CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 402 sanıklı davada, 10. gün duruşmasında Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alınacak.
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 106’sı tutuklu 402 sanıklı İBB Davası devam ediyor.
İBB Davası’nın 10. gününde tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu savunmasını yaptı ve tahliye talebinde bulundu.
Duruşmaya verilen aranın ardından Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alındı.
Hakkında daha önce Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir takipsizlik kararı olduğunu kaydeden Çalık, “Dosya uzun süre Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekletilmiş; sonrasında soruşturmayı yapan savcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasıyla birleştirilmiştir. Hakkımdaki takipsizlik kararı rüşvet suçuna ilişkindi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması ise irtikap suçu üzerinden devam ettirildi. Hakkımdaki tutuklama kararı ‘suç örgütüne üye olma’ ve ‘irtikap’ suçundan dolayı verilmişti. Sonra iddianame kabul edildikten sonra görüyoruz ki, tutuklandığım suçun vasfı değişmiş ve ‘rüşvet’ olarak nitelendirilmiştir. Yani aslında savunmasını yapmadığım bir suçtan dolayı yaklaşık bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyorum” ifadelerini kullandı.
Dosyanın tanık ifadeleriyle çelişkiler barındırdığını kaydeden Çalık, “Uğur Güngör’ün beyanlarının ne kadar gerçeğe aykırı olduğunu; kendisinin ihbarcı olduğu bir dosyada sanık haline gelmesinden çok net bir şekilde anlayabilirsiniz. İhbarcı olarak girdiği dosyadan, iddianamede sanık olarak çıkmıştır” diye konuştu.
GÜLSEREN ÇALIK: BUGÜNÜ BEKLİYORDUM
Duruşmayı takip eden Mehmet Murat Çalık’ın annesi Gülseren Çalık, “Allah’ın izniyle güzel olacak. Heyecanlıyım, tespihim cebimde dua ediyorum, bekliyorum. Vallahi bugünü bekliyordum, ne diyeyim Allah büyüktür ve rahat etmek istiyorum. Allah’a emanet ediyorum onu” dedi.
18.04 | MEHMET MURAT ÇALIK SAVUNMASINA DEVAM EDİYOR
Çalık’ın savunmasında öne çıkanlar şöyle:
“Velittin Küçük, yanıma Zafer Gül ile geldiğini, benim kendisine “piyasanın kötü olduğu, belediyenin ihtiyaçları bulunduğu” yönünde sözler söylediğimi ve ardından altı daire istediğimi iddia etmiş Sayın Başkan. Bakın, yine isnat değişti; bu sefer “altı daire” oldu. Zafer Gül ise dört daire teklif edildiğini, sonunda da 13 daire verildiğini duyduğunu söylemiş. Sayın Başkanım, belediye başkanlığı tabii ki abartılacak bir iş değildir ama önemli bir kamu sorumluluğudur. Kişileri abartmamak lazım ama temsil ettiğiniz makam önemlidir. Sayın Velittin Küçük, bölgede belediye başkanlığı yapmış bir kişidir.
Bakın, şimdi daha fazlasını söylemek istemiyorum; inanın Beylikdüzü’nde ben de belediye başkanlığı yaptım, kendisi de yaptı. Gürpınar’da dolaşın —hadi diyelim diğer bölgelerde Velittin Bey’i tanımazlar ama Gürpınar’da herkes tanır— ve şu ifadeyi oradaki insanlara okuyun: “Piyasanın kötü olduğu, belediyenin ihtiyaçları bulunduğu…” Bunu hangi belediye başkanı söyler? Eğer yüz kişiden bir kişi derse ki, “Mehmet Murat Çalık böyle bir cümle kurar,” ben bu iddiaların hepsini huzurunuzda kabul edeceğim Sayın Başkanım. O kadar da iddialıyım. “Piyasalar kötüymüş…” Kendi belde belediyeleri zamanındaki alışkanlıklar hatırlarına gelmesin Sayın Başkanım! Belde belediyeleri, İstanbul’un kara delikleriydi. Bakın, kara delikleriydi! Çünkü Büyükşehir denetimine tabi değillerdi. Burada meslektaşlarım var, benim ne söylediğimi çok net anlıyorlar. Kafalarına göre meclis kararı alırlardı; “Senin yerini yeşil alan yaptık, senin yerini bilmem ne yaptık” diye… Eğer iddia makamı gerçekten “yüzyılın soruşturmalarını” açmak istiyorsa, belde belediyeleri dönemindeki evrakları bir incelemesi lazım. Madem altı daire istemişiz, karşı taraf dört daire teklif etmiş; peki nasıl 13 daire verilmiş? Velittin Bey’in söylediğine göre altı istemişiz, dört teklif edilmiş ama sonuçta 13 verilmiş!
