Hürriyet Kaytar: Geçmişte verilen bedeller, bugünün politikalarını haklı çıkarmaz

Yazarlar

Siyasetin kapalı dili halka da yansıdı; insanlar artık öfkelerini açık alanda değil, kapalı mekânlarda ve dijitalde ifade ediyor. Krizi yönetmek yerine gecikmiş açıklamalara, savunmalara ya da toplumsal öfkeyi “dış güçlere” ve “organize dijital saldırılara” havale eden kolaycı refleksler, hakikatin üzerini örtemez. Oysa siyasetin asıl görevi, rahatlatıcı bahaneler bulmak değil, gerçeğin ağırlığını görebilmektir.

Siyasal hareketlerin zamanla yaşadığı temsil krizleri çoğu zaman teknik hatalardan değil, daha derin düzeyde çürüyen bir zeminden kaynaklanır. Kürt siyasetinin bugün içine sıkıştığı tıkanma da tam olarak böyle bir zeminin sonucudur. Bir yanda yüzyılı aşan bir toplumsal acı; diğer yanda bu acıyı temsil etmeye talip olan ama giderek hafifleyen bir siyasal pratik. Bu uyumsuzluk artık yalnızca bir performans sorunu değildir. Halkın acısı ağırdır; ama bu acıyı taşıyan siyaset bu ağırlığın sanki farkında değil.

Toplumun eleştirisini bot hesaplara indirgemek, manipülasyonlarla açıklamaya çalışmak; halkın nabzını tutamamanın, sesini duyamamanın itirafıdır aslında. Hele ki konu halkın kendisiyse, kimse hafif cümleler kuramaz. Çünkü bu halkın tarihsel hafızası; söylenen her sözü tartan, her iddiayı geçmiş deneyimleriyle ölçen, her politik yaklaşımı sınayan bir derinliğe dayanır. Yüzyılı aşkın acılar, mücadeleler, bastırılmış umutlar ve direnişlerle oluşmuş bir hafıza…

Böylesine ağır bir tarihin karşısında siyaset kendisine otomatik bir meşruiyet atfedemez. Geçmişte verilen bedeller, bugünün politikalarını kendiliğinden haklı çıkarmaz. Bu nedenle gerçekleri görmek istememek yalnızca hakikati değil, siyasetin kendisini de tüketir.

Halkın meşru eleştirisini görmezden gelmeyin. Duyguyu  organize kampanyalara ya da manipülatif operasyonlara indirgemek; toplumsal reflekslerin gerçek kaynağını ısrarla reddetmek anlamına gelir. Halkın duygusunu “dijital operasyon” diye küçümseyen bir siyaset, aslında halkından uzaklaştığını söylemiş olur.

Sorun da burada belirginleşiyor: Kürt siyasetinin, dış baskılardan önce kendi iç gerçeklerini duyamama konforuna sığınması. Yıllardır biriken yapısal sorunlar artık saklanamaz hâlde:Kapalı kapılar ardında süren tartışmalar.

Eleştiriden kaçan hassasiyetler…Dar çevre dayanışmalarına sıkışmış politik akıl Eleştiriyi ve özeleştiriyi zayıflık sayan alışkanlıklar…

Bütün bunlar birleştiğinde, toplumun yön verdiği bir siyasetin giderek yön duygusunu kaybettiği görülüyor.

Bugün en çok ihtiyaç duyulan şey, içeriden ve dışarıdan yükselen eleştirileri düşmanlaştırmadan duyabilme cesareti. Artık açıkça söylenmesi gereken bir gerçek var: Siyasetin kapalı hâli, halkla arasındaki güveni ciddi biçimde zedeliyor.

Eskiden işe yarayan refleksler artık yalnızca tepki üretiyor. Çünkü toplum çok net bir şey bekliyor:

“Bir kez olsun çıkın ve ‘evet, yanlış yaptık’ deyin. Halk ta imkânsız bir beklenti  yok. Sadece politik bir hatanın kabul edilmesi… Çünkü bu, toplumla yeniden bağ kurmanın ilk adımıdır. Fakat o cümle kurulamadığı için hem hata büyüyor hem de mesafe.

Toplumunun siyasetten beklentisi yıllardır değişmedi: Şeffaflık, açık sözlülük, netlik ve sorumluluk. Bu yokluğun yarattığı boşluk ise özellikle son yıllarda belirgin biçimde artan bir güvensizliğe dönüşmüş durumda çünkü bilgi artık tek bir merkezden akmadığı için halk kendi deneyimiyle boşluğu dolduruyor. “Paylaşmama” pratiği de her zamankinden daha fazla güven kaybına yol açıyor.

Siyaset şimdi iki yolun eşiğinde: Ya eleştiriyi düşmanlaştırıp içe kapanacak ya da yüzünü yeniden topluma çevirip eksiklerini kabul ederek güveni tazeleyecek.

Bu iki yol arasındaki fark büyüktür: Biri daralan, küçülen, yankı odasında kaybolan bir politika; diğeri ise nefes alan, halkıyla bağ kuran, geleceğe umutla bakan bir hareket.

Gerçek dönüşüm, halkın sesini duyabilmekten geçer. Eleştiriyi tehdit değil, ilerlemenin ön koşulu olarak gören bir siyaset; yalnızca bugünün krizini değil, yarının kuşağını da kazanır.

Bugün hâlâ söylenmeyen o tek cümle belki de bütün kilitleri açacak anahtardır: “Evet, yanlış yaptık.” Bu cümlenin ardından gelecek yüzleşme, hem siyaseti hem toplumu onarma gücüne sahiptir. Siyaset bazen tek bir adımla değişir. Önemli olan, o adımı atma cesaretini gösterebilmektir.

İlginizi Çekebilir

Hakan Fidan: ABD ile İran nükleer uzlaşıya yakın
DEM Parti’den “İmralı’ya gidecek gazeteciler” iddialarına yalanlama

Öne Çıkanlar