Kütahya mitinginde konuşan Özgür Özel, ekonomi ve yargıyı eleştirerek erken seçim çağrısını yineledi. Bozbey’in tutuklanmasına tepki gösteren Özel, “Hodri meydan! Sandığı yaza koyalım” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kütahya’da “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde açıklamalarda bulundu.
Türkiye’ye umut olmak için yola çıktıklarını kaydeden Özel, Kütahya’da 74 yılın ardından yerel seçimleri kazandıklarını anımsattı. Kütahya halkına teşekkür eden Özel, “İşte ben bugün buraya; büyük saldırılara rağmen direnişin ta içinden ve sizin güzel kalplerinizdeki dayanışma duygularını alarak; koltuklara, makamlara değil Anadolu’nun irfanına güvenerek, Kütahya’nın vicdanına güvenerek; seçtiğine sahip çıkan, Gazi’nin emaneti Cumhuriyet’in en önemli kazanımına sahip çıkan, sandığa sahip çıkan Kütahya’ya, Kütahya’yla birlikte direnmeye, mücadeleye, eyleme geldim eyleme” dedi.
Seçimlerin ardından geçen 2 yılda kentte yapılan hizmetlerden örnekler veren Özel, Kütahya’nın yıllarca halkçı belediyecilikten uzak kaldığını, halkın kendi kaderine terk edildiğini, iktidarın kentin ‘önünü açacak’ hizmetler sağlamadığını vurguladı. Partisinin iktidar olduktan yapacağı hizmetlere işaret eden Özel, Kütahya’nın ekonomik gelişimi için hizmet etmeyi sürdüreceklerini kaydetti.
“DÜNYANIN EN ADALETSİZ VERGİ SİSTEMİ TÜRKİYE’DE”
Özel, “AKP’nin kara düzeni bitip CHP’nin halkçı iktidarı gelince, artık uçana, kaçana, konana garanti değil; çiftçiye, köylüye, hayvancılıkla uğraşana garanti verilecek” diye konuştu. Özel, “Bir sandık mesafe kaldı, AKP’nin kara düzeni bitecek” dedi.
Devamla vergi sistemi üzerinden eleştirilerde bulunan Özel, Türkiye’deki mevcut vergi sisteminin dünyanın en adaletsiz vergi sistemi olduğunu kaydetti. Özel, bu düzeni değiştireceklerini vurgulayarak “Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alacağız” ifadelerini kullandı.
“HAYATIMIZA YENİ BİR ENFLASYON DALGASINI SOKUYORLAR”
İktidarın Türkiye ekonomisini kırılgan, krizlere dayanıksız bir yapı haline getirdiğini kaydeden Özel, “Türkiye’nin dünya kadar kaynağını sattılar. Emekliye lazım paranın 150 katını, asgari ücretliye lazım paranın 110 katını, çiftçiye lazım paranın 90 katını yaktılar; korumasız, kırılgan, aciz bir ekonomi yarattılar. O şartlar altında İran’daki savaşa yakalandılar. İşte o yüzden şimdi Türkiye’de petrol fiyatları fırlayınca anında pompaya yansıyor” şeklinde konuştu.
Elektrik ve doğalgaza yapılan zamlara işaret eden Özel, şöyle devam etti: “İğneden ipliğe her şeye zam; sebzeye zam, meyveye zam, her şeye zam. Sonra Hürmüz açılsa da kim alacak yapılan o zamları geri? Laf dinlemediler, yeni bir enflasyon dalgasını hayatımızın içine gelecek aydan itibaren sokuyorlar.”
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Özel, “Ya bu işi söylediğimiz tedbirleri alarak yap. Vatandaşı koru ya da bırak; sen bu işleri yapamıyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi gelsin emeklisine, emekçisine sahip çıksın” dedi.
“NE ABD’DE NE DÜNYANIN BAŞKA BİR YERİNDE BİR KİBRİT ÇÖPÜM YOK”
Devamla yargıya yönelik eleştirilerde bulunan Özel, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasına tepkisini yineledi. Gürlek’in mal varlığına ilişkin açıklamalarını da anımsatan Özel, “O parayı 90 yıl çalışarak biriktiremezler” dedi. Gürlek’e ait olduğunu belirttiği söz konusu konutların fiyatlarına ilişkin bilgiler veren Özel, “Bu adam adalet dağıtıyor öyle mi?” diye sordu.
Sabah gazetesinin kendisinin mal varlığı hakkında yaptığı bir habere de değinen Özel, “ABD’de bir kibrit kutum varsa, ispatlayın” dedi. Benim ne ABD’de ne dünyanın başka bir yerinde bir kibrit çöpüm yok. Peki Erdoğan’ın ve birinci derece yakınlarının ABD’de neyi var açıklayın bakalım” ifadelerini kullandı.
MUSTAFA BOZBEY’İN TUTUKLANMASINA İLK TEPKİ
Özel, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanmasına ilişkin de “Bozbey’i cezaevine gönderip Bursa’ya çökmek istiyorlar” dedi. Erken seçim talebini yineleyen Özel, Erdoğan’a “Cesaretin varsa çık karşımıza. Hodri meydan!” ifadeleriyle seslendi.
Özel, şu ifadeleri kullandı:
“Bursa AKP’deki yolsuzluktan bıkmıştı, kararını değiştirdi. O günden bugüne Mustafa Bozbey’i kazdılar kazdılar bir çöp bile bulamadılar. 7 yıl öncesinden bir şahit.. Ki bu dolandırıcılar yakalamışlar ve hapse girecekken iftiracı olmuşlar. İftira atıp paçalarını kurtarmaya çalışıyor. AKP de belediye meclisinde çoğunluk olduğundan belediyeye çökelim hesabı içinde.
Ahlaki ve psikolojik üstünlük bizdedir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum; Senin yargı kolların hayırlı olsun. Ben kadın eve gençlik kollarıma, örgütüme, milletime güveniyorum. Cesaretin varsa içeri atılacaksın ya partime katılacaksın dediğin Aydın’da. Şehitkamil’de Gaziantep’te Beykoz’da İstanbul’da biz millete soralım diyoruz. Hatta cesaretin varsa nerede bir CHP’li belediye başkanı gözaltına alınıp tutuklanmışsa belediyelerin parti meclis üyelerini istifa ettirelim. Oralarda vatandaşın önüne sandığı koyalım. Cesaretin varsa çık karşımıza. Hodri meydan!”
İMAMOĞLU: DEMOKRASİMİZ BU DENLİ AĞIR BİR SINAVDAN HİÇ GEÇMEDİ
Mitingde ilk olarak, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci söz aldı. İmamoğlu’nun Silivri’den Kütahya’ya yolladığı mektubu da CHP Kütahya İl Başkanı Tamer Yenikaya kamuoyu ile paylaştı.İmamoğlu, Yenikaya tarafından kamuoyu ile paylaşılan mektubunda şu ifadeleri kullandı:
“Paylaşmanın ve hoşgörünün, adaletin ve dayanışmanın şehri, güzel Kütahya… Kütahyalılara kocaman bir merhaba. Değerli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, mert ve onurlu gençler, güzel yüzlü çocuklar… Her birinizi saygıyla, sevgiyle, özlemle selamlıyorum. Sizleri hasretle kucaklıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı ve icraatçı uygulamalarını Kütahya’da hayata geçirmek için tüm gücüyle çalışan Eyüp Kahveci Başkanıma ve örgütümüzün mücadeleci ruhunu temsil eden, il başkanım Tamer Yenikaya’ya teşekkür ediyorum. İl başkanımızın nezdinde tüm örgütümüze şükranlarımı sunuyorum. Sevgili kardeşlerim, demokrasimiz bu denli ağır bir sınavdan hiç geçmedi. Herkes için özgür ve onurlu bir hayatın, insanca ve hakça bir düzenin var olması için inşa ettiğimiz Cumhuriyetimizin kurucu değerleri ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Kendi kaderini elinde tutamayan bir millet, er ya da geç silinip gider. Millet, kendi kaderine ancak egemenlik kayıtsız şartsız kendisinde olursa sahip çıkabilir. İşte bu yüzden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları, Cumhuriyet’i kurdular ve bize özgür, onurlu bir hayat armağan ettiler.