“ARAŞTIRILMASI GEREKEN KİŞİ, O DÖNEMİN BELEDİYE BAŞKANI VELİTTİN KÜÇÜK OLMALIDIR”
Şimdi Davut Akay’ın ifadeleri de çok dikkat çekicidir Sayın Başkan. “Duymuştum, vakıf değildim” gibi ifadeler kullanıyor. İddia makamı bu anlatımların doğruluğunu hiç araştırma ihtiyacı hissetmemiş. Ben iddia makamı adına bunları araştırdım. Bilirkişilere bir ücret ödenir mi ödenmez mi bilmiyorum ama ben bir bilirkişi edasıyla her şeyi inceledim ve iddia makamının önüne koydum. Davut Akay; her blokta 9 kat olması gerekirken 5 kat fazla yapıldığı yönünde bir iddiada bulunuyor. Eğer ruhsat ve projeler incelenmiş olsaydı, imar planına ve imar durumuna bakılsaydı; tanığın yanıltıcı beyan verdiği iddia makamı tarafından açıkça görülecekti. Yine Davut Akay, konut vasfındaki bağımsız bölümlerin dükkâna çevrilmesi için rüşvet verildiğini bildiğini ileri sürüyor. Hatta diyor ki; “Bu eylem ilk kez yapılmıyor, bunlar daha önce de yaptı.” Örnek olarak da Perla Vista AVM’yi gösteriyor. Oysa söz konusu projeye ilişkin en son idari işlem —ki Perla Vista’nın ruhsatlarını da ek klasöre koydum— 27 Mart 2008 tarihinde düzenlenmiştir. Sayın Başkan, bu tarih itibarıyla belediye başkanı kimdir? Velittin Küçük! Şayet iddia makamı, “Bakın burada da bir usulsüzlük yapılmış, bu isimler bu işi ilk kez yapmamışlar, daha önce de dükkâna dönüştürme işi yapmışlar” diyerek bu beyanı delil olarak dosyaya koyuyorsa; iddia edilen işlem tarihi dikkate alındığında araştırılması gereken kişi, o dönemin belediye başkanı Velittin Küçük olmalıdır.
Tarih ve görev sorumluluğu bu kadar ortadayken, bu beyanın mevcut dosya kapsamında tarafıma yöneltilmesinin hiçbir mantıklı izahını göremiyorum. Benzer çelişkiler, tanık Velittin Küçük ile Zafer Gül’ün beyanlarında da mevcuttur Sayın Başkanım.”
12.30 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Resul Emrah Şahan’ın avukatı tahliye talebinde bulundu ve savunmasını bitirdi.
Mahkeme, duruşmaya ara verdi.
10.40 | ŞAHAN’IN AVUKATI: SUÇLAMALAR HUKUKİ DEĞİL, NİYETE İLİŞKİNDİR
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu savunmasına başladı.
Şanlıoğlu, savunmasında şunları kaydetti:
“Soruşturmanın başından iddianamenin düzenlenmesine kadar yapılan tüm iş ve işlemler, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine aykırı olarak yapılmış ve soruşturma anayasal hakların ihlali suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Bu soruşturmanın başından itibaren dosyaya erişim hakkımız kısıtlanmış, soruşturma yaygın tabirle gizli olarak yürütülmüştür. Ancak iddianame 11 Kasım 2025 tarihinde Sayın Mahkemenize sunulduğunda, henüz mahkemenizce kabul değerlendirilmesi yapılmadan, dolayısıyla gizlilik devam ederken bir basın toplantısıyla bu iddianame gazetecilere dağıtılmıştır. Biz müdafiler, süreç boyunca müvekkilimizin ifadesi dışında hiçbir belgeye erişemezken; gerçek olup olmadığı belli olmayan ifadeler —ki burada müvekkilin ailesine dair sorular soruluyor ama cevap veremiyoruz—, arama ve el koyma tutanakları ile iddianamedeki iddialar televizyon kanallarında ve internet sitelerinde yayınlanmıştır. Bu nedenle hukuka aykırı bir soruşturma yürütüldüğü kanaatindeyiz. Tatbik edilen yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin tamamı anayasaya, özellikle de “ölçülülük” ilkesine aykırıdır.
Böyle bir soruşturma sonucunda hazırlanan eldeki iddianame, sağlıklı bir yargılamaya elverişli değildir. İddianamenin iç tutarlılığı ile bir iddianameden beklenen asgari dil ve hukuki temellendirme bu metinde bulunmamaktadır. Şu an hepimizde iki farklı iddianame var: Birisi savcılık tarafından basına sızdırılan, diğeri ise imzalı olarak dosyada bulunan metin. Bu iki metin aynı değil efendim, sayfa sayıları bile farklı. Aynı iddianamede müvekkilin örgüt yöneticisi olarak zikredildiği ve TCK 220/5 uyarınca sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülen fiiller var; ancak hem giriş hem sonuç bölümünde “üye” sıfatıyla cezalandırılması istenmekte. 13 eylemin tamamında durum böyledir. Bazı eylemlerde şüpheli listesinde adı geçen ve somut fiil isnat edilen kişiler hakkında sonuç bölümünde cezalandırma talebi yoktur.
Eylemlerin değerlendirilmesinde görev tanımı ve yetki alanı dikkate alınmamıştır. Müvekkil, göreve gelmeden önce işlendiği ileri sürülen veya görev alanına girmeyen işlerden dolayı fail sıfatıyla sorumlu tutulmaktadır. Görevde olmayan veya göreviyle ilgili olmayan bir kişi, rüşvet veya irtikap suçundan sorumlu tutulamaz; ancak iddianamede bu hukuki donanım eksikliğini görmekteyiz.
