Amed Mardin: Akıl, Yiğitlik ve Özgüç: Kürtlerin Yeni Yüzyılda Geleceğini Kurma Stratejisi

Yazarlar
🔴Bugün dünyada güç dengeleri köklü biçimde değişmiştir. Artık askeri gücün yanında bilgi, teknoloji, ekonomi ve diplomasi belirleyici hale gelmiştir. Güçlü olan, en çok silaha sahip olan değil; en çok bilgi üreten, en iyi organize olan ve sürdürülebilir kurumlar kurabilen toplumlardır.Bu çağda cesaret tek başına yeterli değildir. Cesaretin akılla, bilimle ve planlamayla desteklenmesi gerekir. Kürtler için yeni yüzyılın en temel meselesi tam da budur: yiğitliği reddetmek değil, onu stratejik akılla tamamlamak…

Bir Yunan kralının ünlü bir filozofa sorduğu rivayet edilen soru bugün de anlamını koruyor: Akıl mı daha önemlidir, yoksa yiğitlik mi? Filozofun cevabı ise insanlık tarihinin özeti gibidir: Akıl olsaydı, yiğitliğe gerek kalır mıydı? Gerçekten de insanlık tarihi yalnızca kahramanlıkların değil, aynı zamanda yanlış tercihlerinin, akılsızlıkların ve strateji eksikliklerinin de tarihidir. Binlerce yıl boyunca insanlar bayraklar, dinler, ırklar ve ideolojiler adına öldü ve öldürdü. Destanlar yazıldı, anıtlar dikildi; fakat bu hikayelerin derinliklerinde çoğu zaman aklın eksikliği vardı. Cesaret vardı ama uzun vadeli düşünce yoktu. Fedakarlık vardı ama stratejik planlama zayıftı.

Bu tarihsel gerçeklik, ağır travmalar yaşamış toplumlar için daha da öğreticidir. Kürtlerin son yüz yılı; inkar, asimilasyon, sürgün, parçalanmışlık ve sürekli krizlerle şekillendi. Bu süreç yalnızca fiziksel baskı yaratmadı; aynı zamanda zihinsel bir bulanıklığa da yol açtı. Kimlik ve benlik sürekli savunma halinde kaldı. Dil kesintiye uğradı, hafıza zayıflatıldı, özgüven aşındı. Ancak tarih yalnızca acıların birikimi değildir. Aynı zamanda derslerin ve yeni başlangıçların kaynağıdır. Gelecek, geçmişle kurulan bilinçli bir ilişkiyle şekillenir. Hafızasını kaybeden toplumlar yönünü kaybeder; fakat yalnızca acılarına tutunan toplumlar da ilerleyemez.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, duygusal ve tepkisel bir tarih anlayışı değil; eleştirel, rasyonel ve stratejik bir tarih bilincidir. Uzun süre kimliği korumanın yolu folklora, duygusal reflekslere ve direniş hafızasına dayanmak oldu. Bu yaklaşım, zor zamanlarda hayatta kalmayı sağladı. Ancak modern dünyada yalnızca folklorla var olmak mümkün değildir. Kültür bir toplumun ruhudur; fakat onu geleceğe taşıyacak olan bilim, eğitim, üretim ve kurumsallaşma kapasitesidir. Folklor, modern kurumlarla desteklenmediğinde zamana yenilir.

Bugün dünyada güç dengeleri köklü biçimde değişmiştir. Artık askeri gücün yanında bilgi, teknoloji, ekonomi ve diplomasi belirleyici hale gelmiştir. Güçlü olan, en çok silaha sahip olan değil; en çok bilgi üreten, en iyi organize olan ve sürdürülebilir kurumlar kurabilen toplumlardır. Bu çağda cesaret tek başına yeterli değildir. Cesaretin akılla, bilimle ve planlamayla desteklenmesi gerekir. Kürtler için yeni yüzyılın en temel meselesi tam da budur: yiğitliği reddetmek değil, onu stratejik akılla tamamlamak. Duygusal tepkiler yerine uzun vadeli planlar geliştirmek, parçalı refleksler yerine örgütlü bir toplumsal bilinç inşa etmek ve geçici kazanımlar yerine kalıcı yapılar kurmak. Bu hedef, hayatın her alanında uzmanlaşmayı gerektirir. Eğitimde, hukukta, ekonomide, teknolojide, diplomaside ve medyada güçlü kadrolar yetiştirmeden kalıcı bir özgürlük mümkün değildir. Siyasal kazanımlar ekonomik ve kurumsal temele dayanmadığında kırılgan olur.

