Bugün Anneler Günü. Birçok evde çiçekler açacak. Telefonlar çalacak. Eski fotoğraflar masalara bırakılacak. Ama bu coğrafyada bazı anneler için bugün, yalnızca takvimde duran bir gün değildir. Çünkü bazı annelerin çocukları eve dönmedi. Kimi dağ yollarında kayboldu. Kimi zindanların paslı kapıları ardında yıllarını tüketti. Kiminin ise mezarı bile olmadı.
Bazı anneler bir ömür boyunca kapıya baktı. Akşam olunca perdeleri kapatmadılar. Belki gelir diye… Sofradan bir tabak eksiltmediler. Belki oturur diye…
Bir ses duysalar irkildiler. Her ayak sesini çocuklarının dönüşü sandılar. Ve zaman geçti. Önce saçlarına ak düştü. Sonra elleri yaşlandı. Ama bekleyişleri hiç yaşlanmadı. Bazı anneler cezaevi yollarında ömür tüketti. Sabaha karşı kaldırımlarda oturdu. Bir görüş için şehirler geçti. Poşetlerin içine peynir değil, özlem koydu. Demir kapılar kapandığında, içeride kalan yalnızca çocukları değildi. Bu ülke anneleri en çok beklerken yordu. Bazı anneler ise çocuklarından bizzat koparıldı.
Düşünceleri, dilleri, kimlikleri ya da itirazları yüzünden yıllarca zindanlarda tutuldu. Çocuklarının büyümesini parmaklıkların ardından izlemek zorunda kaldılar. Bir annenin evladına sarılması bile suç gibi görüldü bazen bu ülkede. Kimi doğum günlerini kaçırdı çocuklarının… Kimi ilk yürüyüşünü göremedi. Kimi bir fotoğrafla büyüttü anneliğini.
Ve yıllar geçti. Çocuklar büyüdü. Anneler yaşlandı. Ama o demir kapıların ayırdığı hayatlar hâlâ birbirine kavuşamadı. Bazı anneler ise yıllardır meydanlarda oturuyor. Sessizce. Ellerinde solmuş fotoğraflarla… Bir kemik parçası bulabilmek için yaşlandı bu kadınlar.
Çocuklarının mezar taşına bile hasret bırakıldılar. Ama unutmadılar. Çünkü bazı anneler için hafıza, artık acının kendisine dönüşür. Bu yüzden onların sessizliği bile ağırdır. Bir annenin “Çocuğum nerede?” sorusundan daha büyük bir çığlık yoktur bazen. Ve bu coğrafya o çığlığı yıllarca duymamayı seçti. Bugün belki en çok onları hatırlamak gerekiyor: Dağ başında kaybettiği oğlunun montunu yıllarca saklayan anneyi… Cezaevi kuyruğunda bastonuyla ayakta durmaya çalışan anneyi…
Bir fotoğrafın kenarını okşayarak yaşayan anneyi… Ve yıllardır bir mezar taşına bile sarılamayan anneyi… Çünkü bu topraklarda bazı kadınlar yalnızca anne olmadı. Acıyı taşıdı. Yası taşıdı. Sabrı taşıdı. Bir halkın hafızasını taşıdı. Ve belki de bu yüzden, bu coğrafyada annelik bazen bir sevgiden çok bir direnişe dönüştü.
Bugün; beklemekten yorulan ama vazgeçmeyen annelerin, kaybettikleri çocuklarının adını sessizce yaşatan annelerin, zindanlarda çocuklarından koparılan annelerin ve bütün karanlığa rağmen insan kalabilen bütün annelerin günü olsun.
Anneler Gününüz kutlu olsun.