Müvekkile yöneltilen suçlamalar bakımından sorun hukuki değil, bizce niyete ilişkindir. Eldeki delilden hareketle sorumlu aramak yerine, eldeki sanıklardan hareketle delil toplanmaya çalışıldığı aşikardır. Müvekkil hakkındaki soruşturma maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına yönelik değildir. CMK 160/2 uyarınca Cumhuriyet Savcısı’nın şüphelinin lehine olan delilleri de toplaması gerekirken, dün sorduğunuz grup altyapısıyla ilgili mesele bile dosyaya girmemiş; biz uğraşarak bulduk. Keşke dosyada yer alsaydı da en azından bu niyetin olmadığına dair bir bilgi akışımız olurdu diye düşünüyorum.
İddianamenin sonuç kısmında sadece aleyhteki hususları değil, lehteki hususları da belirtmek zorundadır. Gelin görün ki; bu iddianameye ve önümüzdeki binlerce sayfaya baktığımızda, maddi gerçeğin araştırılmasına, adil bir yargılama yapılmasına, müvekkil lehine delillerin toplanmasına ve nihayetinde lehe olan hususların belirtilmesine yönelik tek bir cümle, tek bir tespit bulunmamaktadır.”
“TAKİPSİZLİK KARARI ÇIKINCA ORTAYA ATILMIŞ BİR KURGU”
Çalık, senet iddialarına değinerek ‘Uğur Güngör’ün 2020-2024 yılları arasındaki çok sayıdaki ifadesinde senetle ilgili tek bir cümle, tek bir kelime dahi geçmediğini, ilk kez tanık olarak beyan verdiği 19 Mart 2024 tarihli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu ifadesinde ve akabinde 21 Ekim 2024 tarihli ifadesinde gündeme getirdiğini’ belirtti.
Uğur Güngör’ün, ilk ifadesinde “Fazla inşaat hakkına karşılık 13 daire devrettik” dediğini belirten Çalık, “Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturduğu ruhsat tarihi (22 Ekim 2015) ile daire devirlerinin bir yıl sonra yapılması arasındaki zamansal çelişkiyi —ve en önemlisi Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararı vermesini— bertaraf etmek için; ‘Senet verdik, ödeyemedik, senet ödenmeyince daireleri devrettik’ diyerek bu açığı kapatmaya çalıştığı çok net görülmektedir” ifadelerini kullandı.
Çalık, “Eğer gerçekten bir rüşvet senedi verilmiş olsaydı, bu durum en baştaki anlatımlarda yer almaz mıydı? Oysa senet iddiası; yıllar sonra devir tarihlerindeki çelişkiler açıklanamaz hale gelince ve Büyükçekmece’den takipsizlik kararı çıkınca ortaya atılmış bir kurgudur” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti:
“Bu uydurulan senet iddiasının kendi içinde de ciddi çelişkiler var. Sanki geçmişte bu olayla ilgili hiçbir ifade verilmemiş, hiçbir soruşturma yürütülmemiş gibi yeni bir senaryo yazılmıştır. Şimdi bu uydurulan senetlerdeki çelişkileri ortaya koyacağım: Zafer Gül’e göre: 25 Mart 2025 tarihinde; senetlerin %42’sinin kendisi, %58’inin ise yükleniciler Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım tarafından imzalandığını söylüyor. Önce “Uğur Güngör’le ben imzaladım ama Ali Gül imzalamadı” diyor, 5 Kasım’da ise tekrar dönüp “Ali de imzalamıştı” diyor. Uğur Güngör’e göre: 19 Mart 2024 tarihli beyanında; “7,5 daireye karşılık 7-8 adet senedi” kendisinin ve Zafer Gül’ün ayrı ayrı imzaladığını söylüyor. 21 Ekim’de ise bu sefer daire hesabı gidiyor, yerine “15 milyon karşılığı senedi” kendisinin ve Gül İnşaat’ın verdiğini, ofisinde imzalayarak Zafer Gül’e teslim ettiğini söylüyor Uğur Güngör.
