Anlamak ama konuşmamak; sorulan bir soruya cevap vermemek ya da düşünce belirtilmesi gereken bir yer ve zamanda susmak! Peki ama neden?
Rusların bir atasözü var; ‘’Köpek gibi anlıyor ama konuşamıyor’’ diyorlar. Bu söz genelde karşındaki anlayan ama konuşmayan, konuşamayanlar için kullanılır.
İçinden geçtiğimiz dönemde yaşanan hibrit savaştır, yaşanan kaoslar savaşıdır. Bu savaşta kural yok, hukuk yok, etik değerler ayak altında ve Tanrı da yok hükmündedir. Hiçbir kutsalın anlamı, geçerliliği kalmamış durumdadır.
Buradan hareketle Rusların “köpek gibi anlıyor ama konuşamıyor” deyimi bir yerde insanlığın içine düştüğü durumu da izah ediyor. Çünkü, son iki yılda yaşanan savaşların sınırsız tahribatını ve yıkımını görmeyen ve duymayan kimse kalmadı. Kaldı ki sanal medya üzerinden savaşların sonuçları an be an görünüyor ve bir aksiyon filmi gibi de izleniyor. Hatta dizi misali, arkası yarına erteleniyor. Ve yaşamlar durduğu yerden hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor!
Köpek nedir? Ontolojik olarak biliyoruz tekrar etmeye gerek yok. Ancak köpeğin sosyal-insan algısındaki anlamı farklılıklar arz ediyor. Örneğin Asya ülkelerinde köpek kızarmış et ve et çorbasını çağrıştırabiliyor. Çiftçilik ve besicilik ile uğraşan köylüler için köpek kurtlara karşı hayvanları koruyan çok değerli bir “dost” kategorisindedir. Bir de genel tanımı var; her ortama uyum sağlayan, herkese, her sahibe göre kuyruk sallayan, karşısındakinin vücut terinin kokusuna göre saldırma ya da saldırmamaya karar verendir.
Hibrit savaşı dönemindeyiz. Uzun erimli stratejiler artık ön görünmezdir, stratejileri belirleyen kurmay akıllar artık tek boyutlu, karasal sabit hedefli jeo stratejileri aşan belirsizlik ilkeleri üzerinden çoklu, alternatifli stratejiler geliştirmek zorundalar ve geliştiriyorlar.
Buna “topluma karşı kırım savaşı” da dendi, deniyor. Yani hibrit savaşı döneminde tüm bildik eski savaş ve politik argümanlar, yöntemler revize edilmiştir. Buna göre kendini dönüştüren ayakta kalır, geleceğini garantiye alır. Çünkü bugünkü savaş, yalnızca cephede gerçekleşen bir çatışma olmaktan çıkmıştır; ekonomik, teknolojik, psikolojik ve enformasyonel alanlara yayılmıştır. Etkileme, bağımlı kılma, siber müdahale, düşük yoğunluklu ama sürekli gerilim üretme gibi biçimler, savaşın yeni yüzünü oluşturur. Bu nedenle savaş artık yalnızca “bir yerde” değil, her yerde gerçekleşebilir”.
Taktik değişimler günlere değil, dakikalar üzerinde değil, artık olasılıklar üzerindendir. Bu olasılıklar an’dadır. O an da taktik değiştirmeyen kayıp ediyor ve telafisi mümkün olmuyor.
Genel bir deyimdir: Düşmanımın düşmanı dostumdur. Ve bu doğru da kabul edilir. Oysa günümüzde bu tanımlamanın artık geçerliliği yok. Herkes herkesle ilişkilidir, düşman dediklerinle bir cephede savaş halinde diğer bir cephede birlikte ortak çalışır durumda olabiliyorsun. Bu birlikte çalışmak ille de bir silahlı savaşım değil politik, ekonomik ve diplomatik alanlarda da olabilir, oluyor.
Hürmüz Boğazına bakalım bunun örneklerini günlük görebiliriz. İngiltere hem ABD ile birlikte hem de bazı noktalarda karşıttır. Çin,Rusya vb. hepsinin hem çatışan tarafları var hem de ortak birleştikleri noktaları var. ABD liderinin Çin’e gitmesi, peşinden Rus liderinin de gitmesi ve sonrasın yapılan açıklamalara bakıldığında herkes herkesle “stratejik ortak” ve can dostlar ama diğer taraftan da birbirlerine karşın her türlü savaş taktiklerini an be an gerçekleştirmeden de duramıyor. Herkes herkesle hem çatışma hem de ‘stratejik ortaklık’ içinde…
Bilinmezlik, önünü görememe doğalında insanı korkutur, geri çeker savunmaya iter. Bu doğaldır da, her canlı organizma tehlike anında içe çekilir, özü savunma tedbiri alır. Öz, kök hücredir uygun koşullarda yeniden yeşerme potansiyeli taşır, öz yitimi ölüm anıdır.
Köpek meselesine dönersek; köpek bilinmezlikleri anlar, anlar ama konuşmaz, konuşamaz. Kapitalist sistem toplumların direnç damarlarını dumura uğrattı, red kabul, iyi kötü, ahlakilik ahlaksızlık ölçülerini liberalizmin göreceli-izafiyet kavramı üzerinden muğlaklaştırdı. Toplumsal ahlak yerine, topluma rağmen birey ahlakı sanal medya ile inşa edildi. Birey de, anlayan, gören ama konuşmayan “neme lazım” eğilimini geçerli kılmış durumda. Evrensel, ulusal sorumluluğu ötelemiş “beni ilgilendirmiyor” kertesine indirgenmiştir. Bu bireyin iyi veya kötü oluşundan değildir. Bu, yaşanan hibrit savaşının yarattığı algıdır, korkudur=bilinmezliktir.
