19 Mart’ta başlayan siyasal yargı operasyonun üç aşaması (kayyım, belediyelere çökme, partiye kayyım ve Mutlak Butlan kararı) CHP Genel Merkezin işgali, iktidar muhaliflerinin parçalanması ve yeni İmralı sürecini baltalayan ağır siyasal darbedir…
CHP’li belediyelere iktidar partisinin yargı eliyle çökme operasyonları 19 Mart 20252’de ’ İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başladı. Hâlâ devam eden, çok sayıda belediyeye yönelik yolsuzluk soruşturmalarıyla sürüyor.
CHP’ye çökme operasyonun bir başka ayağı hukuksuz İstanbul İl Yönetimi’ne kayyım atamak gibi yürütülen siyasallaşmış yargının 21 ve 24 Mayıs 2026 tarihlerinde “Mutlak Butlan” operasyonuyla CHP ana karargâhının ele geçirilmesi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin/Saray rejimi en kritik ve tarihî bir eşiği daha aşmış oldu. CHP’nin sınırlarını aşan siyasal ve toplumsal bir boyuta ulaştı.
Dün statükoyu korumak adına askerî darbelerle siyaseti dizayn eden anlayış, başka bir versiyonu, bugün aynı şeyi emrindeki yargının hukuksuz kararlarıyla çok yönlü bir biçimde yapmakta.
Örneğin 2007 yılında Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında yaratılan yapay “367 krizi”, Anayasa Mahkemesi eliyle siyaseti dizayn etme girişimiydi. Bugün ise benzer bir yöntemle, İstinaf Mahkemesi ve YSK üzerinden iktidarın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetme ihtimali bertaraf edilmeye çalışılıyor.
Mutlak Butlan kararı sürecinde nasıl bir “siyaset-yargı mekiği” işlendiğini bizzat iktidara yakın kalemler dahi yazdı. Yargı kararları ortada. YSK ise özellikle 2017 anayasa referandumunda aldığı mühürsüz oy pusulası kararıyla başlayan süreçte kendi kurumsal meşruiyetini tümden yitirdi.
Artık siyaseti dizayn oyununa yeni bir aktör daha eklendi. Parti içi muhalefet ve 13 yıl hiçbir seçimi kazanamamış ve parti kongresinde yenilgiyi hazmedemeyen siyasetçi sahneye çıktı.
Kemal Kılıçdaroğlu, bugün de Erdoğan karşısında CHP’yi zayıf düşürecek, muhalefetin parçalanmasına yol açacak bir rol üstlendi. Bu oyunu iktidarın aparatı hâline gelen mahkemenin kararıyla mevcut otoriter rejimi korumak ve Erdoğan’ın bir daha seçtirecek bir biçimde oynayacağı çok açık.
CHP’nin Ötesinde Bir Mesele
Türkiye uzun süredir hukuk, anayasa, seçim güvenliği, çok partili sistem ve demokrasi alanlarında ağır krizler yaşıyor. 21–24 Mayıs süreci ise bütün bu krizlerin zirve yaptığı bir döneme işaret etti. Dün HDP binalarına mahkeme kararı olmaksızın girip dağıtan polis, bugün mahkeme kararını arkasına alarak ana muhalefet partisinin genel başkanını ve milletvekillerini gaz bombalarıyla parti binasından çıkarmaya çalıştı. Bu, açık biçimde otoriter ve faşizan bir uygulamadır.
Artık iktidar açısından yakın tehlike oluşturan, seçim kazanma ihtimali olan t hiçbir muhalefet partisinin ve toplumsal muhalefet hareketlerinin hiç birinin anayasal ve yasal güvencesi kalmamıştır.
Türkiye’nin bugün en hayati ve ivedi sorunu da tam olarak budur: Demokratik siyaset alanını yeniden güvence altına alacak siyasal öznenin ve toplumsal gücün inşası. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi/Saray rejimine karşı olan bütün demokratik muhalefet kesimlerin ortak hedefi bu olmalıdır.
CHP ve Özgür Özel’i devre dışı bırakmak için iktidarın yargısı, medyası ve güvenlik aygıtı eş zamanlı biçimde harekete geçirilmiştir. CHP’nin sürüklendiği bu krizden kısa vadede bütünlüklü biçimde çıkması oldukça zor görünmektedir. Parti içi çatışmanın ve kaosun u iktidarın kendi hedefleri açısından planlı ve tercih edilen bir durum olsa gerek.
