Mehmet Kaya: Herkes Amedspor’un şampiyon olması gerektiği inancıyla çaba sarf etti

GündemSöyleşi

🔴”Başarıda herkesin çok önemli bir payı olduğunu belirten Kaya, ”Amedspor bu sezon ilk defa kamu, yerel yönetim, taraftar ve kulüp yönetimiyle tam bir istişare içinde, ortak hareket etti. Başarının en büyük etkenlerinden biri buydu.” dedi.

Amedspor’un tarihi Süper Lig başarısının ardından gözler kulübün yeni dönemde atacağı adımlara çevrildi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı ve Amedspor İstişare Kurulu üyesi Mehmet Kaya, İlke TV’den Nûpel Mugurtay’a yaptığı değerlendirmede, şampiyonluğun ardındaki dayanışma ruhunu, Süper Lig’deki hedefleri, kulübün barış sürecine katkısını ve kongre sürecine ilişkin beklentileri anlattı.

Kaya ile yapılan röportaj şöyle:

  • Amedspor yorucu bir sezonun ardından Süper Lig’e yükseldi. Bu başarının nasıl bir süreçten geçerek elde edildiğini düşünüyorsunuz?

Tabii ki bu yıla başlarken transfer politikamızdan teknik ekibe ve oyuncu eğitimine kadar her alanda gerçek anlamda şampiyonluğu hedefleyen ve bunu önceleyen bir stratejimiz vardı. Yönetim olarak bu politikalarda ortak bir paydada buluşmuştuk ve temel hedefimiz buydu.

Sürecin çok rahat geçmediğinin farkındayız. Dönüp baktığımızda hepimizin önemli bir futbol geçmişi var. Amedsporlu olup olmamaktan bağımsız olarak, Türkiye liglerinde Trendyol 1. Lig bu sezon Süper Lig’den çok daha heyecan verici ve daha çok izlenen maçlara sahne oldu. Futbolu yakından takip eden biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu yıl sadece Amedspor’un değil, 1. Lig’deki diğer takımların maçları da Süper Lig karşılaşmaları varken bile büyük bir ilgiyle izlendi. Doğrusu çok çekişmeli ve rekabetçi bir lig oldu; zaten bizim de beklentimiz bu yöndeydi. Kulübümüz bu zorlu süreçte hem sporcu bazında hem de genel anlamda güçlü bir motivasyon yakaladı.

Elbette sezon içinde hoca tercihlerinde bazı sıkıntılar yaşadık ve mecburen teknik direktör değişikliğine gitmek zorunda kaldık. Bu tür dönemler bazen takıma olumlu bir motivasyon olarak döner, bazen de tam tersi sonuçlar doğurabilir. Ancak biz hoca konusunda büyük bir hayal kırıklığı yaşamadık. Göreve gelen her hocanın katkılarıyla, yönetimin ve istişare heyetlerinin ortak çalışmayı sorunsuz yürütmesi ve her kesimden gelen büyük destek bu süreçte çok önemliydi. Burada başarı sadece yönetimin değil; istişare mekanizmalarının, kentin ve Amedspor’a gönül veren insanların ortak eseridir. Sadece maddi katkılardan bahsetmiyorum; özellikle deplasmanlardaki o ağırlanmalar, takıma sahip çıkılması ve gösterilen dayanışma çok kıymetliydi. Şöyle bir dönüp baktığımızda taraftarıyla, istişare heyetiyle, yönetimiyle ve tüm kentiyle yakalanan müthiş bir bütünlük görüyoruz. Dönem dönem iç tartışmalar yaşanmış olsa bile, bunlar genel motivasyonumuzu olumsuz etkilemedi. Bu inanç ve motivasyon sayesinde son maça kadar yürüyüp şampiyonluğu yakaladık.