“MİLLETİN EGEMENLİĞİ SALDIRI ALTINDADIR”
Ne yazık ki bugün, milletin egemenliği saldırı altındadır. Milli irade yargı eliyle gasp edilmektedir. Seçilmiş belediye başkanlarının haksız hukuksuz bir şekilde, iftira ve yalan beyanlarla mahkeme önüne çıkarılması, üstelik tutuklu yargılanmaları milli iradeye yapılmış bir darbedir. 15,5 milyon seçmenin oyuyla aday gösterilmiş, 25 milyon vatandaşın imzasıyla desteklenen bir Cumhurbaşkanı adayının birtakım gizli tanık iftiralarına dayanılarak, kumpas davalarıyla tutuklu yargılanması milli iradeye darbedir. Bu siyasi amaçlı yargı saldırılarının muhatabı bizleriz ama asıl hedef millettir. Milletimizin siyasi tercihlerini özgürce yapma ve iktidarı değiştirme hakkını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bir yıl boyunca asılsız iddialar, iftiralar, organize karalama kampanyalarıyla bizi yargılanmadan suçlu ilan ettiler. Ancak kimseyi ikna edemediler. Biz, masum ve haklı olmanın özgüveniyle, ‘Duruşmaları canlı yayınlayın, millet gerçeği görsün’ dedikçe, onlar kaçtılar. Suçluların telaşıyla, iftiracıların arsızlığıyla kaçtılar.
“YARGILAMA BAŞLAYINCA, KUMPASLARI ÇÖKTÜ”
Yargılama başlayınca, kumpasları çöktü. Bizlerin ve milletimizin başına örmeye çalıştıkları çorap kendi ellerine, ayaklarına dolanmaya başladı. Milletimiz, o iftiracıların gerçek yüzünü bir kez daha gördü. Onun için Silivri Zindanında kurulmuş olan mahkemede biz yargılanmıyoruz. Orada biz yargılıyoruz, biz! Siyasi rakibini devre dışı bırakmak, milletin iradesini baskı altına almak için organize işler çevirenleri yargılıyoruz. Birkaç güdümlü yargı mensubuyla milletin iradesine el koymaya kalkışanları biz yargılıyoruz. Kendini milletten üstün gören, devleti ailesinin tapulu malı zannedenleri yargılıyoruz. Haksızlığın ve zorbalığın gölgesinde dolaşanlar temize çıkmak istiyorlarsa yapacakları şey bellidir: Sandığı bir an önce milletin önüne koyacaklar. Çünkü Türkiye’nin derin ve acil sorunları ancak özgür, adil ve şeffaf bir seçimle aşılabilir. O sandık gelecek. Adaletin ve bereketin habercisi olarak gelecek. Bu güzel vatanın 86 milyon yurttaşı huzur içinde ve kardeşçe yaşayacak. Her yerde ve herkes için önce adalet ve hürriyet egemen olacak. Kimse eşitsizliğe, ayrımcılığa, haksızlığa maruz kalmayacak. Bu büyük baskı, zulüm ve sefalet dönemi er geç son bulacak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”
Özel, şunları söyledi: “İşte ben bugün buraya büyük saldırılara rağmen bir direnişin ta içinden ve sizin güzel kalplerinizdeki dayanışma duygularını alarak, koltuklara, makamlara değil; Anadolu’nun irfanına güvenerek, Kütahya’nın vicdanına güvenerek, seçtiğine sahip çıkan, Gazi’nin emaneti Cumhuriyet’in en önemli kazanımına sahip çıkan, sandığa sahip çıkan Kütahya’ya, Kütahya ile birlikte direnmeye, mücadeleye, eyleme geldim. Biz bu güzel şehri, belediyesini 74 yıl boyunca kazanamadık. Ama bu şehre kusur bulmadık, sırtımızı dönmedik, küsmedik ve hep Kütahya’yı anlamaya çalıştık. Çalıştık, çabaladık, mücadele ettik ve nihayet 2023’ten, büyük değişimden sonra 2024’te 31 Mart‘ta Kütahyalılara Eyüp Kahveci’yi aday yaptık, emanet ettik. Kütahya ona sahip çıktı, emaneti Eyüp Başkan‘a verdi, partimize verdi. Tüm Kütahya’ya yürekten teşekkür ediyorum. 2019’da Kütahya’da hiç belediyemiz yoktu. 2024’te Şaphane‘yi Lütfi Mutlu’yla, Domaniç’i Engin Uysal’la, Dumlupınar‘ı Zekeriya Yılmaz’la kazandık. Başkanları kutluyorum, tüm seçmenlerimize teşekkür ediyorum. Bir başarı tek başına hiç kimseye ait değildir.
“TÜRKİYE’YE UMUT OLMAK İÇİN YOLA ÇIKTIK”
Bir başarı varsa onda çok emek vardır. Ben öncelikle burada 2023 seçimlerinde kazanmamız gereken Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hepimizin, bir kez daha Gazi’nin partisinin yoksulluğu, işsizliği yeneceği, yüzleri güldüreceği iktidarını umarken 14 ve 28 Mayıs seçimlerini kaybedince herkesin başı öndeyken, moraller bozukken, oradan yeni bir şekilde, diri bir şekilde el ele, omuz omuza partimizi değiştirerek sonra da Türkiye’ye umut olmak için bir yola çıktık. O yola çıkmaya niyetlendiğimizde ilk günde yanımızda yol arkadaşımız Zeliha Aksaz Şahbaz‘ı bulduk. Yol arkadaşıma teşekkür ediyorum. O gün bugün Kütahya örgütü tüm ilçe başkanlarımla, yöneticileriyle, il yönetimi ve başkanımızla birlikte belediye başkanımızın arkasında önemli bir mücadele veriyorlar. Tamer Yerlikaya‘nın şahsında tüm örgütümüze teşekkür ediyorum. Gün oldu ‘demokrasi yolculuğu’ dedik ve partide, Meclis’te grubu düşen partilere kürsü hakkı olsun diye onu demokrasi yolculuğuna yolladık. Gitti, görevini yaptı, baba ocağına geri döndü. Kütahya Milletvekilimiz Ali Fazıl Kasap’a teşekkür ediyorum. Biraz önce il başkanımızın ve belediye başkanımızın kıymetli konuşmalarını dinledim. Onlar bir hakkı teslim ettiler, ben de altını çizmek isterim. Kütahya’yı bir parti, o partinin adayı, o partinin Genel Başkan’ı kazandı. Kütahya’yı Kütahya’daki demokratlar, Kütahya’daki demokratların ittifakı; Kütahya İttifakı kazandı. Kütahya’nın sosyal demokratlarını da muhafazakar demokratlarını da milliyetçi demokratlarını da Kürt demokratlarını da sosyalist demokratlarını da liberal demokratlarını da görüşü, inancı ne olursa olsun umudu demokraside olan, kurtuluşu birlikte arayan Kütahya İttifakı’nın tüm bileşenlerine yürekten teşekkür ediyorum.
