1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Kürt sorununda barışı ve demokratik çözümü savunmak ve adım atılmasını sağlamak insanlık için önemli bir dönemeç olacaktır. Çok tartışmalı da olsa yeni bir süreç başlamışken, barışı ve demokratikleşmeyi savunmak tüm insanlık için bir boyun borcu. Zira Türkiye’nin demokratik geleceğini inşa etmek, yalnızca bir temenni değil, aynı zamanda tarihsel bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun merkezinde, on yıllardır çözümsüz bırakılan, acılarla, kayıplarla ve gözyaşlarıyla anılan Kürt sorunu yer alıyor. Ayrıca bu sorun, yalnızca Kürt halkını değil, bu topraklarda yaşayan her bir bireyi, her bir toplumu derinden etkileyen bir meseledir.
Artık açıkça görülmelidir: Kürt sorununun çözümü, Türkiye’nin barışa, özgürlüğe ve eşitliğe ulaşmasının anahtarıdır. Bu, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle halklarımıza bir çağrıdır; aynı zamanda devlete, iktidara ve tüm karar alıcılara, bu tarihsel sorumluluğu yerine getirme zamanının geldiğini haykıran bir sestir.
Acılarla Dolu Bir Geçmiş, Barışla İnşa Edilecek Bir Gelecek
Kürt sorunu, on yıllardır süren çatışmalar, şiddet, baskı ve yok sayma politikalarıyla derinleşti. Bu süreçte, binlerce insan hayatını kaybetti, aileler parçalandı, köyler yakıldı, şehirler tahrip edildi. Bu acılar sadece istatistiklerden ibaret değil; her biri bir insan hikayesi, bir yara, bir kayıp. Ancak bu karanlık geçmiş, geleceğimizi de karartmak zorunda değil. Artık tek bir gün bile kanın akmaması, tek bir gözyaşının dökülmemesi için İşçi ve emekçiler, Türkiye halkları olarak ortak bir irade ortaya koymalıyız. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Savaş ve şiddet, hiçbir zaman çözüm olmadı; olmayacak. Hiçbir iktidar, bu tür politikalarla kendini var edemez, meşruiyet kazanamaz. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Hitler yok olup gitmekle kalmadı, lanetle anılıyor ve gelecekte de hep lanetle anılacak. Filistin halkına soykırım uygulayan Gazze’ye bombalar yağdırmakla kalmayan, bölgeyi boşaltan Netanyahu gibi katiller ve dünyanın başka yerlerindeki zalimler de onlar gibi anılacak.
Aksine, şiddet politikaları yalnızca toplumsal yaraları derinleştirir, halklar arasındaki güveni zedeler ve geleceği ipotek altına alır. Kürt halkı, yıllardır süren bu acılara rağmen, barışa ve çözüme olan inancını kaybetmedi. Bugün bir kez daha bir masa oluşturulmuş, bir komisyon kurulmuşken ve dikkatler buraya yönelmişken bu süreç heba edilmemelidir. Kürt halkı, kurumlarıyla, temsilcileriyle ve kararlı duruşuyla, demokratik bir çözüm için her türlü adımı atmaya hazır olduğunu defalarca gösterdi. Şimdi sıra devlette, iktidarda ve karar alıcılarındır.
Devlet ve İktidarın Sorumluluğu: Oyalanmaktan Vazgeçin!
Kürt sorununun çözümü için atılması gereken adımlar, yalnızca iyi niyet beyanlarıyla sınırlı kalamaz. Somut, kararlı ve zamanında atılacak adımlar, bu sürecin başarıya ulaşmasının temel şartıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) oluşturulan komisyon, bu yönde atılmış bir adımdır; ancak bu komisyonun çalışmaları, bürokratik süreçlere hapsolmamalı, oyalama taktiklerine kurban edilmemelidir. İktidar, Kürt sorununun çözümünü erteleyerek, geçiştirerek veya yüzeysel adımlarla geçiştirerek sorumluluktan kaçamaz. Halkın barış ve eşitlik talebi, artık daha fazla bekletilemez.
Kürt halkının yasal ve anayasal haklarının tanınması, yalnızca bir etnik topluluğun talebi değil, aynı zamanda demokratik bir toplumun olmazsa olmazıdır. Kürtlerin dil, kültür, kimlik ve siyasi temsil haklarının tanınması, Türkiye’nin tüm halkları için eşitlik ve özgürlük ortamını büyütecektir. Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Ermeniler, Aleviler, Sünniler ve bu topraklarda yaşayan her inançtan, her kültürden insan, bu çözümle bir arada, eşit ve özgür bir yaşam sürebilir. Bu, bir lütuf değil, bir haktır; ertelenemez, yok sayılamaz, pazarlık konusu yapılamaz.
Tekçi Anlayışların İflası ve Gerçeği Görme Zamanı
Yıllardır sürdürülen tekçi politikalar, Kürt halkını yok sayarak, asimilasyonla eritmeye çalışarak veya baskıyla sindirerek bu sorunu çözeceğini sanan anlayışlar iflas etmiştir. Bölge devletlerinin benzer tekçi yaklaşımları, halkların iradesini kıramamış, aksine daha güçlü bir direniş ve hak talebi ortaya çıkarmıştır. Irak’ta, Suriye’de bu görülüyor. İran’da despot Molla rejimine karşı dinmeyen bir mücadele var. İdamlar, kadın katliamları direnişi daha da büyüttü. Mahsa Amini direnişi bunun açık kanıtıdır. Kürt halkı, bu politikalar karşısında kararlı bir mücadele vermiş, kimliğini, dilini ve kültürünü koruma iradesini tüm dünyaya göstermiştir. Artık gerçeği görme zamanıdır: Kürt halkının haklarını tanımak, sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir fırsattır.
