Almanya’nın Bonn kentinde bir bilim merkezinde Diakurd konfederasyonu sahipliğinde düzenlenen bir konferansa katıldım ve bu konuda yapılan tartışmalar sonrasında eksik gördüğüm gelecek yanları ve normatif olarak yapılması gerekenleri ele almak istiyorum. Gün boyunca süren tartışmalar, beni burada paylaşmak istediğim bazı düşüncelere yönlendirdi. Bu yazı, o salonda dinlediklerimden, ama daha çok orada görmediklerimden doğdu. Kürt diasporası için bir gelecek vizyonu tartışmalarına Diyaspora’da yaşayan Kürt aydınlarının katılması gerekiyor. Bu çerçevede Kürt asıllı Alman vatandaşı çocukların babası olarakta katkı sunmayı sorumluluk olarak görüyorum.
Toplantıda, Kürt diasporasının köklü ve örgütlü iki büyük yapısı temsil ediliyordu. Farklı ülkelerde şubeleri, yıllardır süren faaliyetleri ve geniş bir üye tabanı olan bu iki konfederasyon, salonun ağırlığını oluşturuyordu. Ancak diasporada en az onlar kadar güçlü, belki de örgütlenme kapasitesi açısından onlardan daha geniş bir başka ağ, o gün orada değildi. Bu eksiklik, tesadüf değil. Kürt siyasetinin diasporadaki görünümü, yıllardır birbirine paralel ilerleyen, birbirinin etkinliklerine nadiren katılan yapılardan oluşuyor. Ve bu durumun ardında, bence daha derin bir sorun var: Kürt siyaseti, bağımsız bir ulusal kimlik etrafında değil, daha çok örgütlere, hatta bazen tarikat ya da cemaat türü bağlılıklara benzeyen bu örgütlerin aidiyetleri etrafında şekilleniyor. Kişi önce bir örgütün, bir hareketin parçası oluyor, “Kürt” kimliği ise bunun arkasında, ikinci planda kalıyor. Bu, aşılması gereken bir durum.
Bu yazıda paylaşmak istediğim vizyon, tam da bunu aşmaya yönelik, adım adım ilerleyen bir yol haritası. Ama önce, bu yol haritasının neden gerekli olduğunu gösteren iki noktaya değinmek istiyorum: Kürt toplumunun kendi içindeki çeşitliliği, ve Ocak 2026’da Rojava’da yaşanan saldırılar sırasında Kürtlerin dünyanın her tarafında ayağa kalkması, muazzam dayanışma ve protestolarla Diyaspora Kürt toplumunun gerçek potansiyelini gözler önüne seren bir deneyim oldu. Kürtler, tek bir inanç ya da kültürel bloğa indirgenemeyecek kadar çok yönlü bir toplum. Alevi Kürtler, Yezidi Kürtler, Sünni Kürtler, Feyli Kürtler var. İsrail’de yaşayan Kürdistanlı Yahudiler var. Sonradan inancını değiştiren Hristiyan Kürtler var. Farklı bölgelerden, farklı dillerden ve lehçelerden gelen, farklı tarihsel deneyimlere sahip insanlar var. Bu çeşitlilik, aşılması gereken bir engel değil, korunması gereken bir zenginlik. Bu yüzden, ileride şekillenecek herhangi bir ortak platformun veya forumun tasarımında, bu çeşitliliğin görünür kalması gerektiğini düşünüyorum.
Herkesin kendi inancı, kendi kültürel aidiyeti ve kendi tarihiyle otonum bir şekilde bu platformun içinde yer alabilmesi, ve bunu yaparken öncelikle “Kürt” kimliği üzerinden, diasporanın ortak meselesine katılabilmesi, üst kimliğin bu şekilde örgütsel ya da mezhepsel kimliğin önüne geçmesi gerekir. Uluslararası alanda, diasporada yaşayan bir Kürdün kendini ifade edebileceği ortak bir zemin, ancak otonom bu çeşitlilik korunarak ve aynı zamanda ortak bir kimlik etrafında bir araya gelinerek oluşabilir. Bonn’daki konferans, bana bunun ne kadar mümkün ve ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha gösterdi. Salondaki tartışmalar, ortak çalışma isteğinin gerçek olduğunu gösteriyordu. Eksik olan, herkesi aynı masaya davet edebilecek, hiçbir örgütün gölgesinde kalmayan, ve Kürt toplumunun tüm renklerine yer açan bir çerçeve.