“SİLKELEYİN’ DENİLEN BELEDİYELERDEN BİRİ”
Eyüp Başkan Kütahya’ya hizmetle görevlendirildi. Eyüp Başkan bu kentin sokaklarında yürüyen ve havasını soluyan, derdini bilen, çareyi bilen biri ama bir takım imkansızlıklarla ki maalesef iktidarın ‘Silkeleyin’ dediği muhalefet belediyelerinden biri olduğu ve kendisine kalan borçlar sırtında yük olduğu için zor bir dönemi geçiriyor. Memnuniyet anketlerine baktığınızda Kütahya ondan memnun, Kütahya gayretini, emeğini ödüllendiriyor. Önümde iki yıllık süre içinde bu dar imkanlarla Kütahya’da yaptıkları var, görünce gerçekten şaşırdım. Öncelikle Ilıca’da bir halk marketin açılması, uygun fiyatlı alışverişin vatandaşın imkanına sunulması. İki kent lokantası ve yeni yerine taşınan, yenilenen kreşten yararlanan çocuklar. İhtiyaç sahiplerine halk ekmek yardımı ile Yamantürk Engelli ve Yaşlı Gündüz Yaşam Merkezi. Kirazpınar, Bölücek’te kadınların ihtiyacı olan, istedikleri, seçimde söz verdiği mahalle fırınlarının açılması. Halk kart ile ihtiyaç sahiplerine belediyenin tüm yokluğunu, zorluğuna rağmen 56 milyon liralık destek sağlanması. Bin 300’den fazla öğrenciye ücretsiz ulaşım desteği. Yaşam berber ve kuaför salonunda imkanı olmayan vatandaşlara ateş pahası dönemde ücretsiz berber hizmeti, kadınlara kuaför hizmeti. Yine YKS’ye giren öğrencilere sınav başvuru ücretlerinin belediye tarafından karşılanması. Barınma sorunu yaşayan aileler için Aile Yaşam Merkezi. Evsiz vatandaşlar için Yaşam Merkezi kurulması. 24 kapasiteli yerde bugün sordum, 18 evsiz kalıyor. Ama çok daha üstündeki sayılar kaldı, sonra belediyede ya da başka yerde istihdam oluşturuldu ve kendi paralarını kazandılar, hayata tutundular. Gastro Kütahya ile yöresel lezzet satış noktaları. Çölyak hastaları için glutensiz kafe hizmeti. Ilıca ve Yoncalı’da iki ayrı karavan kampı.
Bugün burada Eskişehir’in değerli belediye başkanları, Büyükşehir Belediye Başkanı, milletvekilleri var. Şunu görüyoruz. Hani dedik ya bozkırın ortasında Yılmaz Büyükerşen’in ve belediye başkanlarımızın bir çiçek gibi açtırdığı Eskişehir’in yolunda bu sefer Kütahya yürüyecek Allah’ın izniyle. Turizm için çalışılıyor, var gücüyle. Kütahya’nın mutfağı tanıtılmaya çalışılıyor, var gücüyle. Gelen öğrenciyi, ‘İyi ki Kütahya’ya gittim’ desin diye tüm zorluklara rağmen sahip çıkılıyor, var gücüyle. Yoksula sahip çıkılıyor var gücüyle. Şimdi şunu gördük ki ne zaman Kütahya’da gerekli imkanlar sağlanacak, bu vizyon, bu emek, bu gayret Eskişehir mucizesini bu seferde Kütahya’ya yaşatacak. Ben partimin Genel Başkanı olarak önce sizinle birkaç bilgiyi paylaşıp sonra da bu konuda önemli bir şey söylemek istiyorum. Bugün Kütahya’da bu güzel insanlar, ben onların yüzüne, gözüne bakıyorum ve şöyle bir şey görüyorum. Diyorlar ki ‘Biz çok daha iyisini hak ediyoruz.’ Ya burası Kütahya, burası Anadolu’nun ortasında öyle bir yer ki 200 yıl boyunca Osmanlı geriye gitmiş. Toprak kaybetmiş, toprak kaybetmiş, toprak kaybetmiş. Durmuş, artık iş Polatlı’dan öteye Ankara’ya dayanmış. Eğer ki Kütahya olmasa, yerinde durmasa, Gazi’nin ordularına İsmet Paşa‘nın ordularına sahip çıkmasa, direnmese, teslim olmasa ne Kütahya var, ne Türkiye var. Ne otobüs var burada, ne üstünde bir Genel Başkan. Ne dalganın albayrak, ne bağımsız bir Türkiye. Ne çok şey borçluyuz biz bu zaferin şehrine, Büyük Taarruz’un şehrine.
Diyorsun ki İstanbul çalışıyor, Kocaeli, Bursa, Denizli çalışıyor. Konya, Kayseri çalışıyor. Limanlar çalışıyor, ihracat var, imkan var. Dünya kadar toplanan vergiler. Kütahya bunlardan payını almalı, Türkiye Kütahya’ya sahip çıkmalı destek olmalı. Döndüm bir baktım ki ne göreyim, ne göreyim. 2025 yılı 18 milyar lira vergi ödemiş Kütahya. Beklersin ki bunun dört katı hizmet alsın değil mi? 7,5 milyar lira yatırım bütçesi var Kütahya’ya. Bırakın Kütahya’ya sahip çıkmayı Kütahya’dan kepçeyle almışlar, kaşığın yarısıyla vermişler. Akılalmaz bir durum ortada. Kütahya’da öyle bir durum var ki, AK Parti geldiğinde, yani 3 Kasım 2002 günü, Kütahya’nın nüfusu 657 bin. O gün Türkiye’nin nüfusu 68 milyon. O günden bugüne Türkiye 19 – 20 milyon büyüyor. Aynı hesap Kütahya’ya bakınca bekliyorsun ki nüfusu 850 bin olacak, büyükşehir olacak, ona göre yatırım alacak, ona göre büyüyecek ve gelişecek. Bir bakıyorsun ki 200 bin nüfusu artacağına, 87 bin – 90 bin kişi azalmış. Kütahya 570 binde kalmış. Bakın Afyon’un da derdi çok, ama Afyon 700 bini geçti, büyükşehir olacak şartları sağladı. Ama bu süreçte Kütahya bırakın büyükşehir olmayı küçülmüş, gerilemiş. Peki neden gerilemiş? Eti Gümüş, Kümaş, Seyitömer ve Tunçbilek termik santralleri, Kütahya azot fabrikası, Kütahya şeker fabrikası özelleştirilmiş. Kütahya’daki gübre fabrikası özelleştirilmiş, azot fabrikası. O fabrika ki, yıllar önce Demirel gelir bu şehre. Diyor ki Demirel ‘Azot fabrikası zarar ediyormuş’ diyorlar. ‘Edecek tabii diyor. Edecek.. Gübreyi üretecek çiftçiye verecek. O gübre ile toprağa bereket gelecek’ diyor Demirel. O gün Demirel’in satmadığı, Ecevit’in sahip çıktığı Kütahya’ya, gübre fabrikasıyla, santralleriyle ‘Kar etmiyor bunlar’ diye kar edeni de sattılar etmeyeni de sattılar. Kütahya’yı küçülttüler, zayıflattılar. Düşünün şehir merkezinden ilçelere karayolu bağlantıları yetersiz. Bir şehir düşünün İstanbul – Antalya güzergahında otoyol var, Kütahya’dan geçmiyor. 2011’de hızlı tren sözü verdiler, 15 yıl geçti hızlı tren olmadı. Hızlı tren geldi Kütahya’yı pas geçti. Yol yoksa, tren yoksa, yatırım yoksa, istihdam yoksa bir şehirde ekonomi ne olur? Ekonomi böyle olur. Bir şehirde gelecek nasıl olur? Geleceği karanlık olur. Kütahya yıllarca halkçı belediyecilikten uzak kaldı. Planlı büyüyemedi. Tarım arazileri sulama alanlarına büyük zararlar verildi. Plansız imar izinleri verildi. Riskli alan ilan edilen yerlerde vatandaş kendi kaderine terk edildi. İktidar ne mağduriyetleri giderdi, ne bu kentin önünü açacak bir şey yaptı. O yüzden, işte o yüzden Kütahya 2024 seçimlerinde kendi önünü açmaya, bir evladına hiç değilse yerel seçimlerde imkan tanımaya karar verdi. Seçimin sonucu böyle oldu. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak yerel seçimlerde Eyüp Başkan’ın elini kaldırıp demiştim ki ‘Siz ona sahip çıkın, biz de sahip çıkacağız. Size söz olsun, andolsun ki bu otobüs buraya yine gelecek. Yine bu otobüsün üstüne çıkacağız. Bu sefer bu otobüsün üstüne iktidar partisinin genel başkanı olarak çıkacağım. Size söz veriyorum, bu Kütahya’dan bir Eskişehir yaratmak için ne gerekiyorsa onu yapacağım. Ne destek istiyorsa onu vereceğim. Andolsun Kütahya’ya.
