CHP’li Rahmi Aşkın Türeli, AİHM istatistiklerini Meclis gündemine taşıdı. Türkiye’nin mahkemedeki başvuruların yüzde 34,5’ini oluşturduğunu belirterek, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e soru önergesi verdi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2025-2026 dönemi istatistiklerini Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Türeli, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, Türkiye’nin AİHM önündeki dosya yükü ve hak ihlalleri konusundaki verilerin hukuk devleti açısından ciddi bir tablo ortaya koyduğunu ifade etti.
AİHM verilerine dikkat çeken Türeli, 28 Şubat 2026 itibarıyla mahkeme önünde bekleyen dosyaların yüzde 34,5’inin Türkiye aleyhine olduğunu belirterek, ülkenin “hakkında en fazla karar beklenen ülke” konumunda bulunduğunu vurguladı. Türeli, bu durumun özellikle 2016 sonrası uygulanan OHAL politikaları, adil yargılanma hakkı ve özgürlük-güvenlik hakkı ihlalleriyle bağlantılı olduğunu söyledi.
“EN ÇOK ADİL YARGILANMA HAKKI ENGELLENDİ”
Türeli, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından 2017 yılında verilen Köksal/Türkiye kararı sonrası iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına rağmen başvuruların azalmamasını da gündeme getirdi. Bu durumun, Anayasa Mahkemesi ve idari yargı yollarının etkinliğine ilişkin soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.
Önergede ayrıca, 2025 yılında Türkiye aleyhine verilen 66 ihlal kararında en çok “adil yargılanma hakkı” ile “özgürlük ve güvenlik hakkı” ihlallerinin yer aldığına dikkat çekildi. Türeli, bu ihlallerin sistematik hale gelmesini önlemek için yeni yasal veya idari düzenlemeler yapılıp yapılmayacağını sordu.
“DOSYA YÜKÜ AZALTILACAK MI?”
Türeli, AİHM önünde derdest bulunan yaklaşık 21 bin 900 başvurunun yüzde 80’inden fazlasının 2016 sonrası OHAL uygulamaları ve meslekten ihraçlarla bağlantılı olduğunu belirterek, bu yoğun dosya yükünü azaltmaya yönelik somut bir eylem planı olup olmadığını da Bakan Gürlek’e yöneltti.
Önergede, Türkiye’nin AİHM başvuru sayısının Fransa, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerle kıyaslandığında çok daha yüksek seviyelerde olmasının gerekçesi de soruldu.
Türeli, tüm bu verilerin Türkiye’nin uluslararası hukuk alanındaki konumu ve yargı sisteminin işleyişi açısından kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Türeli’nin, Gürlek’in yanıtlaması istemiyle verdiği önergede şu sorular yer aldı:
1. AİHM’in 2017’deki Köksal/Türkiye kararıyla işaret ettiği iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına rağmen, başvuruların azalmak yerine birikerek devam etmesi, iç hukuk yollarının (Anayasa Mahkemesi ve idari yargı) etkililiğini yitirdiği anlamına mı gelmektedir?
2. 2025 yılında Türkiye aleyhine verilen 66 ihlal kararında ilk iki sırada yer alan “adil yargılanma hakkı” ile “özgürlük ve güvenlik hakkı” ihlallerinin sistematik hale gelmesini engellemek adına yasal veya idari düzenleme yapılması hakkındaki görüşünüz nedir?
3. 28 Şubat 2026 itibarıyla AİHM önünde bekleyen 21 bin 900 derdest başvurunun %80’den fazlasının 2016 sonrası OHAL uygulamaları ve meslekten ihraçlar kaynaklı olduğu gözetildiğinde; bu devasa dosya yükünü iç hukukta süratle çözecek somut bir eylem planınız veya yeni bir hukuki mekanizma hazırlığınız bulunmakta mıdır?
4. Fransa (703), İngiltere (139) ve Almanya (127) gibi ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’nin on binlerle ifade edilen başvuru sayısına sahip olması, Bakanlığınız tarafından nasıl açıklanmaktadır?
“ALEYHİNDE EN ÇOK KARAR BEKLENEN ÜLKE”
Öte yandan Türeli, önergeye ilişkin değerlendirmersinde şu ifadeleri kullandı: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından açıklanan 2025-2026 dönemi istatistikleri, Türkiye’nin hukuk devleti endekslerindeki gerilemesini ve yargı sistemindeki kronikleşmiş sorunları sayısal verilerle ortaya koymaktadır. 28 Şubat 2026 itibarıyla AİHM önünde bekleyen her üç dosyadan birinin (%34,5) Türkiye aleyhine olması, ülkemizin ‘aleyhinde en çok karar beklenen ülke’ konumunu pekiştirdiğini göstermektedir. 2016 yılı sonrasında uygulamaya konulan OHAL uygulamaları, adil yargılanma hakkı ile özgürlük ve güvenlik hakkı ihlalleri, Türkiye’nin uluslararası hukuk arenasındaki itibarını ve hukuk güvenliğini ciddi şekilde zedelemektedir.”
/Kaynak: Birgün/













