Qad Barış Araştırmaları Derneği , Rojava’da yaşanan insani drama dikkat çeken ve ulusalararası kamuoyunu harekete geçmeye davet eden ‘acil’ bir çağrı yayımladı.
Rojava’nın, ”haftalardır Şam yönetimine bağlı silahlı güçlerin; paramiliter ve cihatçı gruplarla birlikte yürüttüğü kapsamlı bir askerî ve ekonomik kuşatma altında olduğu” belirtilen Qad açıklamasında, uluslararası toplum, ”büyük ölçekli can kayıplarının yaşanmaması için harekete geçmeye” çağrıldı.
Açıklama şöyle:
Hükümetleri, uluslararası kurumları ve küresel kamuoyunu, kuzeydoğu Suriye’de (Rojava) Kürt halkı ve diğer topluluklara yönelik yakın bir kitlesel vahşet ve yıkım riski bulunduğu konusunda acilen uyarmak amacıyla bu bildiriyi yayımlıyoruz. Büyük ölçekli sivil can kayıplarını ve geri dönüşü olmayan bölgesel istikrarsızlığı önlemek için derhâl siyasi, diplomatik ve insani adımlar atılması gerekmektedir.
Mevcut Durum
Rojava, haftalardır Şam yönetimine bağlı silahlı güçlerin; paramiliter ve cihatçı gruplarla birlikte yürüttüğü kapsamlı bir askerî ve ekonomik kuşatma altındadır. Bu güçler Türk hükümetinden doğrudan siyasi, askerî ve diplomatik destek alırken, uluslararası toplum bu saldırılar karşısında büyük ölçüde sessiz kalmaktadır.
Bu saldırılar sonucunda on binlerce sivil göçe zorlanmış; yerleşim yerlerinde elektrik, su ve internet erişimi sistematik biçimde kesilmiş ve insani yardım engellenmiştir. Güvenilir uluslararası izleme örgütleri,sağlık sisteminin çökmekte olduğuna dikkat çekerken; özellikle çocuklar arasında ilaç, gıda ve tıbbi bakım eksikliğinden kaynaklanan önlenebilir ölümlerin yaşandığını vurgulamaktadır. Raporlar, zorla yerinden etme, kaçırma ve sivil halka yönelik saldırılar dâhil olmak üzere uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlallerini belgelemektedir. IŞİD’e karşı direnişin uluslararası ölçekte simgesi olan ve 2015 yılında uluslararası koalisyonun belirleyici desteğiyle özgürleştirilen Kobani kenti, bugün bir kez daha varoluşsal bir tehdit altındadır.
Stratejik ve Politik Bağlam
Rojava halkı ve yönetimi bir varlık-yokluk mücadelesi içindeyken, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye Özel Temsilcisi’nin, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) IŞİD’e karşı birincil güç olma rolünün “büyük ölçüde sona erdiğini” resmen ilan etmesi krizi daha da derinleştirmiştir. Bu kararın açıklandığı sırada, SDG’nin çekilmeye zorlanması sonucunda daha önce güvence altına aldığı gözaltı tesislerinden IŞİD tutuklularının serbest bırakıldığına dair belgelenmiş raporların kamuoyuna yansıması son derece düşündürücüdür.
Böylesi hayati derecede kritik bir aşamada, kilit önemde bir müttefik gücün sahada terk edilmesi; kendilerini “Suriye Arap Ordusu” olarak tanımlayan silahlı askerî ve paramiliter grupları, Kürt
halkına, Hristiyan topluluklara ve diğer azınlıklara karşı tehcir ve kitlesel şiddet kampanyaları yürütme yönünde cesaretlendirmiştir. Bu saldırılar, insanlığa karşı suçlar ve etnik temizlik kapsamına girebilecek niteliktedir.
Trump yönetiminin bu basiretsiz politikası, yalnızca insani bir felakete yol açmakla kalmamakta; Aralık 2025’te Şam’da HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesiyle cesaretlenen IŞİD ağlarının yeniden canlanmasına zemin hazırlamakta ve bölgesel istikrarsızlığı derinleştirmektedir.
Hukuki ve Ahlaki Sonuçlar
Mevcut gidişat, sivilleri kitlesel vahşetten koruma yükümlülüğü başta olmak üzere, uluslararası hukuktan doğan temel sorumlulukların açık ve ağır bir ihlalidir. Bu ölçekteki suçlar karşısında sessizlik ve eylemsizlik, hukuken ve ahlaken fiilî ortaklık anlamına gelmektedir.
Acil Taleplerimiz
Amerika Birleşik Devletleri’nden, Avrupa Birliği’nden, Birleşik Krallık’tan, Arap Birliği’nden, Birleşmiş Milletler’den ve daha geniş uluslararası toplumdan derhâl aşağıdaki adımları atmalarını talep ediyoruz:
- İnsanlığa karşı suç kapsamına girebilecek toplu katliamlar, zorla yerinden etme ve benzeri suçlar dâhil olmak üzere her türlü kitlesel vahşetin derhâl önlenmesi.
- Kuşatmanın kaldırılması da dâhil olmak üzere mevcut ateşkes anlaşmasının, etkili izleme ve uyum mekanizmalarıyla desteklenerek tam, derhâl ve doğrulanabilir biçimde uygulanmasının sağlanması ve garanti altına alınması.
- Başta Haseke, Kamışlı ve Kobani olmak üzere çatışma bölgelerinde, uluslararası insancıl hukuka uygun biçimde, ateşkesin izlenmesi, doğrulanması ve sivillerin korunmasının çatışmaların tarafı olmayan güçlerce denetlenmesi.
- Etkilenen tüm bölgelere acil, güvenli ve engelsiz insani erişimin garanti altına alınması. Özellikle Kobani, ciddi gıda kıtlığı, yetersiz barınma, kritik tıbbi malzeme eksikliği ve bildirilen önlenebilir çocuk ölümleriyle işaretlenen akut bir insani acil durumla karşı karşıyadır.
- Kalıcı istikrarın sağlanması amacıyla, uluslararası arabuluculuk ve etkin denetim altında yürütülecek gerçek ve bağlayıcı bir siyasi müzakere sürecinin derhâl başlatılması.
- Savaşsuçları, katliamlar ve demografik yapıyı değiştirmeyi hedef alan suç ve uygulamalara ilişkin tüm bilgi ve iddialar hakkında, bağımsız uluslararası soruşturmaların derhâl başlatılması.
Sonuç
Uluslararası toplumun süregelen eylemsizliği ve tepkisizliğinin sonuçları yıkıcı ve geri döndürülemez olacaktır. Bu nedenle, şimdi harekete geçmek hem hukuki bir yükümlülük hem de ahlaki bir sorumluluktur. Tarih, yalnızca şiddetin faillerini değil, müdahalenin hayat kurtarabileceği bir anda sessizliği tercih edenleri de yargılayacaktır.
Qad-Barış Araştırmaları Derneği
İletişim: info@qad.institute