“UÇMAYAN YOLCUNUN, UÇAĞIN PARASI HEPİMİZİN CEBİNDEN ÇIKACAK”
Bu arada Kütahya aynı zamanda bir tarım kenti. Kütahya’da tarım arazilerine yapılan haksızlıkları, imarı ifade ettim. Öyle bir süreçteyiz ki Türkiye’de AK Parti’nin kurduğu bir düzen var. AK Parti’nin kara düzeni. AK Parti’nin kara düzeninde bu yılın ilk iki ayında çiftçiye verilen para 2 milyar lira. Faize verilen para 640 milyar lira. Yani çiftçiye verilen paranın 320 katını faize ödeyen bir iktidar var. O iktidarın kurduğu bir kara düzen var. Ama bir yandan da burada yanlış hesapla, kitapla açtıkları bir Zafer Havalimanı var. Bu Zafer Havalimanını 50 milyon Euroya mal ettiler. Bugünkü kurla 2,5 milyar lira. Geçmişte diyorlardı ki ‘Cebinizden beş kuruş çıkmadan havalimanı yapıyoruz, otoban yapıyoruz. Köprü yapıyoruz. Hastane yapıyoruz.’ Sonra çıktı kı hastaneye hasta ya da tahlili, emar, röntgen garantisi. Yola geçiş garantisi, köprüye geçiş garantisi, havalimanına uçuş garantisi. Hesabı kitabı iyi yapamayanlar 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına şu ana kadar geçiş garantisi ödemeleriyle 4,1 milyar lira ödediler bile. Maalesef 2044 yılına kadar, öyle bir imza atmışlar ki 2044 yılına kadar uçmayan yolcunun, uçmayan uçağın parası, senin, benim, hepimizin cebinden ödenecek. Daha oraya 10,7 milyar lira ödenecek. 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına tam altı katı para ödenerek, iki katını şimdiye kadar ödediler. Dört katını bundan sonra ödeyecekler. Hepimizin cebinden bu büyük zararı ettirecekler.
Ama diğer taraftan baktığında çiftçiye para lazım olunca ona hak ettiği desteklemenin beşte birini veriyorlar. Buradan, Kütahya’dan Zafer Havalimanının ettiği büyük bir zarar ve köylünün içinde bulunduğu bu durum ortada olunca, açıkça söylüyoruz: AK Parti’nin kara düzeni bitince, Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı iktidarı gelince, kurucusunun dediği gibi yeniden köylü milletin efendisi olunca artık uçana, kaçana, konana garanti değil; çiftçiye, köylüye, hayvancılıkla uğraşana garanti verilecek. Sütün paritesini ayarlamayanlara söylüyorum. Bire 1,6 pariteyle, süt fiyatına alım garantisi verilecek. Çiftçi ne ekeceğine, desteklemeye göre baştan karar verecek. O destekleme çiftçiye her şartta ödenecek. Bundan sonra zenginin yurtdışından bulduğu krediyle yaptığı yola, havaalanına değil; çiftçiye ve hayvancılıkla uğraşanlara gelir garantisi verilecek. Söz veriyoruz.
“EMEKLİLERİ AÇ BIRAKTILAR”
Tabii Kütahya’da rakamlara bakınca insan her rakamda bir gerçeklik, her rakamda bir hüzün, her rakamda bir haksızlık görüyor. Kütahya çalışan sayısının 160 bin, emekli sayısının 143 bin olduğu bir şehir. Kütahya’yı emekli kenti yaptılar ama emeklileri aç bıraktılar. Kütahya’daki emekçileri asgari ücrete mahkum bıraktılar. Meydandaki emekliler bir el kaldırsın. O elinizdeki nasırdan, çalışa çalışa tutan nasırdan, çürümüş dirseğinizden, büyümüş gözlük numaralarınızdan utanmayan; tarihin en büyük haksızlığını size yapan AK Parti’nin kara düzeninden kurtulmaya bir sandık mesafe kaldı. Bir sandık mesafe. Emeklilere soruyorum, AK Parti’nin kara düzenini yıkacak mıyız? Hakkımızı söke söke alacak mıyız? Hepinizin hakkını hep birlikte alacağız. Bakın bunu bu meydandakiler duyuyor, biliyor. Duymayana duyuralım, bilmeyene bildirelim. Şimdi buradan çok önemli bir şey söylüyorum. Bu ülke emeklisine açlığı öğretmeye çalışıyor. Asgari ücretlisine boyun eğmeyi, teslim olmayı, emek sömürüsüne ses çıkarmamayı öğretmeye çalışıyor, bu iktidarın eliyle. Oysa bu ülke dünyanın ekonomisi en güçlü olacak ülkelerinden biri. Üç tarafı deniz, denizlerinin içi bereket. Toprağının altı adeta madenler açısından eşi bulunmaz ganimet. Toprağın üstü adamı ters diksen düz çıkaracak kadar bir bereket. Genç nüfusu hepimizin için bir nimet. Bu ülkedeki tüm kaynaklar doğru kullanılsa, doğru harcanılsa bu ülke doğru kalkınsa, adil bölüşse bu meydanda bugün emeklilerin yaşadığını yaşayan kimse kalmaz. Ama şöyle yapıyorlar. Parayı zengin isteyince her iki elleri kanda olsa buluyorlar. Her türlü kıyağı dünyanın en zenginlerine, Türkiye’nin en zenginlerine çekiyorlar. Emekliye gelince ‘Kaynak kalmadı’ diyorlar.
Bütün AK Partili, MHP’li emeklilere anlatalım. Bir hayali anlatmıyoruz. 3 Kasım 2002 günü AK Parti geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücretten hesap etsen, 28 bin liradan 42 bin lira yapıyor. Yani bugün ‘20 bin lira verip, fazlasını veremiyoruz’ diyorlar ya kendilerinden önceki beğenmedikleri Ecevit – Bahçeli – Mesut Yılmaz hükümeti, hep kötüledikleri ki sanki Bahçeli ile şimdi ittifakta değilmiş gibi, o hükümet o hesapla 42 bin lira veriyordu. Biz asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunuyoruz. Kısa vadede en düşük emekli maaşına bir asgari ücret diyoruz. Hesap yine aynı noktaya geliyor. Hesap AK Parti öncesi döneme geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret olunca 58 bin liraya geliyor. Bugün eldeki 20 bin liraya bakın ve geçmişteki hesapla alınacak 58 bin liraya bakın. Bütün AK Partili ve MHP’li emekliler; bu iktidar geldiği gün en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Şimdi 2 çeyrek altın alamıyor. Bunu yapan 5510 sayılı kanunu çıkarıp, aylık bağlama katsayılarını değiştirip, emekliye türlü çeşit numaraları çekip, her sene TÜİK’e… Nedir TÜİK? Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu. Kimi üzüyor? Emekliyi üzüyor. Gerçek enflasyon yüzde 80. Yüzde 60 söylüyor, yüzde 20 senin cepten gidiyor. Gerçek enflasyon yüzde 45, yüzde 30 söylüyor, yüzde 15 senin cepten gidiyor. Gerçek enflasyon yüzde 32, yüzde 20 söylüyor, yüzde 12 senin cepten gidiyor. Birikiyor, birikiyor; 8 altın 2 çeyrek altına, 1,5 çeyrek altına iniyor. Aynı hesap asgari ücretliler için de geçerli. AK Parti geldiğinde asgari ücret 7 çeyrek altındı. Bugün asgari ücret 2,5 çeyrek altın. Alnının terinin bu kadar haksızca sömürüldüğü bir başka ülke yok Avrupa’da, hatta neredeyse dünyada.
