Kapitalizmin insanlığa karşı açtığı savaş sadece i̇nsanın sömürülmesine dayanmıyor, sadece artı değeri elde etmek için şirketler halinde örgütlenip, bu örgütlenmeyi de burjuva sınıfının yararına eylemselliğe sokup proletaryayı sömürmeye dayanmıyor. Kapitalizm doymak bilmeyen bir kar hırsıyla insana, insan hayatına ve doğaya karşı da savaş açmış bulunuyor. “Tarih öncesi” denilen bu dönemde, kapitalizm sadece bizi ve doğayı tüketmeye değil, aynı zamanda kendisini de tüketmeye götürüyor. Çünkü kapitalist sistemin üzerinde yükseldiği yasalar bunları içeriyor ama sadece bunları değil aynı zamanda bunlardan ayrı kapitalizmi ortadan kaldıracak olan iradenin yani proletaryanın da örgütlenip kendisine karşı savaşmasını ve galip gelmesini de içeriyor. Bu nedenle; “…toplumsal konumu gereği proletarya, sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir…” K. Marx
Kapitalizmin doğumuna ebelik eden koşullar ve yüzyıllar geride kaldı. Kapitalizm şimdi yetişkin bir hale geldi. Doğduğu yer olan Avrupa kıtasının sınırlarını çoktan aştı. Doyuma ulaştığı pazarlara yenilerini eklemek için savaşlar çıkarıyor, iktidarları satın alıyor, devletleri yıkıyor. Paranın tanrılığını ilan ettiği bu dünyada kapitalizm insan değerleri ve emek gücünü de satın alarak, insanı köleleştirir. Para artık evrensel bir yabancılaştırıcı güç haline gelir. Aynı zamanda gerçekliği zıddına çeviren bir “karıştırıcı” özelliğini de taşır. Tıpkı 18. yüzyıl ressamlarının çizimleri gibi. Sınıf gerçeğini kabul etmemek, hakim sınıfın (burjuvazinin) yarattığı ve yaratacağı felaketleri görmezden gelmek de bir sınıf tavrıdır. Dünyanın hiçbir yerinde “kaynaşmış, imtiyazsız” bir sınıf yoktur, olamaz da. ya ezilenlerden yanasınızdır, ya ezenlerden yana.
Bundan önce Çewlik (Bingöl) Liçik (Kaynarpınar) köyünde karşımıza çıkan Ignis Energy şirketi bu sefer de Gimgim (Varto) yerleşim alanında toplam 10 sondaj kuyusu açmak için izin aldı. Buralarda yaşayan, kökleri bu topraklarda olan i̇nsanların itirazlarına rağmen… Önce satın alınan yetkililer ardından “gazeteci” adı altında kiralık kalemler Jeotermal santrallerin ne kadar gerekli, yararlı ve vazgeçilmez olduğunu empoze etmeye başlarlar. Bu yatırımların hem bölge halkına, hem de ülke ekonomisine ne kadar yararı olduğunu ballandırarak anlatırlar. Çünkü yatırımcı şirket çanaklarına bir parmak bal dökmüştür. İnsanın bir tarihi olduğu gibi, doğanın da bir tarihi vardır. İnsan tarih yazımında bir yandan kendi tarihini yazarken diğer yandan da doğanın tarihine de -olumlu- bir katkıda bulunur.
Ama bu tarih yazımının gerçek yazıcısı olan proletarya sınıfına dahilse eğer. Yoksa, yani kapitalist sınıftaysa doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu tarihi yok ederek paraya dayalı kısa bir tarih yazımına girişir ve bu da geride bir yıkım bırakarak biter. İşte Gimgim’da (Varto’da) yaşayan insanlar sadece kendi yaşam alanlarının geri dönülmesi çok ama çok zor olacak olan tahribatına değil aynı zamanda doğanın da sesi olmaya çalışarak doğanın tahrip edilmesine karşı çıkıyorlar. Çünkü inançları olan Kızilbaşlık/Alevilik/Reya Haq inancı doğayı insandan ayrı görmeyen, insana gösterilen saygı ve korumayı bütün canlılara ve doğaya da göstermesini isteyen bir inanç. Doğal olarak jeotermal tahribatı aynı zamanda inanca da bir saldırı demektir. Deprem bölgesinde olmasının da ayrı bir tehlikesi bulunuyor.