Bu nedenle de bu mesele yalnızca CHP’nin meselesi değildir. Bu, demokratik muhalefetin, başka bir ülke ve başka bir yaşam hayali kuran herkesin ortak gelecek meselesidir. Sorunun çözümü ancak ortak mücadele ve ortak akıl ile mümkün olabilir.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonlar sonrasında sergilediği beklenmedik direnç çizgisini, son Mutlak Butlan kararı sürecinde de sürdürerek siyasal pozisyonunu güçlendirdi.
Bu süreç Türk siyasetinin yeniden şekillenmesine yol açma potansiyeline sahip. Yeni bir Rejim muhalifi siyasal yapılarla ve demokratik toplumsal güçlerle ortak hareket etme kapasitesi artmış bir sol parti doğması kuvvetle muhtemel.
CHP’de yapısal bir dönüşüm yaratmasa bile; CHP seçmeninin siyaset yapma tarzında ve parlamento siyasetine sıkışmış muhalefet anlayışının aşınmasına veya değişmesine yol açabilir. Özgür Özel’in sokak siyasetine verdiği ağırlık statükocu Türk siyasetinin sınırlarını zorluyor. .
Ancak 19 Mart operasyonundan sonra muhalefeti çok daha ağır ve teknik açıdan karmaşık süreçler beklemektedir. Özgür Özel artık yalnızca Recep Tayyip Erdoğan ile değil, aynı zamanda Kemal Kılıçdaroğlu ile de siyasal mücadele yürütmek zorundadır. Muhalefetin en büyük güvencesi ise toplumsal muhalefetle yan yana durabilme ve halkla doğrudan bağ kurabilme kapasitesidir. Ülkenin geleceği Kemal Kılıçdaroğlu Erdoğan’a bir kez daha teslim edilmek isteniyor. Muhalefete, buna topyekûn direnmek kalıyor.
Mutlak butlan kararı sonrası süreç
Böylesine otoriter uygulamaların yaygınlaştığı bir ortamda barış, demokrasi ve toplumsal uzlaşmadan söz edebilmenin siyasal ve toplumsal zemini büyük zayıfladı. Yok olmanın eşiğinde.
Demokratik muhalefet partilerinin ve toplumsal kurumların anayasal güvencesi tesis edilmeden, Kürt sorununda silahlı çatışmayı hukuk ve siyaset zeminine taşımanın imkânı da zayıflamaktadır. Silahsızlanmayla sınırlı bir süreç olarak donma ihtimali yükselmekte.
İktidar açısından her şeyi Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı olmasına endekslendiği sürece, Kürt sorununda hak ve hukuk temelinde olumlu gelişmeler yaşanması ancak bu hedeflerle uyumlu olduğu ölçüde mümkün olacak gibi görünüyor.
Bu nedenle bugün iktidarın toplumsal barışı güçlendirme derdi olduğunu söylemek hiç gerçekçi değildir. Aksine Mutlak Butlan kararı yeni çözüm süreci gölgelemiyor; doğrudan son operasyonla baltalamış durumda. Toplumsal güvensizliği ve riskleri büyüttü. Ana muhalefeti ve bir bütün olarak muhalefeti etkisizleştirilirken toplumsal bütünleşmeden söz etmek büyük bir çelişkidir.
Silahların susması önemli olsa da mevcut siyasal akıl ve mevcut atmosfer içinde sürecin demokratik çözüm doğrultusunda daha ileri taşınabilmesi şimdilik mümkün görünmemektedir. Türkiye’nin geldiği noktada demokrasi, hukuk ve adalet beklentisi toplumun önemli bir kesiminde giderek zayıflamaktadır. Bunlardan artık söz etmek iktidarın algı operasyonun parçası olarak algılanan bir tutumdur.
Özetle 19 Mart’ta başlayan siyasal yargı operasyonun üç aşaması (kayyım, belediyelere çökme, partiye kayyım ve Mutlak Butlan kararı) CHP Genel Merkezin işgali, iktidar muhaliflerinin parçalanması ve yeni İmralı sürecini baltalayan ağır siyasal darbedir.
/yeniarayis.com/











