Behice Feride Demir: Kavalın Ezgisi 

Yazarlar

“ Önce yağmurlar yağsın 

Sonra kurşunlar…

Ben düşerken bir ağaç kovuğuna 

Ya da kaldırım taşına 

Arkadaşlarım bir adım daha atsın.”

Bir kuşak bu duygularla Kürdistan devrimi için ayağa kalktı. Böyle aydınlandı, yaşadı, direndi, inandı ve savaşa gitti. Çoğu öldü. Bir o kadarı zindanlara düştü ve sürgüne gitti. Bir kısmına da yaşananların, ölenlerin, mağdur ve kahramanların hikâyesini hatırlatmak kaldı.

Yeryüzünde hiçbir hikâye, bir başka hikâyeye dönüşmeden yer değiştirmez. Nasıl ki Koçgiri Piran’a, Gelîyê Zîla Dersim ve Ağrı’ya dönüştüyse ve hepsi birden Çarçıra Meydanı’na çıktıysa, 1990’ların mücadelesi de böyledir.

Bana göre 1990 kuşağı, beş parmağında beş marifet olan bir kuşaktır. Kimileri saz tuttu, kimileri silah, kimileri kalem; kimileri emek ve ekmek verdi, kimileri de eylemden eyleme koştu. Bu kuşağın hikâyesi ne Avrupa sokaklarındaki pankartlara, ne İstanbul’daki rejim içi çekişmelere ne de medya oyunlarına sığamaz. Bu kuşağın yatağı, Kürdistan dağlarını karış karış ülke hâline getirenlerin saç tellerinde, parmak uçlarında, ayak izlerinde ve birbirine inanarak düşmanına savaş açanların hayatında saklıdır.

Kürt halkı, 1990 kuşağı ile ciddi bir bağımsızlık savaşı verdi. Tarih elbette bu savaşın tüm  nedenlerini yazacaktır. Ancak Kürt gençleri, tarihin insafını beklemeden de bu savaşın kimliğini çıkardılar. Dîlan, Zîlan, Zagros, Cudî, Ararat, Dersim, Mahabad, Ronahî, Rojhilat, Fırat, Dîicle ve Berîvan adları ile savaşın tarafını belirlediler. Bu isimleri duyduğumuzda biliyoruz ki karşımızda bir devrin kültürü, bir davanın bilinci ve ülkenin sembolleri duruyor. Ancak bir taraf var ki bu semboller anılırken, onlarsız bu sembollerin bir kıymeti olmamış ve olmayacaktır. O kıymetin savunucuları tabii ki Kürt kadınlarıdır.

 

Yani dün Fırat ile Dicle, Botan ve Behdînan nasıl birbirinden ayrılmadıysa, bugün de Berivan ile Dicle’ler birbirinden ayrı görülemez. Kavalın Ezgisi kitabı da 1990’lardaki bu bütünlüğün öyküsüdür. Kitapta, savaş alanında yaşamış iki kadın gerillanın 86 gün süren hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor. Kavalın Ezgisi’nin yazarı geleceğin önemli edebiyatçılarından biri olan Berjin Haki’dir. İlk baskısını 1999 yılında yapan kitap, son baskısını 2014’te Belge Yayınları etiketiyle yapmış. Yazar en son Tersine Akan Zaman üçlemesi ile okurların karşısına çıktı. Şimdiye kadar Unutma Beni, Beyrut Gibi ve Alizade adlı kitaplara imza atan Haki, her yazar gibi başlangıçta göze çarpmadan yazanlardandır. Tersine Akan Zaman üçlemesi ayrı bir yazı konusu olmakla beraber, bir okuru olarak gerçek bir hikâye olan ve Kavalın Ezgisi’nin yazılmasına sebep olan Kürt kadınlarını edebiyatımıza, tarihimize kazandırdığı için kendisinin çok şanslı olduğunu belirtmek isterim.

İsterim, çünkü Kavalın Ezgisi, olağanüstü şartlarda zaman makinesini yeniden çalıştırmayı başaran iki Kürt kadının politik bilinçleri, ulusal umutları ve hiç pes etmeyen halleriyle ölümle yarışan çabalarını anlatıyor. Çatışmada gerilla grubundan kopan Berivan ve Dicle’nin düşmana yakalanma fırsatı vermeyen akılları, açlığa ve susuzluğa dayanan motivasyonları, arkadaşlıklarına halel getirmeyen bağlılıkları, bu çağ insanının kolay kolay anlayamayacağı ve asla üstesinden gelemeyeceği şeylerdir.

