🔴SOHR Direktörü Rami Abdurrahman, HTŞ’nin Arap bölgelerindeki Kürtlere karşı birçok suç işlediğini belirterek, özellikle Rakka’da ihlallerin arttığını söyledi.
HTŞ’nin kontrolü altındaki bölgelerdeki kaosa ve Kürtlere yönelik saldırılara ilişkin ANF’ye demeç veren Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Direktörü Rami Abdurrahman, 29 Ocak Anlaşması’nın uygulanmasının kısmi ve yavaş olduğuna da dikkat çekti.
KOBANÊ, ANLAŞMANIN KİLİT NOKTASI
“İletişim kanallarının açılması veya sınırlı koordinasyon gibi bazı sembolik idari adımlar atılmış olsa da esirlerin serbest bırakılması, güvenlik ve askeri yönetimin yeniden yapılandırılması gibi maddeler hala askıda” diyen Abdurrahman, Kobanê’nin stratejik önemi ve sembolik değeri nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında kilit nokta olduğunu ekliyor: “Taraflar, Kobanê’de yönetim biçimine ilişkin görüş ayrılıkları yaşıyor. Ayrıca bölgesel faktörler konuyu daha da karmaşık hale getiriyor.”
EFRİN VE SERÊKANİYÊ’DEN ÇIKMIYORLAR
Anlaşmaya göre Efrîn, Şêxmeqsûd ve Serêkaniyê’de yerinden edilen tüm göçmenler bir ay içinde evlerine güvenli bir şekilde dönecek, bu bölgeleri sivil yönetimler devralacaktı. Bu kapsamda 9 Mart’ta 400 kişi, 4 Nisan’da 200 kişi ve 14 Nisan’da en az 800 aile olmak üzere üç kafile Efrîn’e ulaştı. Fakat, o tarihten bu yana herhangi bir ilerleme sağlanamadı ve Serêkaniyê’ye hala dönen kimse olmadı.
Rami Abdurrahman, Türk devletine bağlı çetelerin Efrîn ve Serêkaniyê’nin bir kısmından hala geri çekilmediğine işaret ederek, “Mülklere el konulması, haraç alma ve keyfi tutuklamalar dahil olmak üzere ihlaller sürüyor. Bunun yanı sıra Efrîn’in Raco, Şera, Cindirês, Bilbil, Mabata ve Şiyê (Şêx Hedîd) ilçeleri ile Serêkaniyê’nin Til Helef (Til Xelef), Elok, Menacîr, Alya, Til Tewîl ve Mebrûka’da geniş çaplı konuşlanmış durumda” diyor.
HALKA HİZMET YOK, GÜVENLİK YOK
SDG’nin anlaşma çerçevesinde Rakka, Tabka ve Dêyrizor’dan çekilmesiyle halkın bu bölgelerde protestolar düzenlediği ve Kürtlere yönelik saldırıların olduğu belirtiliyor. Söz konusu bölgelerdeki gerilimi ve Kürtlere karşı işlenen suçları doğrulayan Abdurrahman, şu bilgileri paylaşıyor: “SDG’nin çekilmesinden sonra bu bölgelerde güvenlik boşluğu oluştu. Temel hizmetler büyük oranda kötüleşti, halka hizmet verilmedi ve bu da geniş çaplı protestolara neden oldu. Örneğin, Rakka’da ‘yatırım’ ve ‘yeniden inşa’ adı altında binlerce evin yıkılmasına karar verilmesinin ardından başlayan protestolar birçok bölgeye yayıldı.
TUTUKLAMA, GASP, TALAN
Öte yandan, Kürtlerin karşılaştığı durumu ayrıca ele almak istiyorum. Bu bölgelerde Kürtlere yönelik birçok ihlal söz konusu. Sadece Nisan ayında Reqa’da 15 ve Dêyrizor’da bir Kürt tutuklandı. Özellikle Rakka’da durum vahim. Geçtiğimiz ay 7 ev ve 5 dükkâna el konuldu, bu mülklerin 20 gün içinde boşaltmaları istendi. Yine 2 kum ocağı, bir kâğıt fabrikası, bir lokanta ve bir fırına el konuldu. Hazime Kavşağı’nda Kürtlere ait onlarca ev ‘imar kurallarına aykırı olduğu’ iddiasıyla yıkıldı. Okullarda Kürt öğrencilerin eğitim belgeleri, sınav bilgileri ve arşivleri verilmedi, tüm bilgilerine erişim engellendi. Ayrıca bazı araçların çalınması vakaları da kaydedildi. Daha önce SDG içinde yer alan yüzlerce Arap savaşçı tutuklandı. Ancak net bir tutuklama verisine henüz erişemedik.”