Bu topraklarda yaşayan halkların çeşitliliği, bir tehdit değil, bir zenginliktir. Kürtlerin, Türklerin, Arapların ve diğer tüm halkların eşit haklara sahip olduğu bir ülke, adeta bir çiçek bahçesi gibi renkli ve canlı olacaktır. Bu bahçeyi sulamak, büyütmek ve korumak, hepimizin ortak görevidir. Ancak bu görev, devletin ve iktidarın sorumluluğunda somut adımlarla hayata geçirilmelidir. Kürt sorununun çözümü, sadece Kürt halkı için değil, tüm Türkiye halkları için barış, özgürlük ve kardeşlik getirecektir.
DEM Parti’nin Çağrısı: Birlikte Mücadele, Birlikte Gelecek
DEM Parti, barışın kazanılması ve demokratik bir toplumun inşa edilmesi için durmaksızın çalışıyor. 1 Eylül vesilesi ile de bu çağrılar ve mücadele pratiği sergileniyor. Toplumun her kesimiyle bir araya geliniyor, halklarımızın taleplerini ortaklaştırmak için çaba sarf ediliyor. 1 Eylül’de onlarca merkezde barış ve demokratik toplum çağrıları dile getirilecek. Kurum ziyaretleri, halk buluşmaları ve diyalog süreçleriyle, barış ve çözüm talebini büyütmeye kararlı bir tutum sergileniyor. Kürt demokratik siyasal hareketi sorunların çatışmayla değil, diyalog ve demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğine inandığını ısrarla belirtiyor. Türkiye’nin tüm demokratik güçleri bu mücadeleyi kendi mücadeleleri sayıyor, saymalı. Mücadele birleştirilmeli, büyütülmeli. Bu inançla, halklarımızın farklılıklarıyla bir arada yaşayabileceği, eşit ve özgür bir geleceği inşa etmek için mücadele dalga dalga büyütülmelidir.
Bu mücadelede, halkımızın aktif katılımı olmazsa olmazdır. Ezilenler, eşitsizliklere maruz kalanlar, barış ve özgürlük isteyen herkes, bu ortak mücadelede yer almalıdır. Çünkü demokratik bir geleceği ancak birlikte kurabiliriz. Bugün atacağımız her adım, yarınlarımızı şekillendirecektir. Bu nedenle, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde bir kez daha halkımıza seslenmek bir sorumluluktur: Gelin, barışa, özgürlüğe ve eşitliğe sahip çıkalım!
İktidara ise bir kez daha çağrıda bulunmak yurttaş ve aydın sorumluluğudur: Oyalanmaktan vazgeçin, Kürt halkının yasal ve anayasal haklarını tanıyın, barış ve demokrasi için somut adımlar atın!
Barış İçin Zaman Kaybedilemez
Kürt sorununun çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir dönüm noktasıdır. Bu süreç, sadece siyasi bir mesele değil, aynı zamanda ahlaki ve insani bir sorumluluktur. Savaşın ve şiddetin gölgesinde geçen her gün, yeni acılar, yeni kayıplar demektir. Hiçbir iktidar, bu acılar üzerinden kendini var edemez; hiçbir toplum, bu yaralarla geleceğini inşa edemez. Artık zaman, barışın, eşitliğin ve özgürlüğün zamanıdır. Ya gereği için adım atılır ya da tarih kendi hükmünü icra eder ve başka türlü bir kayıt oluşturur.
Kürt halkının haklarını tanımak, Türkiye’nin tüm halklarını özgürleştirecektir. Bu topraklarda yaşayan her birey, her topluluk, eşit haklara sahip olarak, kardeşçe bir arada yaşama hakkına sahiptir. Devrimci-demokratik güçler olarak, bu hedefe ulaşmak için daha çok sorumluluk üstlenilmelidir. Halkımızdan, ezilenlerden, barış isteyenlerden, özgürlük ve eşitlik talep edenlerden bu mücadelede yanımızda olmalarını beklemek her şeyden önce kararlı bir barış ve demokratikleşme, özgürlük mücadelesi cephesi açmaktır. Çünkü barış, ancak birlikte kazanılır; demokratik bir gelecek, ancak birlikte inşa edilir.
1 Eylül Dünya Barış Günü
Tarihten ders çıkarılmalı. 1 Eylül Dünya Barış Günü, ikinci emperyalist paylaşım savaşının başlangıç tarihi olan Hitler’in, Polonya’yı işgal ettiği ve dünyayı kana boyadığı, 50 milyondan fazla insanın yaşamını yitirdiği günün anısına ilan edildi. Bir daha savaşlar olmasın, diye.
Bu tarihi sorumluluğu birlikte omuzlayalım. Kürt sorununda barışa, özgürlüğe ve eşitliğe sahip çıkmak savaşa ve şiddete, kana ve göz yaşına karşı çıkmak, 1 Eylül’e, milyonların anısına saygı, barışa sadık kalmaktır. Bu toprakların geleceği, ancak hepimizin ortak iradesiyle çiçek açacaktır.