Bu başarıda herkesin çok önemli bir payı var. Amedspor bu sezon ilk defa kamu, yerel yönetim, taraftar ve kulüp yönetimiyle tam bir istişare içinde, ortak hareket etti. Başarının en büyük etkenlerinden biri buydu. Çünkü bugüne kadar Amedspor, kendi yaşadığı kentte kayyum uygulamalarından kaynaklanan sıkıntılar nedeniyle kamu kaynaklarından, yani kamunun desteğinden mahrum kalmıştı. Çok büyük maddi kaynaklardan ziyade; Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nden valiliğe, kayyum atanmış belediyeye kadar destekten çok köstek gören bir konumdaydı. Yani kentin takımı, kentin kurumlarının karşısında konumlandığı bir süreçten geçiyordu. Bu yıl bu konuda çok önemli bir aşama kaydettik; hem valilik hem belediye hem de Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, kısacası herkes Amedspor’un şampiyon olması gerektiği inancıyla çaba sarf etti.

  • Şimdi Süper Lig’de nasıl bir mücadele bekliyor acaba Amedspor’u?

Tabii ki alt ligdeki şampiyonluk motivasyonunun ve gücünün Amedspor’a büyük bir katkısı var; bunu diğer takımlarla birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bunu ifade ederken sadece bir Amedspor yöneticisi ya da taraftarı olarak değil, genel bir futbol izleyicisi olarak rakamlara bakarak söylüyorum: Neredeyse ligdeki tüm takımların toplam taraftar sayısını Amedspor tek başına tribünlerde ve ekran başında sağlayabiliyor. Bu durum, zaten Amedspor’a o ligde belli bir misyon yüklemişti. Şimdi kulübümüz aynı misyonu Süper Lig’e taşıyor.

Evet, beklentinin çok yüksek olduğunun farkındayız. Kamuoyunun da sıkça dile getirdiği gibi, her ilde karşılığı olan milyonlara varan bir taraftar kitlemiz var. Çünkü artık Amedspor, sıradan bir kulüp olmanın ötesine geçerek bir ülke takımına dönüştü. Tıpkı Fenerbahçe ya da Galatasaray gibi Türkiye’nin her yerinde taraftarı olan bir kulüpten bahsediyoruz. Bu büyük destek doğal olarak omuzlarımıza daha güçlü bir misyon ve yüksek bir beklenti yüklüyor. Dolayısıyla bu durum, Süper Lig’e hem büyük bir heyecan hem de ciddi bir sorumluluk taşıyacaktır; bunu şimdiden görebiliyoruz.

Amedspor aynı zamanda bölgenin de ortak bir değerine dönüştü. Takımımızın Süper Lig’e çıkışıyla birlikte Muş, Batman, Mardin, Erzurum gibi çevre illerde de adeta bir şampiyonluk havası, bir final heyecanı yaşandı. Yani bölgenin tamamında yeniden futbola dönüşü başlatan bir ortam oluştu ve bu sinerjinin ana motoru Amedspor oldu. Gerek Süper Lig’de yer alması gerekse her yerde taraftarının bulunması nedeniyle, Amedspor bu ligde ister istemez çok farklı bir misyon üstlenecek ve artık daha fazla fark edilecektir. Her deplasmanda kendi taraftarı olan bir takım izleyeceğiz.

İyi bir yönetimle birlikte özellikle ilk üç yılın bizim için çok kritik olduğuna inanıyorum. İlk üç yılda Amedspor’un her zaman ilk 10’u hedeflemesi gerekiyor. Çünkü Süper Lig’de bazen dönüp baktığınızda, bitime 8-10 maç kala 10-15 takımın birden düşme potasında olduğunu görebiliyorsunuz. Bu nedenle risk almamak adına hedefi her zaman ilk 10 içinde tutmak şart. Kulübümüz bu başarıyı yakalayacak potansiyale kesinlikle sahip. Tabii bunun yolu finansal yönetimin çok sıkı ve doğru şekilde takip edilmesinden geçiyor.