HALEP’E ULAŞILMIYOR!
SDG’nin çekildiği bir diğer yer olan Halep’in Şêxmeqsûd Mahallesi’ndeki duruma ilişkin ise Abdurrahman, şöyle diyor:
“Kürt mahallelerinde serbest seyahat ve hareket edememe söz konusu. Bazı yolların ve şehir içinde geçiş noktalarının kapatıldığı belirtiliyor. Siviller gözaltına alınıyor, mahallelere elektrik ve su gibi temel hizmetler verilmiyor. Bu bölgelerde medya ve saha erişimi yetersiz olduğundan dolayı vakaları belgelemede eksik kalabiliyoruz. Sonuç olarak bu da ihlallerin daha fazla olduğu anlamına geliyor.
SMO SAHNEDE
Rami Abdurrahman, özellikle Hamza çetelerinin keyfi gözaltı, işkence ve haraç toplama gibi suçlarını belgelediklerini dile getirerek, “Bu grup daha geniş bir askeri yapı içinde sınıflandırılsa da sahadaki pratiği ayrı başına hareket ettiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu da merkezi otoritenin bu grubu kontrol edemediğini gösteriyor. Ayrıca, hesap verme mekanizmasının olmaması suçları daha da ‘teşvik’ edici kılıyor” diyor.
AŞİRETLER VE ÇETELERİN SAVAŞI
HTŞ’nin kontrol ettiği bölgelerde de son aylarda Arap aşiretleri ve rejim arasında “güç savaşları” yaşanıyor. Abdurrahman, gerilimin giderek tırmandığına dikkat çekerek, nedenini şöyle açıklıyor:
“Temel hizmetin verilmemesi, güvenliğin olmaması, hırsızlık ve cinayet vakalarındaki artış, krizi derinleştiriyor. Özellikle Reqa ve Tebqa’da bazı Arap aşiretleri bölgelerinin yönetiminde ve temsilinde daha büyük bir rol talep ediyor. Buna karşın kontrolü elinde tutan geçiş hükümeti güçleri, güvenliği sağlama konusundaki yetersizliklerine rağmen güvenlik ve askeri nüfuzlarını korumaya çalışıyor. Genel olarak Arap bölgelerinde Egêdat, Begara, Cibûr, Ni’êm, Tey ve Şemmer gibi aşiretler, sahadaki durumdan faydalanarak siyasi ve askeri alanda daha etkin olmayı planlıyor. İdlib’de de durum Suriye’nin genelindeki diğer bölgelerden farklı değil. Buna ek olarak, yabancı milis gruplarının birçok köy ve kırsal bölgede varlığını sürdürmesi, bu bölgeleri ele geçirmesi, mülteci kamplarındaki sorunlara çözüm bulunamaması da ayrı bir krize neden oluyor.
Bu gelişmelerin yanı sıra Dêrazor, Reqa, Humus ve Hama’da güvenlik kaosu ve çok sayıda kontrol merkezinin iç içe geçtiği karmaşık bir durum yaşanıyor. Bu da ihlallerin artmasına zemin sağlıyor. Örneğin; son aylarda bu bölgelerde ciddi oranda petrol hırsızlığı ve kaçakçılığı suçlarını belgeledik. Buna ek olarak, sivillere ait tarım arazilerine el konulması, fidye için insan kaçırma, silahlı soygun, şantaj ve cinayet gibi birçok vaka da kaydedildi.”
GELECEK BELİRSİZ
Rami Abdurrahman, hukukun üstünlüğünün yok sayılması, etkili bir yargı sisteminin bulunmaması, resmi yapılar içinde faaliyet gösteren ancak sahada bağımsız eden silahlı grupların kontrol altına alınmasının Suriye’nin genelini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Siyasi bölünmelerin ve ırkçı söylemlerin sürmesi, hesap sorma mekanizmasının olmaması, iç ve dış aktörlerin çokluğu Suriye’nin geleceğini belirsiz kılıyor. Suriye’nin istikrarı ister Şam’da ister başka yerlerde olsun, güvenliği sağlama, kontrolsüz silahları denetim altına alma, ekonomik ve yaşam koşullarını iyileştirme, Suriye halkının farklı kesimlerinin katılımını garanti altına alacak kapsamlı bir siyasi sürece geçişle bağlantılıdır. Ancak belirttiğim verilerde de yakın zamanda sorunların çözümüne dair bir işaret görünmediği açık. Bu da durumun ‘kontrollü istikrarsızlık’ halinde devam edeceği ve yakın vadede kesin bir çözüm olmaksızın kademeli değişikliklerin yaşanabileceği anlamına geliyor.”
/Kaynak: ANF/










