda Pekin çizgisine daha yakın bir açıklama yapmasını sağlamak için elindeki tüm imkanları kullanacağı değerlendiriliyor.
Pekin, mevcut küresel dengelerdeki stratejik önemini kullanarak Trump’ı Tayvan’dan gelebilecek milyarlarca dolarlık siparişlerden uzaklaştırmaya çalışabilir. Hong Kong’daki Küreselleşme Merkezi’nin kurucusu ve başkanı Peter Qiu, ABD’nin İran savaşında Çin’in desteğine ihtiyaç duyduğunu vurguluyor.
Aynı şekilde, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşının sona erdirilmesinde de Çin’e kilit bir rol düşüyor. Trump’ın ardından, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de en geç Haziran ayında Pekin’de ağırlanması bekleniyor.
Çin iki savaşta da taraf değil. Pekin, Birleşmiş Milletler’in çıkardığı tüm uluslararası yaptırım kararlarına katî bir şekilde uyduğunu savunuyor. Ancak Çin, kapalı kapılar ardında Tahran ve Moskova ile yoğun görüşmeler yürütüyor.
Geçen hafta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Pekin’deydi. Çinli mevkidaşı Vang Yi, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada İran savaşının bölgesel ve küresel barışı tehlikeye atmasından duyduğu endişeyi dile getirdi, aynı zamanda Çin’in İran’ın nükleer gücü sivil alanda barışçı bir şekilde kullanmasını desteklediğini, bunun her egemen ülkenin hakkı olduğunu vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanı ayrıca “İran savaşının tüm taraflarının, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli geçişini sağlama yönündeki uluslararası beklentileri karşılamasını beklediklerini” söyleyerek ABD’ye de mesaj verdi. İran savaşında üç haftadır yürürlükteki ateşkes sırasında ABD de Barsa Körfezi’nden geçişleri kısmen bloke ediyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Trump ile birlikte Pekin’e gidip gitmeyeceği henüz belirsiz. Florida eyaletinin senatörü olduğu dönemde Hongkong ve Sincan’da insan hakları ile ilgili yaptığı sert açıklamalar nedeniyle Çin Rubio’ya seyahat yasağı getirmişti.
Ticaret savaşında kısmî uzlaşı çıkar mı?
Trump’ın Pekin yönetimine ticaret konusunda mesajı net: Dünya yalnızca Çin ürünleri satın almamalı, Çin aynı zamanda ABD ürünleri de alarak ticaret fazlasını dengelemeli. Trump, bir yıl önce dengesiz ticaret nedeniyle Çin mallarına yüksek gümrük vergileri getirmişti. Bu vergilerin bir kısmı daha sonra askıya alındı. Ancak iki taraftan müzakereciler şimdiye kadar kayda değer bir uzlaşıya varamadı.
ABD’nin ceza tarifelerine rağmen, ABD Ticaret Bakanlığına bağlı Nüfus Bürosu istatistiklerine göre Çin, 2025 yılında neredeyse 202 milyar dolarlık bir fazla verdi. Bu, AB üyesi Macaristan’ın yıllık ekonomik üretiminin tamamına yakın bir miktar. Tübingen Üniversitesinde doktora çalışması yapan Peter Qiu, “Çin, ABD ürünlerini satın almaya hazır. Fakat Çin de karşılık görmek istiyor. Örneğin yapay zekâ için kullanılan ABD yarı iletken ürünlerine yönelik ihracat yasağının gevşetilmesi gibi” diyor.
ABD, ileri düzey yapay zekâ çipleri için sıkı ihracat kontrolleri getirdi. Bunlar, karmaşık algoritmalarla makine öğrenimi için özel olarak geliştirilmiş yüksek performanslı çipler. Çin her ne kadar bu üretim teknolojisini edinme sürecinde olsa da, ABD’nin yasak kararı nedeniyle süreç oldukça yavaş ilerliyor. Qiu, sonuç olarak, iki büyük ulusun devlet çıkarları söz konusu olduğunda bir ‘büyük anlaşma’ya varmalarını bekliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Haziran’da planlanan ziyaretinde de Ukrayna savaşının sona erdirilmesi gündemde olacak. ABD Başkanı Trump Çin’den, savaşın sona ermesi için Moskova üzerindeki nüfuzunu kullanmasını defalarca talep etmişti. Hafta sonunda Moskova’dan ilk yumuşama işaretleri geldi. Kremlin lideri Putin, İkinci Dünya Savaşının sona ermesinin yıl dönümü vesilesiyle Moskova’da düzenlenen zafer geçidinin ardından yaptığı açıklamada, Ukrayna savaşının sona yaklaşmakta olduğunu duyurdu. Ancak daha fazla ayrıntı vermedi.