Ocak 2026:
Görünür hale gelen bir güç Bu vizyonun neden şimdi, başka herhangi bir zamandan daha fazla anlam taşıdığını gösteren güçlü bir örnek, Ocak 2026’da yaşandı. Suriye’nin geçiş hükümetine bağlı güçlerin ve Türkiye ile bağlantılı unsurların Rojava’ya yönelik saldırıları karşısında, Avrupa’nın birçok şehrinde, kadın, erkek, çocuk demeden geniş kitleler sokağa çıktı. Bu mobilizasyon, sadece diasporanın kendi içinde değil, ABD ve Avrupa’daki karar alıcılar üzerinde de gerçek bir etki yarattı: birçok devlet ve siyasi aktör, gelişmeler karşısında açıkça tutum almak zorunda kaldı. Bu, önemli bir dersi açığa çıkardı: Kürtler, bir tehdit anında ayağa kalkabiliyor, sessiz kalmıyor ve Avrupa kamuoyunu da harekete geçirebiliyor. Bu, karar alıcılar üzerinde kalıcı bir iz bırakacak türden bir potansiyel. Ancak bu potansiyel, büyük ölçüde tepkisel kalıyor: bir kriz anında ortaya çıkıyor, kriz geçtiğinde ise yeniden dağılıyor.
Asıl soru, bu enerjinin sürekli, koordineli ve kurumsal bir yapıya nasıl dönüştürülebileceği. Aşağıda anlatacağım adımlar, tam da bunun için bir çerçeve sunabilir: kriz anlarında ortaya çıkan kitlesel gücü, krizler arasında da etkili kalan, sürekli bir sese dönüştürmek. Bunun için, Kürt siyaseti içindeki ideolojik ayrılıkların bir kenara bırakılması ve diasporadaki Kürt kitlelerinin, ulusal çıkarlar temelinde, ortak bir koordinasyon ve kurumlaşma etrafında buluşması gerekiyor. Bu, sadece diasporadaki Kürtler için değil, zor durumda olan Kürdistan parçalarında yaşayan Kürtler için, ve oradaki örgüt ve hareketler için de önemli bir katkı olur. Ocak 2026’da ortaya çıkan bu ruh, bir fırsat olarak görülmeli. Kürt kurumlarının, akademisyenlerin, iş insanlarının ve kamuoyunda tanınan isimlerin elini taşın altına koyması, mevcut potansiyeli görünür, etkili ve sürdürülebilir bir örgütlenmeye dönüştürmesi gerekiyor.
İlk adım:
Var olan örgütlerle birlikte çalışmak Bu dönüşüm, yeni paralel yapılar kurarak başlamamalı. Kürtlerin yaşadığı neredeyse her ülkede, kimi zaman on yıllardır faaliyet gösteren dernekler, kültür merkezleri, öğrenci örgütleri, kadın dernekleri, gençlik grupları ve tematik girişimler bulunuyor. Bu örgütlerin çoğu, hukuki statüye, üye tabanına, mekanlara ve örgütsel deneyime zaten sahip. Atılacak ilk adım, bu örgütlerle açık bir diyalog süreci başlatmak olabilir: burada özetlenen vizyonun tartışmaya açıldığı bir veya birden fazla toplantı. Hedef, hangi örgütlerin çalışmalarını araştırma, eğitim ve politika analizi gibi alanlara genişletmek ya da uluslararası bir ağa katılmak konusunda istekli olduğunu görmek olur. Mevcut konfederasyonların, Bonn’da o gün eksik olan yapı da dahil olmak üzere, ileride kurulacak herhangi bir forma ya da foruma, kendi örgütsel kimliklerini koruyarak ama partiler üstü, bağımsız bir çerçevede katılması büyük önem taşıyor. Bu yaklaşım, var olan emeği ve yerel yapıları gözeterek, yeni ile eski örgütler arasında bir rekabet veya çift başlılık riskini de azaltır, ve diasporanın gerçekten geniş bir kesimini bu vizyonun içine çeker. Ulusal düzeyde örgütler: Hukuki temel ve iki sütun Her ülkede, o ülkenin vatandaşlığına sahip Kürtler tarafından kurulan ve yönetilen, kar amacı gütmeyen örgütler önemli bir temel oluşturabilir.
Hukuki statü ülkeden ülkeye değişir, ancak ortak nokta şudur: o ülkenin vatandaşları tarafından kurulan ve o ülkenin kurallarına göre çalışan bir örgüt, hem bağış ve fon başvurularında hem de kurumlar ve ortaklar nezdinde farklı bir meşruiyete sahip olur. Bu örgütler, baştan itibaren iki alanı birbirine bağlayabilir. Birinci alan, araştırma, eğitim, politika analizi ve demokrasi, insan hakları, ekonomi, göç gibi konularda yayınlar gibi içerik odaklı çalışmalardır. İkinci alan ise kültürel ve toplumsal çalışmalardır: Newroz kutlamaları ve diğer etkinlikler, Kurmancî, Soranî ve diğer Kürtçe lehçelerinde dil kursları, müzik ve edebiyat geceleri, gençlik grupları, kuşaklar arası projeler. Bu ikinci alan, yukarıda anlattığım çok renkliliğin, yani farklı inanç ve kökenlerden gelen Kürtlerin kendi değerleriyle bu yapının içinde yer bulabilmesinin de en doğal alanıdır. Bu iki alan birbirini tamamlar. Sadece araştırma yapan ama toplumsal tabanı olmayan bir örgüt küçük ve kırılgan kalır. Sadece etkinlik düzenleyen ama içerik üretmeyen bir örgüt ise siyasi açıdan görünmez kalır. İkisinin birleşimi, hem topluma kök salmış hem de bilgi üretimi açısından etkili bir yapı ortaya çıkarabilir. Ağ kurma ve uluslararası bir araştırma kurumu birkaç ülkede bu tür örgütler bir süre düzenli çalıştıktan sonra, daha üst düzey bir koordinasyon için zemin oluşur. Bu, önce gevşek ve proje temelli olabilir: ortak araştırmalar, yönetim kurulları arasında düzenli iletişim, ortak bir dijital platform. Bu deneyim üzerine inşa edilecek uluslararası bir araştırma kurumu, demokrasi ve hukukun üstünlüğü, eğitim, ekonomik kalkınma, barış ve çatışma araştırmaları gibi konularda düzenli rapor ve analizler üretebilir.