“DAHA ÇOK KAZANMANIN, HAKÇA BÖLÜŞMENİN GARANTİSİYİZ”
Bu kadar haksızlık olmaz. Bu kadar ucuza emek sömürüsü olmaz. Bunun için bir kere asgari ücret dediğin ilk bir yıl alınan, sonra kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir ücrettir. Bugün biraz önce il başkanım, parti meclisi üyem, belediye başkanım, milletvekilim izah ettiler. Burası asgari ücret ya da hemen üstünün alındığı, en çok asgari ücret ve üstünde işçi çalıştırılan bir şehir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında asgari ücret bir yıllık ücret olacak. Hızla herkes o ücretten uzaklaşacak. Herkesin CHP iktidarında cebi dolacak, karnı doyacak. Yarınlarına güvenle bakacak. Açıkça söylüyorum. Dünyaya baksın herkes. Emekliye kim sahip çıkıyor? Asgari ücretliye kim sahip çıkıyor? Ücretleri kim yükseltiyor? Bu dünyada sosyal demokratların işi. Bugün İspanya’da kardeşimiz, yoldaşımız Pedro Sanchez nasıl yoksullukla mücadele ediyorsa, nasıl düşük gelir seviyesindekiler için çalışıyorsa, biz de öyle yapacağız. Açıkça söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi sermaye düşmanı değildir, patron düşmanı değildir, yatırımcı düşmanı değildir. Ama kalkınmacıdır. Kalkınmak için, ihracat için, üretim için tüm imkanları yaratmaktan yanadır. Cumhuriyet Halk Partisi daha çok kazanmanın garantisidir, adil bir vergi düzeninin, hakça bölüşmenin garantisidir. Bugün Kütahya’da bu kıymetli, bu gözümün içine umutla bakan topluluğa söylüyorum. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. 89 lirası bu meydandan toplanıyor. Nasıl mı? Dolaylı vergi dediğin dünyanın en adaletsiz vergi. Zengin ve fakir ayırmıyor. En zenginden de aynı alıyor, dolaylı vergiyi, en fakirden de. Elektriğe, suya, doğalgaza, üstüne aldığın kıyafete ve evladın ayağına aldığın bota, okul çantasına, tırnak makasına Özel Tüketim Vergisi adı altında ya da diğer isimlerde dolaylı vergi alınıyor. Kimden? Hepimizden. Yüzde 64-65 oranında. Sonra gelir vergisi var. Nereden alınıyor bu? Yine senden alınıyor. Maaşlardan alınan vergidir gelir vergisi. Bir de bankada varsa 3-5 kuruş bir birikinti, oradan alınacak faiz, ondan kesilen stopajdır gelir vergisi. Bu da yaptı mı sana yüzde 23-24? Varıyor yüzde 88’e. Yüzde 1 başka bir kalem var, yüzde 11 kurumlar vergisi. Üretenden, kazanandan, kar edenden alınan vergi yüzde 11. Garibandan alınan vergi yüzde 88. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştireceğiz. Bu düzeni yıkacağız. Çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan vergi almayacağız.”
Şimdi ekonomide öyle bir dönemdeyiz ve öyle bir beceriksizlikle karşı karşıyayız ki… Türkiye ekonomisini kırılgan, krizlere dayanıksız yapan bu iktidar. En basiti geçen sene hatta önce daha eskiye gidelim; pandemide bütün dünyada enflasyon ve bütün dünyada alınan tedbir faiz artırma. Bir tek Türkiye’de yok. ‘Ben bilirim’ diyor, ‘Ben…’ Enflasyonu yüzde 2 olan Avrupa ülkesi yüzde 4 gelince, yüzde 5 faiz verdi. Parayı aldı ki enflasyon olmasın. Yüzde 3 olan yüzde 6’ya yüzde 7 faiz verdi. Enflasyonu yüzde 4 olanınki yüzde 8’e çıktı, yüzde 9 faiz verdi. Bütün Avrupa ve Amerika enflasyonu olduğu yerden döndürdü ve düşürdü. Bir tek bizimki ‘Nas’ dedi, ‘Ben bilirim’ dedi. Enflasyonu, tek rakamlılara yaklaşan enflasyonu yüzde 80’e kadar fırlattı. O günlerde enflasyon fırlarken, planda her şey farklıyken, para isteyen zengine ‘Aman ha dolar alma. Kur Korumalı Mevduat al’ dedi. Senin, benim cebimden zenginlere dünyanın en büyük kaynak transferini yaptı. Sonra seçimlere girdi, seçimleri atlattı. Arkadan gidip ‘Kemeri sıkacaksın’ diye yine hepimizin gırtlağına çöktü. Şimdi bu dönemde bir kez daha büyük bir beceriksizlikle… Geçmiş dönemde milyarlarca lirayı zengine verenler, bu sefer seçimleri Ekrem İmamoğlu kazanacak diye, Cumhuriyet Halk partisi kazanacak diye geçen sene 19 Mart’ta bir darbeye giriştiler. Bunun karşılığında Türkiye’nin dünya kadar kaynağını sattılar. Emekliye lazım paranın 150 katını, asgari ücretliye lazım paranın 110 katını, çiftçiye lazım paranın 90 katını yaktılar. Korumasız, kırılgan, aciz bir ekonomi yarattılar. O şartlar altında İran’daki savaşa yakalandılar.
“ELEKTRİĞE, DOĞALGAZA ZAMLA YANDI GÜLÜM KETEN HELVA”
İşte o yüzden şimdi Türkiye’de petrol fiyatları fırlayınca anında pompaya yansıyor. Hemen Ekonomi Koordinasyon Kurulumuzu topladım. Türkiye’nin en kıymetli ekonomistlerinin olduğu 11 kişilik kurulu. Dedik ‘Ne yapmak lazım? Biz olduğumuzda ne yapacağız? Ne yapmalılar şimdi?’ Dediler ki, ‘Kesinlikle petrol artışı pompaya yansımasın. Yansırsa enflasyon patlar, tutamazsın.’ ‘Ne önerelim?’ ‘ÖTV var dediler yüzde 40’ı kadar. Eşel mobil mobil yapın, ÖTV’den karşılayın, pompaya yansımasın. Tam hatırlayın arabalar dizilmiş petrol ofisinin önünde 1 kilometre. Zammı yapacaklar o gece. Ben önerdim, biz önerdik ‘Yapmayın’ dedik. ‘İntihar olur’ dedik, o gece zammı durdurdular. Ertesi gün dediğimizin dörtte üçünü yani 4 lira artıyorsa 1 lira yansısın, 3 lira ÖTV‘den karşılansın. O günden bugüne bu şekilde tutuldu. Ama ÖTV‘den karşılanacak pay aşıldı. Şimdi ha bire pompaya yükleniyorlar, 80 lirayı gördüler, yine uyardık. ‘Yüzde 20 KDV var. KDV’den karşılansın. Vatandaşa yansımasın.’ Niye? Çünkü şundan, yarın Hürmüz Boğazı açılır, brent petrol düşer, benzin fiyatını düşürürsün. Kaybın ÖTV kadar olur. Kaybın KDV kadar olur. Ama sen bunu yapmazsan, her şeyin fiyatı artarsa daha sonra bu enflasyona döner, petrol düşse de fiyatları düşüremezsin. Ne oldu? Bu sefer bizi dinlemediler, fiyatlar uçtu gitti. Ve maalesef dün akaryakıta olan zamlar yüzünden elektriğe yüzde 25 zam geldi, doğalgaza yüzde 25 zam geldi. Şimdi yandı gülüm keten helva. Buradan sonra sen misin elektriğe zam yapan, hadi bakalım ekmeğe zam. Sen misin doğalgaza zam yapan, hadi bakalım ekmeğe zam. Sen misin elektriğe zam yapan, iğneden ipliğe her şeye zam. Sebzeye zam, meyveye zam, her şeye zam. Sonra Hürmüz açılsa da kim alacak yapılan oranları geri? Türkiye’de zammın geri geldiğini kim görmüş? Laf dinlemediler, yeni bir enflasyon dalgasını hayatımızın içine gelecek aydan itibaren sokuyorlar.
