23 Haziran 2020 tarihinde Rojava’nın Kobani kenti Helinç köyünde dört Kürt kadını Türkiye’nin düzenlediği SİHA saldırısında hayatlarını kaybetmişti.
Terör örgütü IŞİD’le mücadelede ağır yıkım yaşayan Kobani ve çevresinde halkın yaralarının sarılması, yaşamının yeniden inşa edilmesi çalışmaları yürüten, Rojava kadınlarının çatı örgütü Kongra Star’ın Fırat bölgesi yöneticileri Leyla Agîri, Zehra Berkel, Hebûn Xelil, Helinç köyünde ziyaret ettikleri 5 çocuk annesi Emine Weysi ile birlikte katledilmişti.
Kürt kadınlarına yönelik saldırıyı gerçekleştiren Türkiye ait SİHA’nın katliamda Birleşmiş Milletler tarafından kullanılması yasaklanan ve uluslararası anlaşmalara göre ‘savaş suçu’ kapsamına alınan bomba kullandığı da tespit edilmişti.
Kongra Star, geçen yıl almış olduğu bir kararlar Kürt kadınlarının Kobani’de katledildikleri 23 Haziran gününü Kadınlara Yönelik Politik Şiddetle Mücadele Günü ilan etmişti.
Katliam nedeniyle bugün Rojava’nın çeşitli kentlerinde anma etkinlikleri ve mezar ziyaretleri gerçekleştirilecek. 30 Haziran günü de katliamı protesto amacıyla Kobani’de bir miting düzenlenecek.
”Katliamdan Erdoğan suçludur”
Kobani’de katledilen Kürt kadınlarından Leyla Agîri’nin ağabeyi gazeteci Günay Aslan, katliamın 5’inci yıldönümü nedeniyle kaleme aldığı yazısında katliamdan Türkiye’nin AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sorumlu olduğunu ve Erdoğan’ın ‘savaş suçlusu’ olarak yargılanması gerektiğini belirtti.
Aslan, kardeşine ait web sitesindeki (leylavan.net) yazısında şöyle dedi:
”Türk devleti Leyla ve arkadaşlarını bir başka ülkenin sınırları içinde, kadın çalışmaları yürütürken, Birleşmiş Milletler tarafından yasaklanan bir bomba ile katletti. Bu nedenle katliamın sorumlusu Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘savaş suçlusu’ olarak yargılanması amacıyla girişim başlattım. Fakat, ne yazık ki başarılı olamadım. Davayı açabilseydim şayet oradan çıkacak kararı Birleşmiş Milletler’e götürecek ve Erdoğan hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde girişim başlatılmasını talep edecektim. Benim Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne doğrudan dava açmam mümkün değildi. Bunun için ya bir devletin ya da doğrudan Birleşmiş Milletler’in başvurusu gerekiyordu.
Birincisinin imkanı yoktu, ikincisi için ise umut yok denecek kadar az olsa da peşinden gitmek gerekiyordu. Gittim ama başaramadım. Leyla’nın katledilmesiyle ilgili olarak yapılan açıklamadaki yanlışlık nedeniyle sonuç alamadım. Ancak elbette hukuken hesap soramamak, yapılan katliamın ahlaken ve siyaseten hesabının sorulmayacağı anlamına gelmiyor. Bunun çabasını sürdürmeye devam edeceğim…”
Kürt kadınlarının Rojava’da IŞİD terör örgütüne, Rojhilat’ta ise molla rejimine karşı verdikleri destansı mücadelenin dünya kadınlarına ilham kaynağı olduğuna dikkat çeken Aslan yazısında, ”Kürt kadınlarının Jin- Jiyan- Azadi felsefesi etrafında yarattıkları özgürlükçü birikim Kürtlerin ve Kürdistan’ın geleceğine ışık tutuyor” ifadelerini kullandı.