Bildiğiniz gibi Anadolu kulüplerinin üst üste şampiyonluklar yaşayıp Süper Lig’e çıkması harika bir duygu. Ancak eğer sadece saha içi başarıya odaklanıp finansal yönetimi doğru bir şekilde konumlandırmazsanız, belki bir yıl başarı yakalarsınız ama sonrasında süreci yönetemediğiniz noktada transfer yasaklarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu da takımın bir anda yeniden alt liglere düşmesine neden olacak tehlikeli bir politikaya dönüşebilir. Biz yönetim olarak bu konuda son derece hassasız. Bunu söylerken, tam da 2018’de Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde dışarıdan bir istişare kurulunun kuruluş aşamasında önümüze koyduğumuz vizyonu kastediyorum. Bizim hedefimiz de tam olarak böyle istikrarlı bir yol haritası çizmekti. Hemen bir-iki yılda şampiyonluklar alıp Süper Lig’e çıkıp sonra tekrar hızla küme düşmek mi? Yoksa hazmederek, sağlam bir kurumsal yapı oluşturup kulübü doğru bir finansal yönetime alıştırmak mı? Biz, bu unsurları temel alan kalıcı bir başarıdan yanayız.

  • Amedspor’un Süper Lig macerası henüz başlamadan bir sürü tehdide maruz kaldığını gördük. Aynı zamanda hükümet düzeyinde tebrikler de aldı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Doğrusu Amedspor’un geçirdiği süreçte bazı kesimlerin “Amedspor spora siyaset karıştırıyor” yönündeki iddialarının altında, tam da bu iddia sahiplerinin yapmak istediği siyaset yatıyor. Bugün kulübümüze yönelik saldırıların temel nedeni de budur. Geçmişte İçişleri Bakanlığı düzeyinden başlayıp siyasi parti liderlerine kadar uzanan, Amedspor’u “kriminal bir yapı” olarak tarif eden açıklamalar vardı. Ancak dönüp baktığımızda Amedspor’un taraftar kitlesi de yönetimi de değişmedi; sivil toplumu ve kent dinamiklerini içine alan aynı yapı bugün de görevine devam ediyor. Demek ki asıl değişim süreçte ve yaklaşımlarda yaşanıyor, bunu görmemiz gerekir. Hükümet tarafında ve bazı siyasi yapılarda belirgin bir dil değişimi görüldü; bunun da doğrudan yürütülen süreçle alakalı olduğunu okuyabiliyoruz.

Biz de herkes gibi Amedspor’un bir futbol kulübünden daha fazlası olduğunun farkındayız. Taraftarıyla, kuruluşuyla ve duruşuyla böyle bir kimliği var. Ancak biz bu kimliğe sahip çıkarken, sahada asla siyasallaşmadan, sadece futbolu öne çıkaran bir yöntem uygulamaya çalışıyoruz. Elbette milyonlarca taraftarımız var ve iç sahada her maçı ortalama 24 bin kişiye oynuyoruz. Bu kadar büyük bir kitlenin her bir ferdine tamamen hakim olmamız mümkün değil. İçlerinde provokasyon yaratmak isteyenler, kendini taraftar gibi tanıtıp süreci farklı yönlere çekmeye çalışanlar olabilir. Fakat bu provokatif iddiaların maskesini kaldırdığınızda gerçeği görüyorsunuz: Tıpkı şampiyonluk kutlamalarında emniyetin de bize ifade ettiği gibi, 300 bin civarında insan bir araya geldi ve tek bir taş bile atılmadan, hiçbir provokasyona mahal vermeden son derece huzurlu bir kutlama gerçekleştirildi. Demek ki aslında taraftarımızda ya da Amedspor’un özünde böyle bir problem yok.

Önemli olan Amedspor’u ısrarla çatışmalı bir noktaya çekmek isteyen bazı anlayışların bugün siyasette ve hükümet nezdinde karşılık bulamamasıdır. Hükümetin bu dili değiştirmiş olması, hatta Cumhurbaşkanı’nın kulübümüzü ilk tebrik edenlerden biri olması yarattığı psikolojik ortam açısından çok ama çok önemlidir; bunu kıymetli görmek lazım. Aynı şekilde Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Özgür Özel’in kutlamaları da gerçekten değerlidir; çünkü burada Türkiye’nin genelini temsil eden siyasi aktörlerden bahsediyoruz.