Peki, senetler kime teslim edildi? Zafer Gül’e göre; 25 Mart tarihli ifadesinde, senetleri Uğur Güngör ile birlikte Fatih Keleş’e teslim ettiklerini söylüyor. Sonra 5 Eylül’de; Uğur Güngör’ün senedini, vefat eden avukat arkadaş Oğuzhan ile birlikte Fatih Keleş’e teslim etmeye gittiklerini iddia ediyor. Uğur Güngör ise 19 Mart’ta; 7,5 daireye karşılık 7-8 senedi imzalayarak Zafer Gül’e verdiğini, Zafer Gül’ün bu senetleri Mehmet Murat Çalık’a, yani bana verdiğini, benden de Ekrem İmamoğlu’na gittiğini iddia ediyor. Sonra 21 Ekim’de ise; senetlerin Fatih Keleş’te olduğunu Davut Akay’ın söylediğini ve ödemenin ona yapılması gerektiğini öğrendiğini anlatıyor. Ödemeyi yapan kim? Zafer Gül’e göre; 25 Mart’ta, Uğur Güngör’ün avukatı Oğuzhan ile birlikte yaptıklarını söylüyor. 5 Eylül’de ise bizzat 1 milyona yakın ödemeyi kendisinin elden yaptığını beyan ediyor. Uğur Güngör ise; ilk senedin ödemesini kendisi, Davut Akay ve Zafer Gül’ün birlikte yaptığını söylüyor. Geriye kalan senetler için “Ödeme yapamadık, ödeme yapamadığımız için daireleri devrettik” diyor. Fakat sonra 10 Mart’ta; 22 Ağustos 2016 tarihinde bankadan para çektiğini, avukatı Oğuzhan’a verdiğini, Zafer Gül ile birlikte Fatih Keleş’e aynı gün parayı teslim ettiklerini ve bunun “ikinci ödeme” olduğunu söylüyor! Az önce “Bir senet ödedik, gerisini ödeyemedik” diyen Uğur Güngör, bu sefer ikinci senedi de ödediklerini iddia ediyor. İfadeler orada duruyor Sayın Başkanım.
Peki, bu olaya kim şahit oldu? İddiaya göre; Uğur Güngör, Zafer Gül, Ali Gül, Davut Akay, avukat Oğuzhan ve şoför Hasan Aslaner. Avukat vefat ettiği için elimizde iki şahit kalıyor. Peki, bu şahitler ne diyor? Hasan Aslaner (Şoför): 11 Eylül’deki ifadesinde; Mehmet Murat Çalık’ı tanımadığını, tapu devriyle ilgili bilgi sahibi olmadığını ve para teslimi konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını açıkça ifade ediyor. Davut Akay: Önceki ifadesinde beni tanımadığını, ödeme yapmadığını, senet ödemesi ve teslimi sürecinde bulunmadığını beyan ediyor. Sonraki ifadesinde ise bu beyanını değiştiriyor Sayın Başkanım! Zafer Gül ile birlikte Fatih Keleş’e para vermeye gittiklerini, kendisinin muhasebe kısmında beklediğini, Zafer Gül’ün ise senetleri veya makbuzu geri aldığını iddia ediyor. Uğur Güngör’ün beyanlarındaki çelişkiler devir işlemleriyle de devam ediyor. Taşınmazların Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım’a devredildiği bilgisini kimden öğrendiğine dair anlatımı sürekli değişiyor: 21 Ekim’de “Davut Akay’dan öğrendim” diyor (ki Davut Akay kendi firmasıyla alakalı birisi değil). 8 Ekim’de “Çalışanlarımdan öğrendim” diyor. 19 Mart’ta ise “6-7 ay sonra muhasebecimiz fark etti” diyor. Sayın Başkanım; dosyada aynı senet ve aynı iddia üzerine birbirini tamamen dışlayan rakamlar ve anlatımlar bulunmaktadır. Sorulması gereken temel soru şudur Sayın Başkanım: Rüşvet bedeli Zafer Gül’ün söylediği gibi 6 milyon lira mı? Yoksa 7 milyon lira mı? Ya da Uğur Güngör’ün iddia ettiği gibi 15 milyon lira mı? Ne oldu bu rakamlara?
Çünkü müteahhit firma, inşaat ilerlemesine rağmen arsa sahibinden dairelerini alamıyor; arsa sahibi daireleri serbest bırakmıyor. Daireler serbest bırakılmayınca da müteahhit firma ciddi bir finansal zorluk yaşıyor. Bir taraftan inşaatı yürütüp para harcıyor, diğer taraftan ticari anlaşmazlıklar nedeniyle hak ettiği daireleri devralamıyor. Sayın Başkanım, emniyet tutanaklarında bize bir banka hareketi soruldu; bu sorgu iddianamede de yer alıyor. 17 Eylül 2018 tarihli bir banka transferi bana sorulduğunda, başlangıçta bu transferin neden sorulduğunu ve Esenyurt 193 ada 3 parsel ile ilgisini anlayamadım. Ancak sonra beyanları ve dosyayı inceleyince taş taş üstüne oturdu: Adem Soytekin, 22 Nisan 2021 tarihli beyanında ve İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliğine verdiği ifadesinde; söz konusu taşınmazları Ali Gül (Gül İnşaat) ile aralarındaki alacak-verecek ilişkisine mahsuben aldığını açıkça beyan etmiştir.