Oysa güçlü bir toplum; üretkenlik, disiplin, bilgi ve ortak hedef bilinciyle ayakta kalır. Bu noktada diaspora büyük bir stratejik potansiyel taşır. Farklı ülkelerde yaşayan Kürtler; eğitim, akademi, finans, medya ve teknoloji alanlarında önemli birikimler elde etmiştir. Bu birikim yalnızca bireysel başarı için değil, kolektif gelecek için de değerlidir. Diasporanın kültürel kimliği koruma, uluslararası kamuoyunda temsil, diplomasi ve lobi faaliyetleri yürütme, ekonomik ve akademik ağlar kurma potansiyeli son derece büyüktür.

Tarih, diasporanın örgütlü ve stratejik olduğunda nasıl belirleyici olabildiğini göstermektedir. Örneğin Theodor Herzl öncülüğündeki siyasal hareket, küresel diplomasi ve diaspora örgütlenmesi sayesinde güç kazanmıştır. Güney Afrika’da Nelson Mandela liderliğindeki mücadele uluslararası destek alsa da asıl gücünü içerideki toplumsal iradeden almıştır. Vietnam’da Ho Chi Minh önderliğindeki deneyim de aynı gerçeği ortaya koymuştur: Dış destek olabilir, fakat belirleyici olan iç örgütlenme ve özgüçtür. Bu örnekler aynı zamanda bir başka gerçeği de ortaya koyar. Büyük güçler çoğu zaman ilkelerden çok çıkarları doğrultusunda hareket eder. Dostluklar kurulabilir, stratejik ilişkiler geliştirilebilir; ancak hiçbir güç bir halka kalıcı özgürlük bağışlamaz. Uluslararası destekler geçicidir, koşullara bağlıdır ve dengeler değiştiğinde geri çekilebilir.

Bu nedenle Kürtler, farklı halklarla dostluk kurarken ve uluslararası ilişkilerini geliştirirken temel dayanaklarını kendi toplumsal güçlerinde aramalıdır. Ulusal bir statüye ulaşmanın yolu özgüçten geçer. Özgüç romantik bir slogan değil; toplumsal bilinç, birlik, ekonomik dayanıklılık, kurumsallaşma ve stratejik akıldır. Gerçek güvenlik ve onur, başkalarının koruması altında değil; kendi ayakları üzerinde durabilen bir toplum olmakla mümkündür. Özgürlük, başkalarının lütfu değil, örgütlü ve bilinçli bir toplumun yarattığı bir sonuçtur. Yeni dönemde ihtiyaç duyulan Kürdi kişilik; geçmişin travmalarını inkar etmeyen fakat onlara teslim olmayan bir bilinçtir.

Kendi diline ve kültürüne sahip çıkan, ancak dünyaya kapalı olmayan bir kimliktir. Evrensel değerlere açık, eleştirel düşünebilen, üretken, disiplinli ve örgütlü bir insan tipidir. Bugün en büyük cesaret silaha sarılmak değil, bilgiye sarılmaktır. En büyük yiğitlik aklı merkeze almaktır. Çünkü akıl varsa yiğitlik anlam kazanır. Akıl yoksa yiğitlik çoğu zaman başkalarının hesaplarına hizmet eder. Kürtlerin yeni yüzyıldaki en büyük sınavı budur: Cesareti akılla birleştirmek, hafızayı bilinçle güçlendirmek ve özgürlüğü yalnızca istemekle kalmayıp onu kurabilecek toplumsal kapasiteyi inşa etmek. Gelecek, başkalarının hediyesi değil; akıl, örgütlenme ve özgüçle kurulacaktır.

İlginizi Çekebilir

Asgari ücret daha sofraya oturmadan bitiyor
Meclis Komisyonu raporu 47 oyla kabul edildi

Öne Çıkanlar