Biz de istişare kurulu olarak bu olumlu atmosferi büyüterek sürdürmek adına yeni bir çalışma başlattık. Bu kapsamda Sayın Cumhurbaşkanı ve siyasi parti temsilcilerini makamlarında ziyaret edeceğiz. Resmi düzeyde gerçekleştireceğimiz bu ziyaret turları bizim için gerçekten çok önemli.

Tabii ki Türkiye’de, Kürt sorununun çözülmemesinden ve gerilimden beslenen, askeri veya sivil kanatta olduğu gibi bugün de Amedspor karşıtlığı üzerinden var olmaya çalışan bir milliyetçi cephe var. Bunun kandan ve gerginlikten beslenmekten başka bir açıklaması yok. Bunu bu insanların yüzlerine de açıkça ifade edebildiğimiz için rahatlıkla söylüyorum: Eğer Kürt sorununda çatışmalar biterken bile barışçıl adımlara karşı çıkıyorsanız, siz zaten bu süreçten ve gerilimden beslenen insanlarsınız demektir.

  • Amedspor’u tebrik etmeyenler de var…

Şimdi, Amedspor’un şampiyonluğu karşısında özellikle bazı kulüp başkanlarının sergilediği tebrik etmeme tavrını veya takındıkları bazı farklı davranışları, yapılmış küçük birer hata olarak görüyorum. Ancak bu tür hatalı yaklaşımları devam ettirdikleri takdirde, futbol ikliminde hakikaten karşımıza çıkabilecek olumsuz tablolara sebebiyet verebilirler. Bu yüzden herkesin bu hassas görüntüye karşı çok daha dikkatli ve sorumlu davranmasını rica ediyorum. Bu durum gerçekten çok önemli. Çünkü geçmişte neler yaşadığımızı, hangi zorlu süreçlerden geçtiğimizi biz çok iyi biliyoruz. Bugün herkesin hafızasında hâlâ o Bursaspor maçlarında yaşananlar tazeliğini koruyor ve direkt o süreç konuşuluyor. Dolayısıyla benzer gerilimlerin tekrar etmemesi adına herkesin sağduyulu olması gerekir.

  • Ama şimdi Bursaspor değil, Trabzonspor için aynı ihtimaller konuşuluyor. Geçenlerde bir sohbet sırasında “Amedspor-Trabzonspor karşılaşmaları korkulanın aksine sürecin toplumsallaşmasında daha etkili de olabilir” diye bir söz duydum. Siz ne düşünüyorsunuz?

Tabi bu çerçevede Selahattin Demirtaş’ın da çok güzel ve anlamlı bir çağrısı olmuştu. Kesinlikle katılıyorum. Bugün sürece baktığımız zaman, 2013-2015 yılları arasındaki çözüm süreci ile bugünkü diyalog ve normalleşme adımlarını karşılaştırdığımızda; sürecin tabana yayılıp toplumsallaşmaya doğru gittiğini görüyoruz. Sürece yönelik karşıtlığın ise bu kez toplumsallaşamadığını, sadece belli radikal unsurların bu karşıt kulvarda kaldığını müşahede ediyoruz. Bu olumlu tablonun oluşmasının en temel nedenlerinden biri de Sayın Devlet Bahçeli’nin sürece sahip çıkması ve bu doğrultuda izlediği yapıcı yol ve yöntemdir.

Buradan yola çıkarak bir değerlendirme yaptığımızda, tam da sorduğunuz noktayı konuşmamız lazım. Evet, belki bu sezon Bursaspor ile bir maçımız olmayacak ama biz yönetim olarak önümüze şöyle bir hedef koyacağız: Eğer biz gerçekten ülkede bir barış ikliminin oluşmasını istiyorsak ve bunda Amedspor’un da bir katkısı olacaksa; bizim hiçbir kulüple, hiçbir ille hiçbir geçmiş husumetimiz veya sorumluluğumuz kalmamalı, varsa da bu çerçevede tamamen ortadan kalkmalıdır. Bir şekilde bu barış ortamının sağlanması ve sorunların çözülmesi gerekiyor. Çünkü tam da bu tür kritik takımlarla yapacağımız maçlarda oluşturacağımız doğru ve sağduyulu iklim, ligdeki tüm maçların atmosferine olumlu yansıyacaktır.