Aynı dönemde tarafların, yani Adem Soytekin ile Ali Gül’ün; Esenyurt ilçesi 193 ada 3 parselde “adi ortaklık” kapsamında yürüttükleri başka bir projeleri bulunmaktadır. Mahkeme heyetinize bu projenin ruhsatını da “Ek-7” olarak sunduk Sayın Başkanım. Adem Soytekin’in bu projeden karşılıklı mutabakatla ayrıldığı ve bu ayrılık nedeniyle taraflar arasında bir hesaplaşma yapılmasının zorunlu hale geldiği anlaşılmaktadır. Gerek taşınmazların devir tarihleri ile ortaklığın sona erdiği tarihler arasındaki zaman uyumu, gerekse tarafların resmi beyanları; bu devrin bir “rüşvet” değil, ticari ilişkinin tasfiyesi kapsamında olduğunu açıkça göstermektedir. Sayın Başkanım, bu eylemle ilgili son sözlerime geliyorum. Hem aynı konuda tekrar yargılanmam hem de bu asılsız iddialara bağlı olarak tutuklanmam haksızdır ve ölçüsüzdür. İsmini burada çokça zikrettiğim, suç ihbarında bulunan Uğur Güngör için de bir şey söylemem lazım: Meseleyi asla şahsileştirmek istemem ama bugüne kadar ortaya koymuş olduğu iftira niteliğindeki tüm beyanları, onu az önce belirttiğim gibi “tanık” konumundan çıkarıp “sanık” konumuna sokmuştur. Bana göre iddianamenin tek doğru tarafı, tek isabetli tespiti budur Sayın Başkanım. Bu kişinin cezalandırılmasını ayrıca ben de talep ediyorum Sayın Başkan. Bir kişinin, bir olayda müşteki ya da suç ihbarcısı konumundayken sanık durumuna düşmesi; onun beyanlarına bir değer atfedilmediğinin de göstergesidir.”
“Menfaat iddiasının tutarı, türü, zamanı, tarafları ve ödeme şekli bakımından hiçbir şekilde somutlaştırılamaması; ayrıca resmi ruhsat ve devir tarihleriyle anlatımların uyuşmaması, dosyadaki tanık beyanlarına dahi itibar edilemeyecek derecede farklılıklar içermesi karşısında; her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmamaktadır” diyen Çalık, üzerine atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirtti.
Mahkeme Başkanı’nın ara vermeyi sorması üzerine “Ben yorulmadım” diyen Çalık, Başkan’ın “Biz yorulduk, çok yoğun oldu. Sizi bağlamasın sonra” sözlerine şöyle yanıt verdi:
“Ne bağlayacak, beni bağlamaz Sayın Başkanım; ben kendimden eminim. İnanın, UYAP kaydıma baksanız benim hiçbir şey söylememe gerek kalmaz.”
“BEYANLAR DEĞİL, EVRAKLAR ÜZERİNDEN KONUŞALIM”
“Kübis” isimli projeden tarafına isnat edilen suçlara ilişkin açıklamalarda bulunan Çalık, özetle şöyle devam etti:
“İskan süreçleri, belediye başkanıyla görüşerek değil; teknik birimlere yapılan başvurularla, harçların yatırılmasıyla, SGK ve vergi dairesi ilişiksizlik yazılarının getirilmesi suretiyle yürütülen bir iştir. Ve bu yükümlülüklerin tamamı müteahhit firmaya aittir. İş bitirme belgesi düzenlendikten sonra iskan süreçleri müteahhit firmanın becerisiyle alakalıdır. 16 Ekim 2014 tarihinde müteahhit firma “kurumlara ilişik kesme yazısı” için belediyemize başvuruyor. Biz de hemen yazıları yazıyoruz. Daha sonra 14 Ocak 2015 tarihinde resmi iskan başvurusunda bulunuyor. O dilekçeyi de mahkeme heyetine sunduk. Sonra 20 Ocak’ta itfaiye raporu alıyor, 4 Mart’ta harçlarını ödüyor, 13 Mart’ta asansör ruhsat harcını ödüyor, 19 Mart’ta itfaiye iskan harcını ödüyor ve 23 Mart’ta da iskan belgesi düzenleniyor. Bunların hepsi evraklarımızda mevcut.”
“Beyanlar değil, evraklar üzerinden konuşalım istiyorum” diyen Çalık, şunları kaydetti:
“Metin Gül’ün beyanında ifade ettiği gibi iskanın verilmemesi veya gerçek olmayan gerekçelerle bekletilmesi söz konusu bile değildir. Peki, iddia makamı tarafından Metin Gül’e şu sorular sorulmuş mudur: “İskan için gerekli olan bütün evrakları tamamlamış mıydınız? Asansör projenizi ve itfaiye raporunuzu onaylatmış mıydınız? Harçları yatırmış mıydınız?” Bu soruların cevabı aranmadığı gibi tarafıma da bu konuyla ilgili herhangi bir sorgu yapılmamıştır. Somut evraklar incelenmemiştir. İddia makamı bunu araştırmakla mükelleftir ancak maalesef tarafımıza bir şey sorulmadığı gibi mahkemeye sunduğum evraklar belediyemizden de talep edilmedi. Şayet Metin Gül iskan harcını yatırmamış olsaydı şu an hala iskanını alamamıştı. Kendi aramızda para toplayıp biz mi yatıracaktık?”
“HEM KRONOLOJİK OLARAK HEM DE FİİLEN GERÇEK DIŞI”
İddianamede Kübis projesi kapsamında Metin Gül’ü, Adem Soytekin ve Fatih Keleş’e yönlendirdiğim iddiası da yer almaktadır. Bu iddia sanık ifadelerinde bile yoktur; sanık ifadelerinde olmayan bir iddia ortada durmaktadır. Bu iddia hem kronolojik olarak hem de fiilen gerçek dışıdır. Çünkü Metin Gül ile Adem Soytekin birbirlerini tanıyan kişilerdir ve benden daha eski bir tanışıklıkları vardır. İddianamedeki ifadeler incelendiğinde, tarafların birçok ticari ilişkisi olduğu da çok net bir şekilde görülecektir. Buna rağmen iddianamede, sanki hiçbir bağı olmayan iki kişiyi birbiriyle tanıştırdığım ve görüştürdüğüm iddia edilmektedir. Böyle bir tanıştırma söz konusu değildir Sayın Başkanım.
