Az önce Ronahi TV canlı yayınında SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’yi dinledim.
Şam yönetimiyle genel çerçevede anlaşıldığını söyleyen Mazlum Abdi’nin açıklamalarından benim anladığım şu:
1- Şam ile genel çerçevede bir anlaşma sağlandı. SDG, Suriye Savunma Bakanlığı’na, Asayiş (İç Güvenlik Güçleri) Suriye İçişleri Bakanlığına bağlanacak. (Bu konuda ayrıntılara girmek istemediğini söyledi.) Heyetler arasında detaylara ilişkin görüşmeler devam edecek.
IŞİD’le mücadelede ağır bedel ödemiş SDG yapısının şehitleri gazileri ve görevdekileriyle birlikte onurlandırılmaları ve hak ettikleri yeri almaları sağlanacak.
2- Şam yönetimi (HTŞ) de IŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyona katılacak. Yaptırımların kaldırılmasının bir şartı da buydu. Amerikalıların bu talebini SDG kabul etmişti. Artık IŞİD’le mücadele sadece Rojava’da sadece SDG ile değil, tüm Suriye’de ve Suriye’nin yeni ordusunca sürdürülecek.
IŞİD’li tutuklular ve kamplardaki IŞİD’li ailelerin sorunlarına birlikte çözüm aranacak.
3- Deyrizor, Rakka, sınır kapılarının devri ya da hükümete teslimi meselesi Suriye’nin nasıl yönetileceği meselesine bağlıdır.
SDG birleşik bir Suriye istiyor ama aynı zamanda ademi merkeziyetçi bir Suriye istiyor. Şam bunu konuşmaya açık görünüyor; yerel yönetimlere ne kadar inisiyatif verileceği net değil. Bir yakınlaşma var ancak, bir uzlaşı henüz yok.
Yakın bir dönemde Özerk Yönetim’den bir heyet bu konuda Suriye genelinde bir inceleme ve araştırma yapacak.
4- Afrin, Serekaniye ve Gire Sipi’den göç etmek zorunda kalanların kentlerine, köylerine, evlerine geri dönmeleri için çalışmalar sürüyor. Ancak henüz çözülmemiş güvenlik meseleleri var. Bu nedenle kitlesel bir geri dönüş yerine adım adım bir geri dönüş süreci planlanacak.
5- Kürt kimliği, kültürü ve dilinin anayasada yer alması konusunda bir sorun görünmüyor. Önümüzdeki dönemde Suriye anayasası yeniden yazılacak.
Şam yönetimi Kürtçe ve Kürt kimliği ile ilgili talepleri tartışmasız kabul ediyor ve anayasada karşılanacağını söylüyor. SDG, Suriye’deki bütün kimlik ve kültürlerin anayasal güvence altında olmasından yana bir tutum sürdürüyor.
6- Rojava ve Şam Suriyeliler olarak kendi sorunlarını kendi aralarında çözmek istiyor. Başka güçlerin karışmasını iki taraf da istemiyor. Elbette garantör ülkeler var. Anlaşmanın garantör ülkeleri olacaktır.
7- Türkiye ile Rojava arasındaki kanallar açık. Taraflar görüşüyor. SDG, Türkiye ile görüşmelerin önümüzdeki süreçte daha ileri bir düzeye taşınmasını bekliyor….
SDG Genel Komutanı Abdi’nin söylediklerinden dikkatimi çekenler bunlar. Elbette bunlar yeni açıklandı ve sıcağı sıcağına rasyonel bir yorum yapmak çok da kolay değil.
Fakat ilk elden söyleyeceğim bazı şeyler var;
Bir kere ayrıntılarını henüz bilmediğimiz genel hatlarıyla sağlanmış bu anlaşmanın Amerikan önerisine dayandığı anlaşılıyor. Amerikalılar uzun süredir tarafları bu minvalde bir anlaşma için teşvik ediyorlardı.
Detaylarını bilmiyoruz, kaldı ki ‘şeytan ayrıntıda gizlidir’ derler ve ayrıntılar önemli. Hem askeri hem de siyasi çerçevede ne gibi ayrıntılar var bunlar önemli.
Örneğin orta ya da uzun erimde SDG’nin omurgasını oluşturacağı HTŞ ile birlikte yeni ve profesyonel bir Suriye ordusu mu kurulacak, yoksa SDG kendisinden güçsüz, örgütsüz ve dağınık birçok güçten toplama, ordu bile denemeyecek olan HTŞ’nin içinde mi yer alacak?
Bu tam olarak belli değil…
Mazlum Abdi, SDG’ye bağlı YAT birimleri tüm Suriye’de görev yapacak diyor. Verimli, etkin, profesyonel bir görev için ordu komuta kademesi nasıl şekillenecek? SDG ve HTŞ arasında siyasi, kültürel çok fark var, doku uyuşmazlığı var, bunlar nasıl giderilecek?
Öte yandan HAT (Asayiş) birlikleri Suriye İçişleri Bakanlığına bağlı olacak deniyor ve 30 bine yakın iç güvenlik gücünden söz ediliyor. Bunlar nerede görev yapacak? Rojava’da mı Suriye’nin genelinde mi? Anladığım kadarıyla bunlar kendi bölgelerinde görev yapacak; yani Rojava’da kalacak. Ancak tam olarak ne olduğunu anlaşma imzalandığında görmüş olacağız.
Elbette en hayati meselelerden biri de Özerklik meselesi.
Merkezi bir Suriye kabul görmüyor. Ademi merkeziyetçi bir Suriye olacaksa deyim yerindeyse ne kadar ‘ademi’ olacak. Kendi meclisi, idaresi, güvenliği, ekonomisi olan özerk bölgeler mi olacak yoksa valilerin yöneteceği özerk şehirler mi olacak? En azından ‘eyalet’ sistemi mi yoksa ‘vilayet’ sistemi mi, bu da henüz net değil.
Bir de Şam’da nasıl bir siyasi rejimin olacağı meselesi var ki; bugünden yarına çözülmesi imkansız bu mesele nasıl çözülecek?
Suriye’de demokratik, özgürlükçü, temel insan haklarına saygılı bir rejim olmadan, bütün Suriyelilerin hakların korunduğu, bütün dinamiklerin iradelerinin saygı gördüğü bir siyasal sistem olmadan istikrar nasıl sağlanacak? Ayrıca öyle anlaşılıyor ki Suriye’de de demokratikleşmenin öncülüğünü Kürtler yapacak…
Son olarak; Suriye’de bir anlaşma zemininin yakalanması önemlidir. Çözüme giden yol uzun ve zorlu olacaktır. Bizim topraklar sürprizlere gebe topraklardır. Her an her şey değişebilir de. Ancak şimdilik olmak kaydıyla bu tabloya bakınca Kürtlerin ödedikleri bedele uygun bir sonuç olmasa bile ki- buna güç dengeleri izin vermiyor- kötü bir sonuçla karşı karşıya kalacaklarını düşünmüyorum.
Çözümün uzun vadede Kürtlere ve tüm Suriyelilere hizmet edeceğini düşünüyorum.