“BIRAK CHP GELSİN; EMEKLİSİNE, EMEKÇİSİNE SAHİP ÇIKSIN”
Ayrıca orta vadeli programda enflasyon hedefi yüzde 16. Üç ayda ocak – şubat – mart yüzde 10’u geçti. Öyle anlaşılıyor ki bunların bir yıllık hedefi altı ayda fazlasıyla geçilecek. Olan kime olacak? Olan yine emekliye olacak, olan yeni asgari ücretliye olacak. Buradan Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Ya bu işi söylediğimiz tedbirleri alarak vatandaşı koru, ya da bırak sen bu işleri yapamıyorsun Cumhuriyet Halk Partisi gelsin emeklisine, emekçisine sahip çıksın. Bakın 2018 yılında Tayyip Erdoğan diyordu ki ‘Enflasyon çift haneliyse, yani yüzde 9’dan yüksekse yılda 3 – 4 kere asgari ücret ayarlaması düşünülebilir.’ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yapıyor bunu. Avrupa yapıyor bunu. Dünya yapıyor bunu. Asgari ücrete yılda üç ayda bir güncelleyerek asgari ücretlisini, emeklisini zamlardan koruyor, yoksulluktan koruyor. Ama burada bizimkiler sadece kendine yakın olan sermaye gruplarını koruyor. Onun için şimdi Kütahya’ya soruyorum. AK Parti’nin kara düzenini değiştirmeye hazır mıyız? Bir devri kapatıp bir devri açmaya var mısınız? Hep beraber bakan evlatlarının devrini bitiriyoruz, vatan evlatlarının devrini başlatıyoruz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Esnaf kurtulmadan öğretmen kurtulmaz. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. İnfaz koruma memuru kurtulmadan bir başkamız kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. ADD Kütahya’ya bir alkış önce, aslanlarıma. Arkasında ‘Yok bu işin sağı solu, aklın yolu İmamoğlu’ yazıyor. Kim yazmış? Selendi Cumhuriyet Halk Partisi, benim hemşerilerim. Öpüyorum sizi.
“KÖTÜ GİDİŞİN TEK NEDENİ AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİ”
Değerli Kütahyalılar, bugün Türkiye’de her şeyin kötüye gitmesinin varsa bir sebebi o da AK Parti’nin kara düzeni. Bugün Türkiye’de yargıya güven yüzde 18’e inmiş. ‘Yargıya güvenmiyorum’ diyenler yüzde 82. Nasıl olmasın? 31 Mart 2024, Kütahya’da oyu sen kullandın, sen kullandın. Eyüp Başkanı sen seçtin, kararı sen verdin. Bir önceki dönem MHP’diydi, baş tacı. Daha önce AKP’diydi, eyvallah. Bu sefer Cumhuriyet Halk Partisi’ne verdin. Efendim geçen sefer oyu AK Parti’ye verince milli irade baş tacı, verilmediği zaman alaşağı. Sebep? ‘Efendim bir laf ettim çok büyük.’ ‘Ne dedin?’ ‘Efendim İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır dedim, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder dedim.’ ‘Ne oldu?’ ‘Kaybettim.’ ‘Nasıl?’ ‘Önce Beylikdüzü bendeydi, karşıma Ekrem İmamoğlu geldi, AK Parti’den CHP’ye geçti. Orada arı gibi çalıştı. Yan tarafı ben yönetiyordum, AK Parti yönetiyordu Esenyurt’u. 0,5 metrekare yeşil alan. Bu tarafı Ekrem İmamoğlu yönetiyor. Mehmet Murat Çalık yönetiyor. 10 metre, 10,5 metrekare yeşil alan. Arada 20 kat fark var.’ Bir tarafta AK Parti’nin yönettiği kent suçları müzesi, bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi’nin övünç vesilesi. Bunu görünce İstanbullu ne yaptı? Bu sefer İstanbul’a sen Binali Yıldırım’ı aday gösterdin. Biz Ekrem İmamoğlu’nu. Ne yapsın İstanbullu burayı cennet yapanı, burayı cehenneme çevirene tercih etti. Görevi Ekrem İmamoğlu’na verdi. Sen daha o ilk seçimlerde hazımsızlığa başladın. Ne yaptın? Yüksek Seçim Kurulu’na gittin 13 bin farkla kazandığımız seçimi iptal ettirdin. 40 gün sonra seçim oldu. İstanbul’la bir daha soruldu. O sırada hatırlayın, ‘Sandıkları çaldılar, oyları çaldılar, yok efendim şunculara gittiler buncuları yaptılar.’ Bir sürü yalan attılar. ‘Hiçbir şey olmasa bile bir şey olmuş’ dediler. Seçimi iptal edip milletin karşısına geçip ‘CHP’ye, İmamoğlu’na haddini bildirin. Osmanlı tokadını indirin’ dediler. Sandıklar bir açıldı. 13 bin fark 806 bine çıktı. Osmanlı tokadı bekleyenlere demokrasi tokadını millet patlattı. Meselenin özü buyken yine durmadılar. Bu sefer İstanbul’da topal ördek dediler İmamoğlu. Büyükşehir belediye Meclisi AK Parti’deydi. Ne yaparsa karşı çıktılar. Engel olmaya çalıştılar. Yetmedi, inanamazsınız metroların çalışan elektrikli merdivenlerine, otomatik elektrikli merdivenlerine kendi adamlarıyla tuttukları taş sıkıştırdılar. ‘Çalışmıyor metronun merdiveni’ demek için. Allah’tan korkmazlar İstanbul’da çalışan halk otobüsünü, halk otobüsü altı gün çalışıyor. Yedinci gün ‘Film çekeceğiz’ diye kiraladılar. Otobüsü bir köşeye çektiler. Jimmy Jib’leri üç bir yanına kurdular. Otobüsü film çekiyoruz diye yalandan yaktılar. ‘İstanbul Büyükşehrin otobüsleri bakımsızlıktan yanıyor’ dediler. Akla gelebilen her kötülük, her iftira oldu. O Süleyman Soylu’nun ne yaptığını biliyorsunuz. Bütün yolsuzluk dosyalarına geldi el koydu. AK Parti döneminin yolsuzluklarının üstüne oturdu. O Süleyman Soylu geldi, işi gücü bıraktı ne dedi? ‘İstanbul Büyükşehir’de PKK’lılar çalışıyor’ dedi. ‘İspat et’ dedik. ‘İspat etmeyen namussuzdur’ dedik, ama o dönemde o yalanı attı. Ardından yalan çıkınca, İBB’de bir tane PKK’lı çıkmayınca ‘Ne yapayım ben de siyaset yaptım’ dedi. Utanmadan. İşte AK Parti budur. AK Parti’nin kara düzeni budur. Geçmişin güya kudretli bakanı Süleyman Soylu‘nun tıyneti budur. Yaklaşımı budur. Siyasi ahlakı, siyasi namusu budur. Yalanı atanlar, kara çalanlardır. Sonra bir daha seçime gidildi. Bu kadar yalanın üstüne. PKK’lılar belediyede, otobüsler yanıyor, metrolar duruyor, bilmem ne olmuyor. Ne oldu biliyor musunuz? Bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 1,1 milyonun üstünde farkla bir kez daha İmamoğlu kazandı. Karşısına Başbakan çıktı, kazandı. Meclis Başkanı çıktı, kazandı. Şehircilik Bakanı çıktı, kazandı.
Bunlara karşı utanmadan, sıkılmadan döndüler bir darbeye giriştiler. Bakın kadın kollarımızı görüyor musunuz Kütahya’da? Nasıl çalışıyor? Kadınlar alkışlaması. Erkekler bir kadın kollarını alkışlasın. Şimdi gençler alkışlamasın. Kadını ve erkeği herkes gençlik kollarımı alkışlasın. Bir de evde oturup yoksulluğa katlanmayan, darbeye sessiz kalmayan kahramanlar kendini alkışlasın. Tayyip Erdoğan’da bu meydan olmayınca; biz meydanların, biz mücadelenin, biz birliklerinin partisiyiz. Karşımızda bir salon partisi var. Yazın serinlettiği salonlarda, kışın ısıttığı salonlarda atadıklarına kendisini alkışlatan, siyaseti il başkanları toplantısında yapan, tarafsız olacak savcıyı bir gecede bakan yapıp, onu götürüp il başkanlarına konuşturan bir anlayış var. Öyle bir kara düzen ki; önce bir siyaset ve haysiyet celladı, seyyar giyotin. Sırrı Süreyya Önder’den başlayıp ne kadar siyasetçi, örneğin geçen İstanbul İl Başkanımız Canan Hanım olmak üzere gezdirip gezdirip her yerde muhaliflere ceza verdirdiği seyyar giyotini önce bakan yardımcısı yapıp siyasete sokan, sonra bir gecede İstanbul başsavcısı yapan, sonra koruma istediği için onu tekrar bakan yapan AK Parti’nin kara düzenidir.