Bu eylemde iddianamenin dayandığı tek şey, Metin Gül’ün ve Adem Soytekin’in beyanlarıdır. Oysa Metin Gül, daire ve parayı iskan için verdiğini söylerken; Adem Soytekin, bu dairelerin tamamen ticari ilişkiden kaynaklandığını ifadelerinde belirtmektedir. Bu iki beyan bırakın birbirini doğrulamayı, birbirini çürütmektedir. Ayrıca Metin Gül ‘iki gün sonra konuştuk’ derken, Adem Soytekin ‘birkaç saat sonra’ demektedir; anlatımları zamansal olarak da birbiriyle uyumlu değildir. Buradaki eylemde sanık konumundaki Metin Gül’ün, ‘Defaten Murat Çalık ile görüştüm, iskan konusunda bize yardımcı olmadı’ dışında hakkımda tek bir beyanı dahi yoktur.
17.30 | DURUŞMA YENİDEN BAŞLADI
Duruşma, verilen aranın ardından yeniden başladı.
16.05 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Duruşmaya saat 17.30’a kadar ara verildi. Aranın ardından Mehmet Murat Çalık savunmasına devam edecek.
14.00 | MEHMET MURAT ÇALIK KÜRSÜDE
Aranın ardından tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık savunmasını yapmak için kürsüye çıktı.
Mehmet Murat Çalık’ın savunmasından öne çıkanlar şöyle:
“Meşru ve denetime açık bir kamu kurumu olan belediyelerimizin suç örgütü olarak gösterilmesinin son derece ağır olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak isterim. Elbette konu hukuki yönleriyle değerlendirilecektir; ancak benim vardığım sonuç nettir: Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur.
Sürekli ifade değiştiren, beyanları değiştikçe kendi içerisinde ve birbiriyle çelişen sanık ifadeleri… Bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan şahıslar. Ancak benim durumumda bir tuhaflık var. Nedir bu tuhaflık? Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller. Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyor da örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar? Aynı durum rüşvet suçu bakımından da geçerlidir. Aleyhime yöneltilen beyanları iftira niteliğinde görmekteyim.
Sadece özgürlüğü sınanan insanların somut delille desteklenmeyen beyanlarının mahkumiyet kurulması için yeterli olmadığını düşünmekteyim. Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım. Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu? Bu isnatlar bakımından ilk aşamada söylemek istediğim husus şudur: Belediye bünyesinde kamu yararına yapılan hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğimi buradan ifade etmek isterim.
“BELEDİYEYE KAZANDIRDIĞIMIZ EKONOMİK DEĞER 57,2 MİLYAR TL”
Biz 2014’ten bugüne —son veriyi söylüyorum Sayın Başkanım— 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan ürettik. 1 milyon 150 bin metrekare… Keşke bu alanların 50 bin metrekaresi Şişli’de olsaydı; yani ekonomik değeri açısından söylüyorum, Beylikdüzü Belediyesine kazandırdığımız ekonomik değer 57,2 milyar TL’dir Sayın Başkan. 57,2 milyar TL… 81 bin metrekare sağlık alanı, 44 bin metrekare eğitim alanı, dini tesis alanı, sosyal ve kültürel alanlar… Tek tek saymayacağım ama diğer kamu kurumlarının üzerindeki yükü de aldık. Ne kadarlık bir yük aldık? 7,3 milyar TL’lik yük aldık. Çünkü bizden önce yapılan yanlış uygulamalardan dolayı Beylikdüzü Belediyesi o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki Sayın Başkan, milyonlarca lira para ödedik. Vatandaş da haklıydı; çünkü belediye, vatandaşın yerini kamulaştırmadan veya herhangi bir uygulama yapmadan oraya bir yapı yapmış, daha sonra vatandaş kamulaştırmasız el atma kararıyla bunu sizden rücu ediyor.
Bugün burada yalnızca yargılanan bir kişi olarak değil; Beylikdüzü’ne yaklaşık 30 yıldır hizmet etmiş, bu 30 yılın 6 yılında da belediye başkanlığı yapmış bir belediye başkanı olarak bulunuyorum ve vicdanım çok rahat. 2014’ten bugüne attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı vardır. Bir belediye başkanının en büyük hesabı yalnızca mahkemelere değil, halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Benim vicdanım çok rahattır.
