Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın akıbetini bir kez daha sordu; “Gerçek ortaya çıkarılsın, sorumlular yargılansın” çağrısı yaptı.
Açıklamada, 31 yıl önce kaybedilen Hasan Ocak’ın akıbeti soruldu.
Kayıp yakını Türkan Ocak’ın okuduğu açıklama şu şekilde:
“Emine Ocaksız İlk Hasan Ocak Buluşmamız.
Bugün bayram…
Bayram; aynı sofrada buluşmanın, sevdiklerine sarılmanın, birlikte olmanın sevincidir. Ama bizim için bayram, eksik kalan bir buluşmanın, yarım bırakılmış hayatların ve cevapsız soruların ağırlığıyla gelir.
Sevdiklerimizi kaybedenler, yalnızca onları bizden koparmadı; bayramlarımızı, kutlamalarımızı, ortak sevinçlerimizi de bizden aldı. Bu yüzden bayram, bizim için tamamlanmamış bir hikâyenin, yarım kalmış bir kavuşmanın adı oldu.
Biliyoruz ki bayramlar yalnızca sevinçten ibaret değildir. Aynı zamanda hatırlamanın, yüzleşmenin ve yaraları onarma iradesinin de zamanıdır. Bu bayramın; yüzleşmeye, adalete ve barışa açılan bir kapı olmasını diliyoruz. Çünkü barış olmadan hiçbir bayram tamamlanmaz.
1095. haftamızda, ilk kez “Cumartesi Oturmaları” nı başlatan annelerimizden Emine Ocak olmadan, oğlu Hasan için adalet talebiyle bir araya geldik. Emine Annemiz şahsında, adalete ulaşamadan aramızdan ayrılan tüm annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi saygıyla anıyoruz. Onların yıllara yenilmeyen direnci ve ısrarı, yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Bugün Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 31.yılı.Sosyalist kimliğiyle tanınan 30 yaşındaki Hasan Ocak, atanmayı bekleyen bir öğretmendi. Bu süreçte Beyazıt’ta bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 akşamı işyerinden ayrılırken annesini aradı, “Balık getireceğim, akşam için yemek hazırlama” dedi. Ancak Hasan o akşam da, sonrasında da bir daha Avcılar’daki evine dönemedi.Hasan’dan haber alamayan ailesi, onun gözaltına alındığını öğrendi. Ancak yetkililer bu gerçeği ısrarla inkâr etti. Aile; savcılıktan emniyete, valilikten bakanlıklara, hastanelerden Adli Tıp Kurumu’na kadar her kapıyı çaldı.Artan kamuoyu baskısı sonucunda, dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir yaptıkları açıklamalarda “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını ve suçlu olarak aranmadığını” açıkladılar.
Oysa tanıklar Hasan’ı emniyette gördüklerini, adının parmak izi listelerinde olduğunu ifade etti. Tüm bu beyanlar, inkârın ardındaki gerçeği açıkça ortaya koyuyordu.Ailenin ısrarlı arayışı 58 gün sürdü. Hasan Ocak’ın ağır işkence izleri taşıyan bedeni, “meçhul kişi” olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu. Olay yeri tutanağında, Hasan’ın üzerinde kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının bulunmadığı; parmaklarında ise mürekkep lekeleri olduğu kaydedilmişti. Bu detaylar, onun gözaltı sürecinden geçtiğinin açık kanıtıydı.Gerçek o kadar açıktı ki dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, Hasan’ın gözaltında işkence sonucu öldürüldüğünü kabul ederek aileden özür diledi.Ancak buna rağmen adalet sağlanmadı. İç hukuk yolları sonuçsuz bırakıldı. Aile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 2004 yılında AİHM, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediğine hükmederek Türkiye’yi mahkûm etti.Bu karara rağmen Hasan Ocak dosyası, etkili soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmeyen yargı tarafından zamanaşımına terk edildi.Hasan’ın gözaltında kaybedilişinin 31. yılında; Baba ve Emine Ocak’ın bıraktığı yerden çocukları, torunları ve mücadele arkadaşları olarak bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz:Artık yeter.Bu dosyada, gerçeği ortaya çıkaracak, sorumluları belirleyecek nitelikte bir soruşturma bugüne kadar yürütülmedi.Devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal etmeye son verin.Adaletin gereğini yerine getirin.
Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Ocak için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
/Kaynak: Birgün/