Gerilla günlüklerini okuyanlar bilir ki Kürt savaşçıları sadece yabancı bir ordu ile değil, doğa ve maddi imkânsızlıklarla da savaşmıştır. Ancak Kavalın Ezgisi’ni birkaç ton farklı kılan, Berivan’ın tek başına insanüstü direniş yeteneği, yaratıcılığı, sadakati ve yol arkadaşı Dicle için ölümü göze alışıdır. Berivan, onlarca arkadaşı gibi bütün olan biteni izlerken muhtemelen ölümsüzlüğü ve imkânsızlığı ayaklar altına aldığını aklına getirmemiştir.

Bugüne kadar sayısız gerilla anısı okudum, onlara dair programlar izledim. Belki de okuduklarım ve izlediklerim, 25 yıllık sıcak savaş ortamında yaşananların çok ufak bir kısmıdır. Ancak bazen bir olay ya da tek bir kişi, herkese ait bir gerçekliği ya da inanılmazlığı yeniden anımsatır. Kitaptaki Berivan’ın durumu böyledir. Ölmemek ve ölmeye izin vermemek için sarfettiği çaba ve fedakârlık, şahsi ve ulusal ahlakın bir yansıması olarak görülebilir. Son Kürt mücadelesi elbette çok tabu yıktı. Ve bu işin mimarları da Kürt kadınları oldu.

Nihayet Kavalın Ezgisi’nde, savaşın vahşeti kadar Kürdistan’ın sosyo ekonomik şartları, devletin amansız baskıları, eğitim imkânlarının kıtlığı ve buna karşı başlayan topyekûn kurtuluş mücadelesine halkın her şart altında gösterdiği ilgi ve desteğin örnekleri de var. Okuma yazmayı bilmeyen Berivan’ın, arkadaşı Dicle’ye sorduğu “Arkadaş nasıl yazılıyor, bana göstersene.” sözü ve Dicle’nin ona arkadaş kelimesinin yazılışını öğretmesi, teessür verdiği kadar trajedi de içeriyor.

Ancak trajediyi zafere çeviren yine Berivan’dır. Yaralı Dicle’yi günlerce sırtında taşıyan, gördüğü rüya sayesinde canları kurtulan, bir ağaç kovuğuna saklanan, zorla koruculaştırılan köyden yardım alan ve nihayetinde arkadaşlarına kavuşan Berivan’ın azmi, kadın mücadelesinin hangi emeklerle biriktiğinin örneğidir. Kürdistan kadın mücadelesi; binlerce kadının ömür tükettiği, canını verdiği, kafa yorduğu, katkı koyduğu, hayallerini kurduğu, çocuklarını verdiği, uğruna kendinden vazgeçtiği doğal ve önyargısız bir mücadeledir.

Bizler bu mücadeleyi gördük, duyduk ve biliyoruz. Bu yüzden Kavalın Ezgisi gibi yazılan ve yazılmayan nice kitaba sığmayan bir tarih var elimizde. Üç maymunu oynamayı değil, devletsiz ulusun kadınları olarak dünden bugüne gelen bu çoklu mücadeleyi unutmadan ve kırıp dökmeden yarına ulaştırmanın fikrî takibini yapmak durumundayız.

Kimin nerede olduğuna, hangi fikre yakın ve benden olup olmadığını sorma basitliğine kaçmadan, yaşanan her şeyi ulusal edebiyat ve tarihin parçası görmek gerekiyor. Kavalın Ezgisi’ne gelince,

Kavalın Ezgisi, Kürt kadın mücadelesinin onda birini anlatan  gerçek bir kesittir.

 

İlginizi Çekebilir

Filiz Deniz: Düşlerim Anka Kuşu misali, külünden yeniden doğmayı bekliyor
Sevdi Aycıl: Erdoğan’ın ‘Aile Yılı’; Erkek Faşizmi ve Kadının Yaşam Hakkı

Öne Çıkanlar