“EN BÜYÜK PROJEM; BESLENME SAATİ”
Benim en büyük projem Sayın Başkan, “Beslenme Saati” projesidir. Belki bazıları için çok anlam ifade etmeyebilir ama biz beş yıldır ihtiyaç sahibi ailelerimizin çocuklarına gıda paketleri gönderiyoruz. Ne var bu gıda paketlerinin içerisinde? Kendi mutfağımızda yaptığımız unlu mamuller var, mevsim sebzesi var, kuruyemiş var, içecek var, kahvaltılık var, yumurta var… Her gün bu operasyon yapılıyor Sayın Başkan. Bugün sayı yaklaşık 2.500 civarında; her gün o çocuklara, o ailelere evlerinde teslim ediyoruz. Okullarda değil, evlerde teslim ediliyor. Bugüne kadar beş yıl boyunca 800 bin paket ulaştırmışız. Ve bu 800 bin paketin hiçbir yerinde “Mehmet Murat Çalık” yazmaz; hiçbir yerinde Beylikdüzü Belediyesi’nin “B”si de olmaz Sayın Başkan. Çünkü biz şu anlayıştan geliyoruz: Veren el, alan eli görmeyecek.
“HAYIR İŞLERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKTIM”
Bugün iddianamede yer aldığı için söyleyeceğim; konuşmamın başında da hayır işlerine sonuna kadar sahip çıktığımı ifade etmiştim.
Sayın Başkan, yasalar belediye başkanına bağış alma yetkisi veriyor. Şartsız bağışı meclise bile sokmana gerek yok diyor yasa. Ama bir şartı varsa; örneğin kreş yapmak ve annesinin adını koymak istiyorsa, “Bunu meclis kararıyla al” diyor. 5393 sayılı yasanın maddelerinde bu hüküm açık. Peki, bu yargılamayı gören insanlardan sonra hiç hayırsever insan kalamayacağını düşünüyorum dışarıda. Bakın, şu beslenme saati projesindeki 800 bin paket için… Ben Beylikdüzü Belediyesi’nin tek kuruşunu harcamadım kuruyemişler için Sayın Başkan. Hep ayni olarak aldık; bakın, beyanımdır, hayırseverlerden ayni olarak aldık. Bir hayırsever geliyordu, “Ben bunları almak istiyorum” diyordu; bize kasa kasa elmalar, portakallar gönderiyordu. Dolayısıyla bu hassasiyetle bakmanızı arzu ediyorum Sayın Başkan. Kişisel zenginleşme aracı olarak mı kullanılıyor kamuya gelmesi gereken bu olay; yoksa kamunun menfaatine tekrar o kente mi dönüyor?
Benim önceliğim hiçbir zaman kişisel çıkar olmadı; önceliğim hep şehirlerimize değer katmak, kamu kaynaklarını korumak ve milletimize fayda sağlayacak hizmetleri hayata geçirmek olmuştur. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine inanıyorum. Milletimiz kimi seçeceğine, kime görev vereceğine demokratik iradesiyle karar verebilir.
“TUTUKLULUK ASLA CEZAYA DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ”
Ben dahil, hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz. “Yargılanmayayım” asla demiyorum; ancak halkın oyuyla göreve gelmiş bir belediye başkanının, çok güçlü ve somut gerekçeler olmaksızın tutuklu yargılanmasının yalnızca şahsıma değil, milletin iradesine de vurulmuş bir pranga olduğunu düşünüyorum. Tutukluluk asla cezaya dönüştürülmemelidir. Bugün bu duruşma salonuna gelmek için yaklaşık yirmi gün önce beni Silivri’ye getirdiler; 600 kilometre uzaktan geliyorum Sayın Başkan. Bu sadece beni değil, hem ailemi hem de savunma hakkımı cezalandırmaktır. Ben ayrıcalık asla talep etmedim, etmiyorum; hiçbir dönem talep etmedim. Yalnızca hukukun temel ilkelerine uyulmasını arzu ediyorum. Tutuksuz yargılanarak görevime devam etmek ve Beylikdüzü halkına vermiş olduğumuz sözleri yerine getirmek istiyorum. Hukukun üstünlüğünü korumak hepimizin elinde.
“SAVUNMASINI YAPMADIĞIM SUÇTAN DOLAYI TUTUKLUYUM”
İddianamedeki 143 eylemin 7’sinden sorumlu tutuluyorum; ancak soruşturma aşamasında bunlardan sadece iki tanesiyle ilgili tarafıma soru sorulmuştur, diğerleriyle ilgili savunmam alınmamıştır. Ama şimdi yapacağım. Eylem 1’den başlayacağım.
İlk olarak Uğur Güngör’ün 10 Ağustos 2020 tarihinde suç ihbarıyla başlayan yargısal süreci, iddia makamı tarafından —çok üzülerek söylüyorum ama— göz ardı edilmiştir. Buna dikkat çekmek istiyorum. Hakkımda daha önce Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir takipsizlik kararı vardır. Sonrasında devam eden; değişen ve çelişen ifadeler de göz ardı edilmiştir. Söz konusu iddia Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmuş, incelenmiş ve takipsizlik kararı verilmiştir. İlgilisi tarafından bu karara itiraz edilmiş; Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi itirazı reddederek takipsizlik kararını kesinleştirmiştir.
