:
Bir çelişkide tutum takınmak kolay olmayabilir. Ama uzun süre ortada kalamazsın. Yanılma riski olsa bile, safını doğru seçebiliyorsan sorun yok. Ortada kalmaktan her zaman daha iyidir.
Hocam merhaba, yine çok yoğun bir hafta geçirdik. Önce ‘’Mutlak Butlan’’ kasırgası ardından Bilgi Üniversitesine çökme operasyonu sonra da vazgeçme kararı.. İzlediniz herhalde.
İzlemek istemesem bile, telefonunu ya da bilgisayarını açtığında zaten hemen önüne düşüyor insanın bu tür haberler. Eş-dostla konuşurken de kaçınılmaz olarak gündeme geliyor bu haberler. CHP’ye yönelik ve aslında köklü bir rejim değişikliğinde önemli bir adım olan bu operasyonu acaba birileri kalkar da ‘’Demokratik Mutlak Butlan’’ diye niteler mi diye bekledim. Ama çıkmadı. Olağan şüpheli mutlak butlan operasyonunu ‘’barış süreci’’ne zarar verir diye eleştirmiş. Yani meşhur ve meşum süreç olmasa mutlak butlana belki de karşı çıkmayacaklar. Neyse…
Bilgi Üniversitesine çökme operasyonu dedin. E tamam işte. Bu sözün üstüne ne diyeceğiz ki? Ama sonra vazgeçti, kararından döndü. Eskiden TV’de bir Artema reklamı vardı: Aç-kapa! Reklamda böyle hoşluklar ilginç olabilir ama siyasette gayrı-ciddiyetin, keyfiyetin işareti. Değil mi? Yalnız izin verirsen bir konuda itirazım var.
Tabii buyrun.
Buradaki muhabbetlerimizde sen beni haftalık siyasi aktüalitenin yorumcusu olarak değerlendirmek istiyorsun. Halbuki ben aktüaliteye bağlı, bağımlı kalmak istemiyorum. Senin gibi değereli eski bir öğrencimle, ve artık fikir geliştirebilecek/tartışacak genç bir muhattap olarak hem senin hem de benim kafamıza takılan konuları konuşmaktan yanayım. Bu konuların ille de aktüel konular olması şart değil. Anlaştık mı?
Tabii hocam. Aktüalite hem sevimsiz hem de sınırlı bir alan. Gazetecilikdeki klasik deyimle biz kendi gündemimizi yaratalım yani özgün konuları ele alalım. Mesela var mı bugün açmak/deşmek istediğiniz bir konu?
Sen, ‘’Cimbom’un Fenerlisi’’ diye bir deyim duydun mu?
Yoo duymadım. Olabilir mi öyle bir konum?
Olamaz tabi. Nasreddin Hoca’nın ‘’Sen de haklısın!’’ fıkrasını da duymuşsundur herhalde.
Duydum ama bu iki noktadan yola çıkıp nereye gideceğinizi henüz anlamadım.
Aşırı kutuplaşmış ortamlar zehir saçar. İki uç giderek daha keskinleşir, dogmatizm güçlenir, fikir üretme imkanı, tartışma ortamı bozulur. Zaten büyük bir ihtimalle bir süre sonra da şiddet devreye girer.
Buraya kadar tamam!
Bak o zaman, iyi gözlem yap, iki taraf kapıştığında, bu GS-FB rekabeti olabilir, Ankara-Kürtler kavgası olabilir, kimi zaman çoğunlukta olan bir kesim var, kendini âkil insan, olgun siyasetçi sanır, teorik olarak da Üçüncü Yol diye bir kavrama sığınır, rekabette/kapışmada/kavgada/savaşta çeşitli gerekçelerle saf tutmaz, tutamaz. Mümkün olmayacak bir şekilde iki tarafı uzlaştırmaya çalışır.
Olumsuz bir tutum mu bu?
Her zaman olumsuz olmayabilir. Rekabeti/kapışmayı/kavgayı/savaşı haklı tarafın kazanmasını sağlayabilirse olumlu bir tutum bile olabilir.
Eeee?
Benim gözlemlediğim şu: Bu arada kalanlar aslında bağımsız ve özgür olmadıkları için iki kutuptan birinin safına geçmiyor/geçemiyor. İki kutuptan birini seçme cesareti yok. Hesap kitap yapıyor, o tarafı tutsa şu şu şu riskleri alacak, bu tarafı tutsa bu bu bu tehlikeleri göğüsleyemeyecek. Ben en iyisi ortada kalayım, iki taraftan birinin ya da iki tarafın birden düşmanlığını kazanmayayım diye düşünüyor. Sonra da ‘’Hanımlar, beyler kavga etmeyelim, gelin barışalım’’ diyor mesela. Oysa ki kavgada bir saldırgan var bir de mağdur. Böyle bir ortamda sen barışçı, uzlaşmacı, üçüncü yolcu bir tutum takınırsan bu, seni saldırganın safına iter. Bu ‘’Bekle gör’’cüler, kavganın sona ermesini bekler ve sonra galibin safına geçer.
Üçüncü yol olumsuz bir tutum yani?
Öyle bir şey demedim. İki kutup da saldırgan ve olumsuz ise o zaman Üçüncü Yolun bir anlamı ve değeri var.
Hocam burada birilerine mesaj mı var?
Ben mesajcı değilim. Politikacı da değilim. Gazeteci olarak gördüğümü, duyduğumu, okuduğumu anlamaya ve tahlil etmeye çalışıyorum. Verileri, fikirleri elekten geçirdikten sonra doğru olduğunu anladığım/bildiğim olgu ve fikirleri de okurlara iletiyorum. Yazdıklarım söylediklerim, farklı mecralarda nasıl algılanır, nasıl anlaşılır… benim ilgi alanımda değil. Zaten gazeteci, ‘’Bunu yazarsam X ne der?’’, ‘’Bu söylersem Y ne yapar?’’ diye düşünürse o gazeteci olmaktan çıkar.
Bu söylediklerinizi GS-FB ve Kürtler-Ankara ya da Erdoğan-CHP çelişkilerine uyguladığımızda ilginç sonuçlar çıkar değil mi?
Bazı sorular cevabı kendi içinde barındırır!
(
(SON/RD)











