Bir özeleştiri ile başlamakta yarar var. Birçokları gibi ben de Hamas’ın İsrail’e saldırısı sonrası yaşanan gelişmeleri yanlış okudum. Ortadoğu’da yaşanacak harita değişikliklerinde Kürtlere de bir şeyler düşeceğine kendimi ikna ettim.
Evet, Hamas saldırısından sonra bölgede birçok gelişme ve değişim yaşandı. Hamas, Hizbullah ve İran geriletildi, Esad düştü ve İsrail elini güçlendirdi.
Şii İran’ın bölgedeki varlığının sınırlanmasından sonra bir ölçüde Sünni aksın da makul bir seviyede tutulacağı ve Kürtlerin Suriye’de belli bir ağırlık kazanacağına kendimi inandırdım. ABD ve Avrupa‘nın, İslam Devleti ve cihadist İslamcı yapılanmalara karşı on yıl boyunca desteklediği Kürtlerin yüzüstü bırakılmayacaklarını sandım.
İran etkisi o cografyada elimine edilirken, doğan boşluk bir yıl sonra – Aralık 2024’te – El Kaide artığı ve siyasal İslam’ın paslı hançeri Colani ile doldurulmaya ve Sünni aks güçlendirilmeye başlandı.
Burada sorun ABD ve Avrupa ile kurulan ilişkilerin ne düzeyi ne de taktik veya stratejik olup olmaması değil. Böyle olmuş olsaydı, Trump’ın Avrupa ve Nato ülkeleriyle ilişkileri bu denli kırılgan bir hal almazdı. Macron dün „Nato’nun beyin ölümü gerçekleşti“ noktasından bugün „Avrupa Birliği beş yıl sonra varolmaya devam edebilir mi“ noktasına gelip dayandı.
Dün Varşova Paktı dağıtıldıktan sonra dünyanın dengesi, balansı, ayarı bozuldu. Şimdi ise o dengesizlik hali amok halini aldı ve önüne geleni un ufak edip sağa sola savuruyor.
Öyle görünüyor ki Trump’ın Körfez’deki Arap ülkelerinden baskı ile elde ettiği trilyon dolarlık meblağın karşılığı olarak Sünni aksın tahkimi ve yayılmacılığı konusunda ortak bir politika oluşturuldu. Bunun ilk sahnesini bir yıl önce Suriye’de, bir ay önce ise Kürdistan’ın Batısı’nda, Rojava’da yaşadık. Esad’ı alaşağı eden ABD, yerine başına ödül koyduğu cihadist birini getirerek bunun ilk adımını atmış oldu. İkinci adım ise seküler Kürtlerin sınırlandırılmasıyla son bir ayda yaşandı.
Rakka ve Derazor’da Sünni Arap Şeyhlerinin aynı anda topluca taraf değiştirmesi sadece Kürtlere duydukları rahatsızlıktan kaynaklanmadı, bu işte Körfez ülkeleriyle Trump yönetiminin yürüttüğü operasyonun da önemli bir rol oynadığını varsaymak gerekir.
Son günlerde hiç anılmayan ve sahnede olmayan kimi isimlerin yeniden boy gösterdiklerine de şahit oluyoruz.
Örneğin nereden çıktı Saddam’ın kızı?
Takattan düşürülmüş Hamas liderlerinin Kürtlere saldırısını neye yormalıyız?
Ya da Hakan Fidan’ın herzelerini?
Trump ve Körfez’in sadece Suriye ile yetineceklerini sanmak, bu saatten sonra saflık olur. İran’a yönelik baskı neye yol açabilir, bilmiyoruz. İran’a yönelik açık bir saldırı olmasa bile, Mollaların tahtı bugünden sarsılmış durumda. ABD bir rejim değişikliğine gitmese dahi Tahran’ı yumuşatarak, kol ve kanadını kırarak istediği kıvama getirip sınırlandıracak. Bu sınırlama haliyle Irak’a da yansıyacak ve asıl kapışma o alanda boy verecek. Zira Baas kalıntıları, Sünni Arap aşiretleri son yirmi yıldır böylesi bir gün için pusuda bekliyorlar. Petrodolarlar nasıl ki Suriye’de bir cihadistin yolunu açmışsa, Irak’ta da Sünni Arapların yolunu açacak ve Şiileri yeniden Bağdat’ta sınırlandıracak.
Bir parantez: Varsayalım ki Trump veya Netanyahu İran’a saldırdı. Peki İran’ın ilk saldıracağı yer neresi olur? Hewlêr, Pîrmam ve Herîr olmaz mı? Bu olduğunda çakallar inlerinde durur mu?
Devam edeyim: Sünni Tsunami Irak’a doğru yol alıyor. Bunu bizden daha iyi bilen Güney Kürdistan yöneticileri seçimlerin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bir hükümet oluşturamadılar. Bugün ise Bağdat’taki Cumhurbaşkanlığı makamını kim alacak tartışması içindeler.
Kürtler, atalarımız böylesi durumlara atıfla şu özdeyişi günümüze taşımışlar: “Aş berdaye li pey çeq çeqê ketiye”. Kürdistan’ın güneyinde, Başur’da yaşadığımız aynen bu.
Bu tartışmalar, postların, bakanlık ve makamların paylaşılması Kürtler için bu saatten sonra artık lüks. Tsunami yaklaşıken post paylaşımları kimseye birşey kazandırmaz. Hızla ve ivedilikle tüm Kürt partilerini kapsayan ulusal bir konseye ihtiyaç var. Parti liderlerinin başında yer alacağı böylesi bir konsey ile hem yeni hükümetin kurulması hem de diğer postların dağıtılması sağlanabilir ve tüm güç ve olanaklar bir araya getirilerek halka ve dış dünyaya güçlü bir mesaj verilebilir, araya başka ajandaların girmesi önlenebilir.
Biliyorum KDP’nin Körfez’deki Arap ülkeleriyle ilişkileri oldukça iyi. Yine biliyorum YNK’nin Bağdat ve İran’la güçlü bağları var. Ama şunu da artık öğrendim ki, ilişkilerin, stratejik ortaklıkların günümüz dünyasında fazlaca bir önemi yok. Avrupa’yı satışa çıkaran Trump, ülkesi ve kendi çıkarı için herşeyi yapar.
Gorbaçov’un bir sözüyle uzatmadan sonlandırayım: “Hayat geç kalanları affetmez!”
Yarın post paylaşımları ile uğraştığımız için geç kalıp felaketle karşılaştık dememek için, hemen bir araya gelmek, önlem almak zorundayız. Tavizse taviz, ama inadına Birlik, Birlik, Birlik!