Brüksel ve Washington gibi şehirlerde bir varlık, uzun vadede anlamlı olabilir, ancak bu, çalışan bir yapı üzerine eklenen bir genişleme adımı olarak düşünülmeli, başlangıç noktası olarak değil. Yıllık bir forum: Kürdistan Global Forumu Bu yapının en görünür unsuru, yıllık olarak düzenlenecek bir forum olabilir. Bu forum, güncel krizlere tepki vermek ya da siyasi pozisyonları sergilemek yerine, Kürt toplumunun on ya da yirmi yıl sonraki konumunu, önümüzdeki zorlukları ve mevcut çözüm önerilerini tartışmaya açık bir alan olarak tasarlanabilir. Forum da kademeli olarak büyüyebilir: önce ulusal bir örgütün, bir üniversite veya vakıfla birlikte düzenleyeceği bir veya iki günlük bir etkinlik olarak başlayabilir; ardından farklı Avrupa şehirleri arasında dönüşümlü olarak düzenlenebilir; son aşamada ise genel oturumlar, tematik paneller, genç katılımcılara yönelik bir program ve geniş medya ilgisiyle çok günlük bir etkinliğe dönüşebilir. Katılımcılar arasında araştırmacılar, örgüt temsilcileri, iş insanları, gazeteciler ve sivil toplum temsilcilerinin yanı sıra, dikkatli bir değerlendirme sonrasında Kürtkerin farklı inançları, Ermeni, Asuri, Dürzi, Arap ve Türk Alevileri ve Yahudi diasporalarından konuklar da yer alabilir. Ve en önemlisi: bu forum, Bonn’da o gün eksik olan yapı da dahil, diasporadaki tüm büyük konfederasyonların ve Kürt toplumunun tüm inanç ve köken gruplarının, kendi kimlikleriyle bir araya gelebileceği bir masa olmalı.
Finansman: Şeffaflık temel ilke
Finansman, baştan itibaren birden fazla, açıkça beyan edilen kaynağa dayanabilir: Kürt iş insanlarının bağışları ve sponsorlukları, bireysel Kürt vergi mükelleflerinin düzenli katkıları, ve ilgili ülkelerdeki kamu fonları, zira Kürtler de o ülkelerde vergi ödeyen vatandaşlardır ve sivil toplumun bir parçası olarak aynı erişim hakkına sahip olmalıdır. Belirli projelerin başlangıç aşamasında, Kürt yapılarından örnek olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden gelecek, süresi ve sonu önceden belirlenmiş bir başlangıç desteği de düşünülebilir; ancak bunun geçici olduğu net biçimde belirtilmeli ve yapının bağımsızlığını riske atmamalıdır. Her durumda, yıllık raporların yayınlanması ve tüm finansman kaynaklarının açıkça beyan edilmesi, güvenilirliğin ön koşuludur. Siyasi partilerden bağımsızlık Bu yapıların parti siyasetinden bağımsızlığı, sadece bir niyet beyanı olarak kalmamalı, tüzüklerde güvence altına alınmalıdır: siyasi partilerden üyelik veya mali destek alınmaması, yönetim kurullarında farklı ülkelerin, kuşakların ve diaspora içindeki farklı eğilimlerin temsil edilmesi, ve çalışmaların mesleki ve bilimsel ölçütlere göre yürütülmesi.
Diasporanın çeşitliliğini temsil etme iddiası, yıllar içinde kurulların bileşimi, çalışma konuları ve üye tabanının genişliğiyle sınanacak bir hedef olarak görülmeli, hazır bir mutabakatın ifadesi olarak değil. Ulusal örgütlerden başlayıp gevşek bir uluslararası ağa, oradan bir araştırma kurumuna ve yıllık bir foruma uzanan bu adım adım yol, siyaset, bilim, ekonomi ve sivil toplumdan Kürt isimlere her aşamada somut bir bağlantı noktası sunuyor. Ne bugünden, ne de tek bir konferanstan doğacak bir şey bu. Ama Bonn’da o gün masada olmayanları da kapsayacak, Ocak 2026’da gördüğümüz kitlesel gücü sürekli ve etkili bir sese dönüştürecek, ve diasporanın inanç, köken ve kültür temelli çeşitliliğini bir zayıflık değil bir güç olarak görecek bir yol haritası, üzerinde çalışmaya değer.