Devamında, Yargıtay 5. Ceza Dairesi “kanun yararına bozma” talebini, Sayın Başkanım, yalnızca ifademe başvurulması yönünde bozmuştur; soruşturmanın kesinlikle genişletilmemesi yönünde ifadeleri vardır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin yeniden değerlendirilmesi gerekçesiyle dosya Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, akabinde tarafımca yazılı savunma verilmiştir. Dosya uzun süre Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekletilmiş; sonrasında soruşturmayı yapan savcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasıyla birleştirilmiştir. Avukatlarım hukuki izahatı daha detaylı yapacaklardır. Benim öğrendiğim kadarıyla —tam hukukçu olduk demeyeceğim, asla demeyeceğim ama— bir kişinin aynı eylemden, aynı sebebe dayanılarak birden fazla kez yargılanamayacağına ilişkin temel bir kural varmış; o kural burada açıkça ihlal edilmektedir. Ayrıca hakkımdaki takipsizlik kararı rüşvet suçuna ilişkindi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması ise irtikap suçu üzerinden devam ettirildi. Hakkımdaki tutuklama kararı “suç örgütüne üye olma” ve “irtikap” suçundan dolayı verilmişti. Sonra iddianame kabul edildikten sonra görüyoruz ki, tutuklandığım suçun vasfı değişmiş ve “rüşvet” olarak nitelendirilmiştir. Yani aslında savunmasını yapmadığım bir suçtan dolayı yaklaşık bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyorum.
“TANIK SIFATIYLA İFADE VERDİ, SANIK HALİNE GELDİ”
Ayrıca Uğur Güngör’ün beyanlarının ne kadar gerçeğe aykırı olduğunu; kendisinin ihbarcı olduğu bir dosyada sanık haline gelmesinden çok net bir şekilde anlayabilirsiniz. İhbarcı olarak girdiği dosyadan, iddianamede sanık olarak çıkmıştır.
İddianamenin sonuç kısmında sadece aleyhteki hususları değil, lehteki hususları da belirtmek zorundadır. Gelin görün ki; bu iddianameye ve önümüzdeki binlerce sayfaya baktığımızda, maddi gerçeğin araştırılmasına, adil bir yargılama yapılmasına, müvekkil lehine delillerin toplanmasına ve nihayetinde lehe olan hususların belirtilmesine yönelik tek bir cümle, tek bir tespit bulunmamaktadır.
Eğer Uğur Güngör’ün UYAP kaydına baktığınızda iki yüzden az kaydı varsa, ben huzurunuzda bütün iddiaları kabul edeceğim. Bu kadar iddialı söylüyorum. Sayın Başkan, bu şahıs 21 Ekim 2024 tarihinde dosyaya ‘tanık’ sıfatıyla ifade vermiş; ancak daha sonra dosyaya sunduğu, yıllar içerisinde değişen ve önceki beyanlarıyla çelişen anlatımlarından ötürü ‘sanık’ haline gelmiştir.
“BU DOSYA TANIK İFADELERİYLE DE ÇELİŞKİLER BARINDIRIYOR”
Dosya kapsamında Zafer Gül ve Uğur Güngör’ün tüm beyanları birlikte değerlendirildiğinde, şahısların ciddi bir ticari uyuşmazlık içerisinde olduğu açıkça görülmektedir. Bu uyuşmazlığın konusunun “11. Mahalle” projesinden kaynaklandığı ortadadır. Aralarında bir menfaat çatışması vardır; ticari uyuşmazlık ceza hukuku zeminine, yani bizim önümüze taşınmıştır. Taraflar kendi hesaplaşmalarını bu dosya kapsamında yapmaktadırlar. Her iki taraf da cezai sorumluluktan kurtulmak için anlatımlarını sürekli değiştiriyor. Dikkat edilirse, bir beyan diğer bir beyanı çürütüyor; bir anlatım bir sonraki anlatımda revize ediliyor. Bir tarafta “zorlama var” denirken, diğer tarafta “anlaşma vardı” deniyor.
Ancak her iki tarafın da ortak noktası şudur: Hiçbiri kendini eylemin dışında tutmuyor ve birbirlerine iftira atma konusunda sınır tanımıyorlar Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, iddia makamı daha önce verilen takipsizlik kararını göz ardı ettiği gibi; rüşvetin gerekçesi olarak sunulan “fazla inşaat alanı”nın aslında oluşmadığını, ruhsat tarihleri ile daire devir tarihleri arasındaki kronolojik çelişkiyi de görmezden gelmiştir. Bu dosya yalnızca sanık beyanlarıyla değil, aynı zamanda tanık ifadeleriyle de kendi içerisinde çelişkiler barındırmaktadır.
10.30 | DURUŞMA BAŞLADI
Mahkeme heyetinin salona gelmesinin ardından İBB Davası’nın 10’uncu celsesi başladı.
10.25 | İMAMOĞLU SALONA GETİRİLDİ
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, duruşma salonuna getirildi.
Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla karşılandı.
10.15 | BUĞRA GÖKCE’NİN DOĞUM GÜNÜ KUTLANDI
Tutuklu sanıklar alkışlar eşliğinde salona getirildi.
Tutuklu İstanbul Planalama Ajansı Başkanı Buğra Gökce’nin doğum günü “İyi ki doğdun Buğra” sloganlarıyla kutlandı.
/Kaynak: Birgün/