Bizim tam da buradan başlamamız lazım. Gerekirse Trabzon’dan başlamamız lazım. Gerekirse Bursaspor ile bir dostluk maçı organize ederek bu adımı atmamız lazım. Sakaryaspor ile bir dostluk maçıyla bu süreci başlatmamız lazım. Yani artık ülkede sporun birleştirici gücünü öne çıkarmalıyız. Şimdiye kadar hep ayrıştırıcı bir güç gibi konumlandırılmaya çalışılan sporu, bugün aynı güçle birleştirme amaçlı nasıl kullanabiliriz? Biraz bunu tartışmalı ve uygulamalıyız.

Elbette burada Türkiye Futbol Federasyonu’na da çok önemli bir görev düşüyor. Federasyon artık stratejik hedefleri arasına bu toplumsal uzlaşıyı kesinlikle koymalıdır. Amedspor’a karşı Süper Lig’de yapılacak olumsuz davranışlar artık dünya kamuoyunda görünür olacaktır. Ve geçmiş hataları da sorgulatacaktır. Az önce de belirttiğim gibi, yaşanabilecek olumsuz ortamlar en başta federasyonu etkileyecek ve doğrudan Türkiye futbol tarihinde kara leke olarak kalacaktır. Bu nedenle federasyon başkanının ve yönetiminin, provokasyona zemin hazırlayabilecek maçlara yönelik önceden önlem alması, gerilimi tırmandıracak açıklama ve girişimlerin önüne geçmesi şarttır. Maçlarda ortaya çıkabilecek riskleri erkenden bertaraf etmeye çalışmamak, bu gerginliğin tüm maçlara yayılmasına sebep olur ki günün sonunda kaybeden hep birlikte ülke futbolu olur. Onun için federasyonun acilen bu yönde somut ve kapsayıcı adımlar atması gerekiyor.

  • Geçtiğimiz sezon Amedspor aldığı para cezalarıyla 3 büyüklerin ardına yerleşti. Cezalar dağıtılırken Amedspor’a adil davranılıyor mu sizce?

Kesinlikle adil davranılmadığını, kulübümüze yönelik cezaların fazlalığından net bir şekilde görüyoruz. İşin taraftar boyutuna baktığımızda; eğer taraftarınız belli bir noktada provoke ediliyorsa, yönetici olarak sizin o taraftarı sakin bir noktada tutma şansınız gittikçe azalıyor. Şunu görmek gerekir: Deplasmanda ırkçı bir saldırıya uğrarsanız, bu durum  milliyetçiliği hızla besleyen bir etki yaratır. Siz dünyanın neresinde olursanız olun, kendi taraftarınıza ne kadar “Sakin olun, bunlara uymayın” derseniz deyin, bunu tam anlamıyla sağlama şansınız yoktur. Dünyadaki tüm spor sosyolojisi örnekleri de bunu doğrular; çünkü bu durum, karşılıklı bir tepki mekanizmasını kendiliğinden oluşturur. Tabii ki yönetim olarak bizim bunu tek başımıza denetleme veya engelleme şansımız bir noktadan sonra ortadan kalkıyor.

Biz bunu her platformda ifade ediyoruz. Federasyona açıkça diyoruz ki: “Eğer siz bize deplasmanda yapılan saldırıları ve hukuksuz uygulamaları cezalandırırsanız, bizim taraftarımızın da kendince bir reaksiyon gösterme veya ceza verme yöntemi geliştirmesine gerek kalmaz.” Çünkü adalet duygusu bir rahatlık sağlar. Ancak siz deplasmandaki o saldırılara göz yumup ceza vermediğiniz sürece, taraftar adalet duygusunu yitirir ve takımı koruma refleksiyle hareket ederek istemeden de olsa kulübe daha çok zarar verir. Yani cezalar dağıtılırken çok ciddi bir adaletsizlik yaşanıyor.

