Mecit Zapsu: Korku İlk Öğretmenimiz miydi ?

Genel

İnsan korkuyla erken tanışır. Korku, bedeni korumayı öğretir; geri çekilmeyi, sakınmayı, uyum sağlamayı. Tehlike karşısında durmayı değil, uzak durmayı; kaybetmemeyi değil, yaşamayı fısıldar. Bu yüzden korku çoğu zaman ilk öğretmenimiz gibi görünür. Ama insanın öğrendiği her ders, onu insan yapan ders değildir.

Korku varlığını sürdürmenin dilini öğretir; fakat her zaman insan kalmanın yolunu göstermez. Çünkü bazı eşiklerde, korkunun dayattığı yol ile insanın içindeki çizgi çakışmaz. İnsan o noktada bedeni korumakla onuru korumak arasında bir gerilim yaşar. Korku itaati kolaylaştırır. İnsan zarar görmemek için susmayı, görünmez olmayı, geri adım atmayı öğrenir.

Çoğu durumda bu, yaşamı sürdürmenin tek yoludur. Ama bazı anlar vardır ki susmak yalnızca korunmak değildir; susmak, insanın kendisiyle arasına mesafe koymasıdır. İşte o anlarda korku öğretmen olmaktan çıkar; sınava dönüşür. Bazı insanlar bu sınavda durmayı seçer.

Bedelin ağır olacağını bilerek. Korkunun işaret ettiği yolu değil, içlerindeki sınırı izlerler. Bu duruş çoğu zaman dışarıdan anlaşılmaz; gürültülü bir kahramanlık gibi görünmez. Ama insan için belirleyici olan tam da budur: Yaşamak pahasına değil, onuru pahasına durabilmek. Bu sınavın en çıplak hâli, insanın her şeyden yoksun bırakıldığı koşullarda görülür. Korku ve dehşet her yanı sardığında, bazıları hayatta kalabilmek için bütünüyle uyum sağlar; günleri geçirir ama içten içe tükenir.

Bazılarıysa en küçük anlam kırıntısına tutunarak—bir yüzü hatırlayarak, bir sözü saklayarak—kendi iç özgürlüklerini korumaya çalışır. İkisi de yaşar. Ama yaşamanın bıraktığı iz aynı değildir. Korku burada “hayatta kal” diye emrederken, insanın içinden başka bir ses yükselir. Bu ses yüksek değildir; slogan atmaz. Daha çok bir etik sezgi gibidir: “Bu şekilde değil.” Bu karşı çıkış, korkunun öğrettiği bir ders değildir; korkuya rağmen seçilen bir tutumdur. İnsan her şeyini kaybedebilir, ama nasıl duracağını seçme ihtimalini her zaman yitirmez. Elbette bu yolu seçenler azınlıktadır. Çoğu insan korkunun çizdiği yoldan gider ve yine de insanlığını bütünüyle yitirmez. Ama sınırlar kayar. Küçük geri çekilmeler zamanla alışmaya, alışma da duyarlılığın körelmesine dönüşebilir.

Korku bedeni korurken, vicdanın sesini yavaş yavaş kısmaya başlar. Bu yazı korkuya rağmen duranları yüceltmez; korkuyla geri çekilenleri de yargılamaz. Çünkü korku gerçektir. Bedeni sarsar, zihni daraltır. Ama insanın tarih boyunca öğrendiği şeylerden biri şudur: Korku her zaman son söz değildir. İnsan, korkunun öğrettiğini bazen reddederek insan kalır.

Belki de bu yüzden korku ilk öğretmenimizdir; ama son öğretmenimiz olmak zorunda değildir. Çünkü insan öğrendiği her dersi kabul etmek zorunda değildir. Kimi zaman öğrenilen ders, tam da karşı çıkılması gereken derstir. Ve soru burada kalır: Korku ilk öğretmenimizse, ona karşı çıkmayı bize kim öğretti

İlginizi Çekebilir

Analiz: Yapay zekâ yarışı, büyük teknoloji şirketleri ve Amerikan ekonomisi üzerindeki etkisi
Çin ordusunda yolsuzluk soruşturması: Komuta kademesinin tamamı tasfiye edildi

Öne Çıkanlar