“ŞİMDİ ADALET DAĞITIYOR ÖYLE Mİ?”
O kara düzenin Adalet Bakanlığı’nda oturan kişinin toplam 190 yıl alacağı maaşlarıyla alamayacağı kadar gayrimenkul üzerine geçmiştir. Biz gayrimenkullerin teker teker ID numaralarını… Murat Kurum, Çevre Bakanlığı ‘Ay Di’ deyince anlamıyorsa ID numaralarını yayınladık. İnkar eden yok. Girdiğinde sisteme o tapunun, gayrimenkulün vaktinde alındığı, sonra nasıl elden çıktığı ortada ve 190 yıllık maaş ortada. Yetmiyor. İstanbul’da Senfoni evlerinden 98 milyon liraya ki bakın şöyle basit bir hesap yapalım. Buradan bir emekli öğretmenler kaldırsın. Çok da varmış. Bir emekli öğretmen 30 yıl çalışıyor. Sabah 07.00 kalkıyor; traş oluyor, kravatın takıyor. Ya da döpiyes giyiyor, çantasını alıyor. Okula gidiyor. Sabah sekizden akşam beşe kadar çalışıyor, bunu 30 yıl yapıyor. Ona bu devlet 1 milyon liranın altında bir emeklilik ikramiyesi veriyor. Doğru mu hocam? Bu 1 milyon lira. Bu kişi daha 40 yaşında savcı, şu ana kadar aldığı maaşları hiçbirini yemese, içmese o paranın üçte birine, dörtte birine ulaşamaz. 98 milyon lira verip Senfoni Evleri’nden yani emekli öğretmenin 30 yılda aldığı 1 milyon liranın 98 katını bir yere veriyor. O parayı ömrü boyunca, karı – koca yemeden ve içmeden sürekli biriktirseler 90 yıl çalışarak biriktiremezler. O parayı sadece benim ilan ettiklerimin içinde olmayan Senfoni Evleri’ne veriyor. Birisi mahkemeye düşmüş, kaybetmiş. Birden tekrar görülmüş, kazanmış.
O kişinin evlerinden Ankara’da bir tane, İzmir’de iki tane. Toplam değerleri 76 milyon lira. 76 öğretmenin 30 yıllık emeğine karşılık. Şimdi bu adam adalet dağıtıyor öyle mi? Bu adam operasyon yapıyor, yolsuzlukları ortaya çıkarıyor öyle mi?
“DIŞARIDA BİR KİBRİT ÇÖPÜM ÇIKSA BİR DAKİKA DURMAM”
Buradan milletimin önünde söylüyorum. Bugün Sabah gazetesi sabahın köründe ‘Yeni bir iftira atalım, ortalığı karıştıralım…’ Talimat o ya. ‘Akın Gürlek’in tapusunu savunamıyoruz, ID’lerini veremiyoruz. Suçüstü yakalandık, sahip çıkamıyoruz. Yalnız bırakınca tepki topluyoruz. O yüzden hedefi şaşırtalım, başkalarına saldıralım.’ 50 çeşit yalan attılar, hepsini çürüttük. Şimdi çıkmış; ‘Ekrem İmamoğlu Amerika’da Özgür Özel‘e 3 milyon dolara daire almış.’ Bakın buradan büyük bir özgüvenle Kütahya’dan, buradan söylüyorum. Ey Sabah, ey havuz medyası. Özgür Özel‘in değil Amerika’da, dünyanın herhangi bir yerinde; değil daire, bir tırnak makası, bir kibrit çöpü varsa Dışişleri elinizde, MİT elinizde, Trump yanınızda hodri meydan bu emekli öğretmen evladı Eczacı karşınızda. İspatlamayan şerefsizdir. Bir kibrit çöpüm çıksın bu sınırların dışında, bir dakika durmam burada. Dahası var dahası. Yıllardır tam gününde veriyorum mal bildirimini. Öyle sadece kendim değil eşimi, evladımın minicik hesabındaki parasını bile. Mal bildirimimde, Numan Bey’e verdiğim mal bildiriminde, 16 yıldır AK Parti’nin elindeki mal bildirimimde söylemediğim bir çöpüm varsa bir dakika durmam burada. Hodri meydan. Şimdi Sabah var mısın meydana çıkmaya, düello davetimi yazmaya? Benim ne Amerika’da, ne dünyanın başka bir yerinde bir kibrit çöpüm yok. Peki Erdoğan’ın, kendinin, evlatlarının, ya da birinci derece yakınlarının Amerika’da bir mülkü var mı, yok mu? Onu açıkla bakalım. ‘Manhattan’da’ diyorsun ya. Manhattan‘da diktiler mi o binayı, dikmediler mi? Eğer benim var da ‘yok’ diyorsam ispatlamayan şerefsizdir. Bir çöpüm varsa namussuzum ve ahlaksızım. Peki sizde olan onları yazmaya cesaretin yoksa namussuzsun, şerefsizsin. Haydi bakalım. Veriyorum mahkemeye bu yalan haberleri yapanları, yazanları, yayanları. Tek dertleri var. Bu millet gördü kirliyi de temizi de. Bu millet gördü yandaşa sahip çıkanı da vatandaşa sahip çıkanı da. Onun için bundan sonrasında artık geri dönmek yok. Her zaman ne diyorum? Eğer bu işte bir santim eğilirsek, bir kere eksik konuşursak, bir adım geri gidersek bunlar bu milleti ebediyen sustururlar, ebediyen çöktürürler ve 100 yıl geriye götürürler. Aha burası, 200 yıl geri geri gitmiş Türklerin durduğu, taarruza geçtiği, zaferi bulduğu topraklardır. Hep birlikte iktidar için büyük taarruza var mısınız? Var mısınız? İşte o yüzden Kütahya’dayız. İşte o yüzden cesaretin şehri, özgüvenin şehri, direnişin şehri, şahlanışın şehri, zaferin şehrindeyiz.
“DÜN AKŞAM BURSA’YI GÖRDÜNÜZ MÜ? AYAĞA KALKTI”
Dün 40 saat boyunca uykusuz bıraktıkları Mustafa Bozbey’i bu sabah tutukladılar. Bursa oyu AK Parti’ye verirken iyiydi, Bursa AK Parti’deki yolsuzluktan bıkmıştı, hırsızlıktan bıkmıştı. Kararını değiştirdi. O günden bugüne Mustafa Bozbey’de kazdılar kazdılar bir çöp bir şey bulamadılar. Yedi yıl öncesinden bir yalancı şahit, ki üç ortak. 500 Bursalıyı dolandırmışlar. Bir kişiye daire vermemişler. Bu dolandırıcılar yakalanmışlar, hapse girecekken iftiracı olmuşlar. Bozbey’e iftira atıp yedi yıl öncesinden, 12 yıllık iftira atıp paçalarını kurtarmaya kalkıyorlar. AK Parti’de belediye meclisinde çoklar diye bunlara ‘İftirayı atın, paçayı kurtarın, Bozbey’i içeriye koyalım, Bursa Belediyesine çökelim’ hesabının içinde. Ben dün Bursa’ya gittim. Bir anda karar verdik, bir gece önce Bozbey’i cuma günü alacaklar diye. Dün akşam Bursa’yı gördünüz mü? Bursa dün akşam ayağa kalkmıştı. Seçtiğine, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmak için. İşte bugünkü Kütahya’ya geldik. Kütahya’da bayram değil seyran değil önümüz seçim değil ama Kütahya’da bu muhteşem kalabalıkla karşılaştık, kucaklaştık. Bu haklılıktandır. Haklılardadır psikolojik üstünlük, ahlaki üstünlük bizdedir. Psikolojik üstünlük bizdedir. O yüzden çoğunluk enerjisi bizdedir. Kütahya’dadır. Türkiye’dedir. Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Senin yargı kolların var. Hayırlı olsun. Ben kadın ve gençlik kollarıma, örgütüme, milletime güveniyorum. Eğer cesaretin varsa ‘Ya içeriye atılacaksın ya partime katılacaksın’ deyip partine kattığın Aydın’da, ‘Ya içeri atılacaksın ya partime katılacaksın’ deyip içeri attığın Bursa’da, Gaziosmanpaşa’da iddianamesi bile yazılmayan boş kasa operasyonunda. Şehitkamil‘de Gaziantep’te, Beykoz’da İstanbul’da, biz millete soralım diyoruz. Hatta eğer cesaretin varsa İstanbul’dan tut, nerede CHP’li bir belediye başkanı gözaltına alınıp tutuklanmışsa, orada. CHP’nin ve AK Parti’nin belediye meclis üyelerini istifa ettirerek ya da mecliste AKP – CHP oyları yeterli. O bölgelerde geçici maddeyle erken genel seçim getirerek, eğer cesaretin varsa buralarda vatandaşın önüne sandığı koyalım. Biz hırsızsak biz yolsuzsak, bu vatandaş sana inanıyorsa biz belamızı bulalım. Ama yüzde 60’ı vatandaşın ‘Bu işler siyasi’ dediğinde, sadece yüzde 25’i sana inanırken, karşıma çıkamıyorken halen daha oradan buradan haysiyet suikastı yapmaya çalışıyorsun. Erdoğan cesaretin varsa çık karşımıza. Hodri meydan.