Biz bu durumu federasyonun tüm kurullarına raporlar halinde sunduk ve rakamlarla açıkladık. Dönüp bakıyorsunuz; bizim başkanımızın yaptığı makul bir açıklamaya verilen ceza ile aynı hafta çok daha sert açıklamalar yapan diğer büyük kulüp başkanlarına verilen cezalar arasında dağlar kadar fark var. Bizim başkanımıza verilen cezada bile adaleti sağlayamayan bir federasyon uygulaması söz konusuydu. Eğer biz bunları hiç konuşmazsak, uyarmazsak ve hukuki olarak karşı çıkmazsak toplumsal bir duyarlılık ve farkındalık oluşturamayız. Biz bu açıklamaları ve itirazları yaparak aslında taraftarımıza da “Sizin uğradığınız haksızlığın farkındayız ve hakkımızı savunuyoruz” mesajını veriyorduk. Aksi takdirde bu adaletsizlik hem taraftarda hem de futbolcularda çok negatif bir iklimin oluşmasına neden oluyor.

Bu süreçte futbolcularımız da çok ciddi sıkıntılar çekti. Düşünün, takıma dışarıdan gelen bir futbolcu olan Diagne bana açıkça, “Ben hayatımda Amedspor kadar haksızlığa uğrayan başka bir takımda oynamadım” diyebiliyor. Şimdi bu insan bu açıklamayı niye yapıyor? Bu futbolcu Kürt değil, bölgeyi bilmez, burada doğup büyümemiş; polisin veya sistemin baskısına maruz kalmış bir geçmişi de yok. Ama o bile bu iklimi doğrudan sahada hissediyor.

Biz yönetim olarak futbolcularımızı bu olumsuz iklimden korumak, psikolojilerini sağlam tutmak için dışarıdan özel destekler aldırmak zorunda kaldık. Gelen bir futbolcuda, maruz kaldığı haksız kart cezalarından tutun da saha içi ve saha dışındaki farklı muamelelere kadar, ister istemez negatif bir futbolcu psikolojisi oluşmaya başlamıştı. Takımı bu algıdan arındırmak, rehabilite etmek ve saha dışı faktörlerden etkilenmelerini önlemek adına profesyonel destek mekanizmaları kurduk. Amedspor sadece taraftarıyla değil; taraftarından futbolcusuna, hatta çoğunluğu Diyarbakırlı olmayan, bölge dışından veya yabancı ülkelerden gelen sporcularına kadar bu haksızlığı iliklerine kadar hisseden bir kulüp haline geldi. Bu oyuncular profesyonel olarak buradalar ve gittikleri diğer kulüplerde asla böyle bir ayrımcılığa uğramadıklarını açık açık ifade ediyorlar. Dolayısıyla federasyonun ceza verirken de hakem atarken de bu önyargılı ve adaletsiz tutumdan bir an önce sıyrılması gerekiyor.

  • Peki son sorum, taraftar da bu soruyu bekler. Kongre sürecinde bizi neler bekliyor? Bu süreçle ilgili bazı sosyal medya hesapları açılmış, dedikodu mahiyetinde bazı insanların adları geçiriliyor. Bunlara ne kadar güvenilmeli?

Şöyle ifade edeyim; bizim 2018’den bugüne kadar yönetim seçme yöntemimiz hiç değişmedi ve yarın da değişmeyecek. Bizim net bir yöntemimiz var. Bu yöntem belki Türkiye’de bir ilktir; bazıları bunu dışarıdan bakıp sanki kararları yukarıdan belirleyen oligark bir yapı gibi tarif etmeye çalışsa da, bu uygulama aslında tam anlamıyla kent demokrasisini yaşatan bir modeldir.

