AMED (Nûpel) – Nûpel TV kameraları bu kez rotasını tarihi Sur ilçesine çevirdi ve kapılarını Ahmet Arif Müzesi’yle izleyicilerine açtı. Kürt şair Ahmet Arif’in anısına kurulan müze, yolu Diyarbakır’a düşen herkesin görmeden şehirden ayrılmadığı en önemli duraklardan biri olma özelliğini taşıyor.
Diyarbakır’ın tarihi dokusunu hislerinizin derinliklerine kadar hissedebileceğiniz bu müze, bazalt taşından inşa edilmiş 120 yıllık bir konaktır.
Dili Türkçe olsa da kalbi Kürtçe atıyordu
Her ne kadar büyük şair Ahmet Arif şiirlerini Türkçe kaleme almış olsa da, Kürt edebiyatı tutkunları nezdinde çok özel bir yere ve büyük bir onura sahiptir. Müzede sanatçının eserleri, nadide fotoğrafları, yaşamı boyunca kullandığı kişisel eşyaları ve kendi el yazısıyla yazdığı birçok şiiri görülebilir.
120 Yıllık Bir Konak: Edebiyat için bir ev
Ahmet Arif Edebiyat Müzesi, 2001 yılında, sahibi Hacı Halit Kutlug olan 120 yıllık tarihi bir konakta açıldı. Sur’un özgün mimarisiyle dikkat çeken bu konak, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilerek şairin adına tahsis edilmişti.
Müze, altı oda ve geniş bir avludan oluşmaktadır. Arif’in kişisel eşyalarının yanı sıra burada binlerce kitabı barındıran zengin bir kütüphane de bulunmaktadır. Ayrıca müzenin odalarında, bölgede yetişmiş pek çok şair ve yazarın portreleri sergilenmektedir.
Sur’un Kalbinde Cahit Sıtkı ile komşuluk
Görkemli mimarisiyle ziyaretçileri hayran bırakan bu kültür merkezi, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi’nin hemen yanında yer alıyor. Şehrin kültürünü ve tarihini korumak adına Ahmet Arif Müzesi, Diyarbakır’ın edebiyat hazinesi olarak kabul ediliyor.
Ahmet Arif bir şiirinde şöyle der…
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…