Günlerdir ayakta olan halk düzenlediği etkinliklerle seslerini duyurmaya ve direniş cephesini güçlendirmeye çalışıyor. Elbette sesleri Sivas’tan öteye geçmeyecek, yani Kurdistan’da kalacak. Bir Kürdün hayatı ile ilgilenmeyen Türk kamuoyu yaşadığı yerle hiç ilgilenmez. Hatta yakılıp yıkılması bile içten içe sevindirici bir gelişmedir onun için. Ama
Akbelen ormanları için Kürtler Dem Parti aracılığıyla direnişin yanında yer almışlardı. Oysa bir baksalar kendi toprakları saydıkları yerlerde de bu doğa katliamı gerçekleştirildi. Yakıp, yıkıp gittiler. Geride toparlanması zor bir coğrafya tahribatı kaldı.
Bu nedenle köylülerin sesleri kendi çevrelerinden öteye geçmiyor. Kurdistan halkı bile yeteri kadar örgütlenerek tepki vermiyor. İktidarı elinde tutan göçebe anlayışı yüzyıllardır önce bir yeri zorla ele geçiriyor, ardından oranın tüm kaynaklarını tüketiyor ve en sonunda çekip gidiyor. Kurdistan’a da bakışları bu şekilde işliyor. Asla yerleşemeyeceklerini bildikleri için hunharca davranıyorlar. Elbette bu hunharlık coğrafyanın her yerine yayılmış bir tutum olarak devam ediyor. Ne de olsa barbarlıklarıyla kapitalizmin temel ilkelerini birleştirmeye yeminliler.
Varto’daki (Gimgim’daki) ses köyün sınırlarını aşmak zorunda. DEM Parti bu konuda inisiyatif almak ve işlenecek bu doğa katliamını durdurmak için gerekli çabayı göstermek zorundadır. Örneğin köylüler neden Ankara’da, ilgili bakanlıkta bir sivil eylem düzenlemeyi düşünmezler, neden belli başlı büyük şehirlerde imza kampanyaları başlatmazlar? “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı sadece insan merkezli değil, ekolojiyi de merkezine alan bir çağrıdır. Toplumsal yaşama yönelik bir saldırı, toplumsal örgütlenme ile göğüslenip dağıtılır. DEM Parti bu temelde örgütlenmiş bir partidir.
Bu saldırı sadece Gimgim’in (Varto’nun) köylerine yapılacak ve orayla sınırlı kalacak bir saldırı değildir. Daha bir kaç ay önce Liçik köyünde de aynı şirket aynı şekilde gündeme gelmişti. Elbette onlarca sorunun yanında gündemde olan Iran’la yapılan savaş belirleyiciliğini koruyor. Ama bu diğer sorunların geri plana itilmesinin gerekçesi değildir. Ölüm sadece uçakların bombalarıyla gelmiyor, Gimgim (Varto’da) görüldüğü gibi bazen de jeotermal olarak geliyor. İgnis şirketi Amerika’da zehir yüklediği bulutları Kurdistan’a gönderiyor. Belirli bir bölgeye değil, bulutlar gittikleri her yere bu zehiri götürecekler.
Türkiye’de politikayla uğraşmanın ağır bir bedeli vardır. Hele ki halk için politika yapılıyorsa. Ancak “Politikayla uğraşmazsanız, politika sizinle uğraşır” demişti Lenin. Bir kez daha görüyoruz ki; politikayla uğraşmayanlar kendi hayatları üzerinde söz sahibi olamıyorlar. Gimgim (Varto) ile dayanışmaya girip jeotermal santrali engellemezseniz, o santral bir süre sonra kapınıza gelecektir, adı veya şekli ne olursa olsun.