Şu anda 55 kişiden oluşan, içinde tüm sivil toplum kuruluşlarının, eski başkanların ve yerel yöneticilerin yer aldığı geniş bir İstişare Kurulumuz var. Futbolla ilgili tüm kent dinamikleri bu yapının içinde yer alıyor. Şimdi bu kurullar, önümüzdeki dönem için yeni bir yönetim oluşturma çalışması yürütüyorlar. Bize yukarıdan yönetim dikte edildiğini iddia edenler, buyursunlar bundan daha iyi, daha demokratik bir yöntem önersinler, gidip onu uygulayalım. Biz bu süreci tamamen şeffaf ve demokratik yürütüyoruz. Süreç içerisinde adı geçen herkesle sohbet ediliyor, görüşülüyor ve bu insanların görev alma kullanılabilirliği değerlendiriliyor. Çünkü bu işin bir tarafında bütçe, bir tarafında idari yapılanma, diğer tarafında ise geçmiş yönetimin tecrübeleri var. Şimdi bunların hepsinin nerede tartışılması gerekiyor? Tartışılacak doğru yer neresidir? Tabii ki İstişare Kurulu.

İstişare Kurulu kendi yapısı içinde bu konuları uzun uzun tartışacak, adaylarla birebir yürütme görüşmeleri yapacak ve kurulan yapıyı aydınlatacaktır. Bunların hepsi doğası gereği herkesin gözü önünde yapılmıyor ama tüm bu adımlar bahsettiğim kurulun bilgisi dahilinde, resmi bilgilendirmelerle ilerliyor. Her görüşülen kişiyle ilgili dışarıya bazı bilgilerin sızması da son derece doğaldır ve bu isimlerin aday olarak konuşulması güzel bir şeydir.

Bakın, biz 2020’li yıllarda, İçişleri Bakanlığı’nın ve sistemin kulübün üzerine çok yoğun geldiği dönemlerde gece yarıları saat 01.00 – 02.00’lere kadar ricayla, minnetle Amedspor’a yönetici arıyorduk. Yönetici bulamadığımız için Ticaret ve Sanayi Odası Meclisi’ndeki arkadaşlarımıza “Bu da kente karşı bir görevdir” diyerek isimleri yazıp kongreye öyle liste götürüyorduk. Kulübün, bu takıma maddi destek verirken “sakın adımı açıklamayın” denerek tehdit edildiği süreçlerden buralara geldik.

  • Peki şu anda durum nasıl?

Şu anda insanlar beni yoğun bir şekilde arayıp yönetime girmek istediklerini söylüyorlar ve bu ilgi bizi son derece mutlu ediyor.

Elbette geçmişte de gizli de olsa insanların Amedspor sevgisi ve desteği hiç kesilmedi. Ama takdir edersiniz ki bir hükümet, bir bakanlık kulübe karşı tehdit dili kullanırsa, günün sonunda iş insanları da dönüp arkasına bakmak zorunda kalıyor ve çekiniyordu. İster istemez bu işe destek verirken kendilerini koruyacak şekilde, geri planda kalıyorlardı. Ama şimdi durum değişti; evet, bu normalleşmeyi biz de sonuna kadar sağlayacağız. Bugün artık Amedspor, insanların göğüs reklamı, saha reklamı vermek için sıraya girdiği, bizimle rahatlıkla görüştüğü bir kulübe dönüştü. Çok ciddi bir reklam ve sponsorluk talebi var; bu da bizi en çok sevindiren gelişmedir.

Niye biliyor musunuz? Çünkü biz Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası olarak, kurulduğumuz günden beri Amedspor’a en çok maddi katkıda bulunmaya çalışan yapıyız. Başladığımız günden bugüne, en büyük hedeflerimizden biri her sene göreve gelen yeni yönetime aynı şekilde güçlü bir destek vermekti. Başlayan bu normalleşme süreci en çok bizi rahatlatacak. Çünkü yönetimler artık bizim desteğimize bağımlı kalmadan, çok daha rahat bir şekilde sponsor bulabilecekler, kurumsal kaynaklar yaratabilecekler. Bu işi profesyonelce yapabilecekler. İşte bu kurumsallaşma ve normalleşme, hem bizi hem de Amedspor’un geleceğini fazlasıyla rahatlatacaktır.

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği, Esad rejimiyle bağlantılı isimlere yönelik yaptırımları uzattı
Rojhılatlı partiler, İran’ın ‘silah sevkiyatı’ iddialarını reddetti

Öne Çıkanlar