“YAZA VARMADAN SEÇİM SANDIĞINI KOYALIM”
Buradan sokağa çıkamayan, hatır soramayan, esnaf gezemeyen, pazar dolaşamayan Erdoğan’a söylüyorum. Bu emeklinin, bu emekçinin, bu çiftçinin, bu esnafın ve gençlerin ızdırabı had safhadadır. Çare sandıktadır. Gel kimse kimseyi üzmeden, kimse kimseyi yormadan, bu milletin önüne yaza varmadan seçim sandığını koyalım. Millet karar versin. Eğer yetkiyi sana verirse, o gün siyaseti bırakıyorum. Ama bu millet emeklisi emekçisiyle, çiftçisiyle esnafıyla artık bu kara düzeni bitirmeye karar verdi. Onun için sandıktan kaçıyorsun. Yaz gelmeden milletin önüne sandığı koyarsan yarışırız. Kazanırsan beş yılın daha var. Ben yok olup gidiyorum. Ancak şunu da çok iyi biliyorum ki; o sandık gelecek ve bu millet o sandığa damgasını vuracak, yumruğunu vuracak. Peki Kütahya bir seçim hazır mı? Peki adayınız var mı? Adayınız kim? Cumhurbaşkanı adayınız kim? Cumhurbaşkanı İmamoğlu. Kötülüğün sonu yok. Ekrem Başkanı içeride tutuyor. Bırakması gerekiyor, bırakmıyor. ‘Canlı yayında ver, millet duysun’ diyoruz, iddianamesine güvenmiyor. Daha doğrusu nasıl perişan olduğunu görüyor. Kütahya’nın namuslu güzel insanları. Hatırlayın geçen sene bugünlerde başladı, neredeyse 10 ay sürdü. Her yalanda çıktım, dedim ki ‘Ben buradayım. İddianamede bunlar olmayacak. Bunlar yalan. Asla ispatlanamayacak. Ben o iddianameyi yargılanmak için değil, yargılamak için bekliyorum’ dedim. Nihayet iddianame çıktı. Hatırlayın. TGRT’yi hatırlayın. Hatırlayın A Haber’i, yandaş kanalları hatırlayın. Gece gündüz bir yalanı tekrar edenleri hatırlayın. ‘560 milyar yolsuzluk’ dediler 56 kuruşun ispatı çıkmadı. ‘Bin 200 cep telefonu alındı ve dağıtıldı’ dediler. Yalan çıktı, iddianamede çıkmadı. Söyleyen kadın ‘Bana da öyle demişlerdi’ deyip işin içinden çıktı. ‘Parkelerin altından Eurolar, dolarlar çıktı. Videosu var’ dediler. Tamamen sahtekarlık ürünü çıktı. Söyleyene sorulunca ‘Anlatanın yalancısıyım’ deyip işin içinden çıktı. Dediler ki ‘Gaziosmanpaşa Belediyesinin koltuğun arkasında kasa çıktı’, doğruydu. AK Parti dönemindendi. ‘İçinden dolar çıktı’ dediler, yalan çıktı. Kasa boşmuş, mühür varmış. TRT’ye sorduk, ‘Bu dolar görüntüsü neredenmiş?’ ‘Boş kasa görüntüsü yoktu, stoktan kullandık. Şansınıza bu görüntü çıktı.’ Kasadan sadece bir tane mühür çıktı. ‘Ekrem İmamoğlu’nun’ arabaları dediler 16 lüks araç. Hepsi MHP’li milletvekilinin çıktı. Ne söylendiyse yalan çıktı. Beklenen iddianame bomboş peçete çıktı. O iddianame her gün, her bir arkadaşımıza sıra geldikçe, namuslu arkadaşlarımızın ayaklarının altında ezilmektedir. Şunu, bütün Kütahya bilsin ki, şunu herkes bilsin ki; Tayyip Erdoğan bir yıl önce ‘Bir aya kalmaz insan içinden çıkamayacaklar’ dedi, bir yıl sonra Kütahya’da insanların arasındayım. Tayyip Erdoğan bir yıl önce ‘Göreceksiniz birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar’ dedi. Kütahyalıların yüzüne bakmaya geldim, yüzüne. Tayyip Erdoğan bir yıl önce ‘Eşlerinin gözüne bakamayacaklar’ dedi. Dünya kadar haysiyet cellatlığının hepsi yalan çıktı. ‘Uçak’ dediler AK Partilinin çıktı. Ne yaptılarsa başka bir şey çıktı. Eninde sonunda Genel Başkan yine alnının akıyla Kütahya’da sizin karşınıza çıktı. Bir yıl sonra.
“381’NCİ GÜN EYLEMDEYİZ, DİRENİŞTEYİZ, DİMDİK AYAKTAYIZ”
Bugün 103’üncü mitingdir, 103’üncü eylemdir. Dünya siyaset tarihinde ilktir; her hafta sonu bir şehirde, her çarşamba bir ilçede 100’e kadar getirdik bir yılın içinde. Bugün 103’üncü kez buradayız. 381’inci gün eylemdeyiz, direnişteyiz, dimdik ayaktayız. İster şimdi, ister sonuna kadar kaçsın 1000 günün sonunda dünyanın en büyük seçim kampanyasına hedefe ulaştırarak ne yapacağız biliyor musunuz? Bu güvenliğimizi sağlayan emniyet mensupları var ya onlara bir alkış alayım önce. Onun da yüzünü güldüreceğiz. Gece – gündüz emeğini sömürüyorlar. Karşılarına diktikleri öğrencilerin de yüzüne güldüreceğiz. Ekrem Başkan’ın da yüzü gülecek, infaz koruma memurunun da yüzü gülecek. Lojmanı olacak, maaşı olacak, emniyet sınıfında olacak. Jandarmanın da yüzü gülecek, öğretmenin de, atanamayan öğretmenin de. Bu toplumda derdi, tasası olan kim varsa hepsinin yüzünü güldürmek için bir seçimlik koşu kaldı. Şimdi Ekrem Başkan içeride olabilir, yerine bana bir Cumhurbaşkanı adayı lazım. Var mısınız? Ekrem Başkan yerine yürümeye, AK Parti’nin kara düzenini bitirmeye; kendiniz için, ülkeniz için, adalet için; yoksulluktan kurtulmak, işsizliği bitirmek, herkesin yüzünü güldürmek için iktidar yürüyüşüne varsınız? Benim Cumhurbaşkanı adayım olmaya var mısınız? Bu düzeni birlikte değiştirmeye var mısınız? Siz varsanız, biz de varız. Yolumuz açık olsun. Yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”
/Kaynak: Birgün/