Bilinmezlik, yarına dair plan yapamama, nerden nereye gidişin rotasını belirleyememedir. Örnek kabilinden; Rusya’dan Balkanlara ve Ortadoğu’dan Kafkaslara kadar havada uçuşan patlayıcı yüklü dronlardan dolayı uçak kalkış saatlerinde yapılan değişiklikler ve aksamalar artık normal olmuş durumda.
Dronların işlediği savaş suçları günümüz dünyasında ne ulusal ne de uluslararası hukuka tabi değil. Çünkü sahibi “bilinmez” ve kimse de açık üstlenmez. Bu da savaşların sınırları aştığı, sabit mevziler ve askeri hedeflerin dışında her şeyin ve herkesin hedef olduğu durumunu yansıtıyor.
18 Mayıs 2026 tarihinde Moskova’ya tam 600 dron saldırısı oldu ama bu saldırıyı üstlenen olmadı! Dronlar hedef gözetmeksizin sivil binaları, yolları, köprüleri vurdular.. Özcesi savaşın, ön cephe ve cephe gerisi kavramları, bu tür mevzilenmeleri artık geçerli değildir. Bu durum hibrit savaşının işleyişidir.
Bu işlenen suç durumuna tüm dünya da seyircidir. Buna biraz geri çekilme, bekle gör dönemi de denebilir.
Somutta Kürdistan’da yaşanan savaşa gelirsek; Yeni bir durum değil, Kürdistan ve Kürtler son iki yüz yıldır savaş hali bir durumun içinde tutuluyor. Bunun tarihçesine dönmeye, olaylar yığınını tekrar etmeye gerek yok, burası yeri de değildir. Ama gerçek olan ülke ve halk olarak sürekli bir savaş halinde olduğumuzun bilincindeyiz. Eğer halen normal bir ülke, normal insanlar gibi yaşadık, yaşıyoruz ve yaşayacağız denirse bu kendini kandırmanın en katıksız hali olur. Çünkü Kürdistan’da son iki yüzyılda silahlı çatışmasız geçen yıl sayısı yoktur. İnanmayan araştırsın biz de bilelim. Bir parçada durmuşsa, kısmi geri çekilme vb yaşansa da, bu parça eksenli olmuştur ve diğer bir parçada aktif olmuştur. Halende sürekli savaş içinde olmak, ya da savaş halinde tutulma durumu devam ediyor. Ama bir farkla, savaş lokal değil 4 parçayı da içine almış durumdadır.
Birkaç soru: Kürtlerin 4 parçada savaşacak nitel ve nicel savaş gücü var mı? Sormaya devam edelim, Kürtlerin toplumsal ortak savaşacak zeminleri var mı? Kürtlerin uluslararası kurumlarda tanınma, korunma anlaşmaları var mı? Kürtlerin kendilerini ve savaşlarını finanse edecek imkanları var mı? Kürtlerin uluslararası muhataplık kabul edilecek bir diplomasi kurumu vb. var mı? Kürtlerin ortak tek çatı altında bir ordusu var mı? Bunların toplamında ortak siyasi iradeyi temsilen bir parlamento veya ulusal kongreleri var mı?
Tüm bunlara verilecek cevap: Hayır, Yok’tur..
Bu kurumlardan, örgütlülüklerden yoksun bir halkı 3. Dünya Savaşı’na sokmak peşinen soykırıma davetiye çıkarma değil mi? Evet soykırıma davetiyedir. Bundan dolayı Sayın Öcalan “ben Kürtleri güvenliğini sağlamak, varlıklarını garanti altına almak istiyorum” dedi. Bunun üzerinden çatışmasızlık sürecini başlattı.
Çünkü, var olan savaş yöntemleri ve eldeki imkanlarla hibrit savaşın kuralsız çarkında Kürtlerin varlığı tehlikeye giriyor. Dünya devletlerinin vicdanı: öldüreni, faili gören, anlayan ama karışmayan, konuşmayan nihayetinde katille birlikte kadeh tokuşturandır.
Colani, dün katildi, dünyanın en azılı teröristi idi, şimdi makul, kravatlı devlet adamı!
Kürtler bir adım geri çekildiler. Savaşlarda bir adım ileri iki adım geri formülü halen geçerlidir. Tersi de doğrudur. Geri çekilme stratejik yenilgi vb. değildir. Gücü koruma, toplumu hazırlama, dostları çoğaltmaktır. En önemlisi de, düşmanın koşullarına göre değil kendi somut koşullarına göre hareket etmedir.
Mevcut durumda Ortadoğu’da merkezi devletler Kürtlerle ortak vatanda eşit şartlarda yaşamaya niyetli değiller, ciddi karşıtlıklar var. Bu Rojava’da,Rojhılat’ta ve Başur’da halen eşit şartlarda, eşit temsiliyetlerde sistem kurma niyetleri, stratejileri yok. Hepsi konjonktürel yaklaşıyor. Türkiye, yeni Şark Islahat Stratejisi ile Kürdün varlığını ortadan kaldırma politikasında ısrar ediyor.
Sonuç olarak; Kürtlerin ekonomik, politik, diplomasi, kültürel, ideolojik vb tüm alanlarda mücadele zeminleri açısından tarihin en avantajlı dönemindeyiz. Buradan yüklenmek, aktif olmak sürekli örgütlenmek, her dört parçada mücadele eder ve çalışır koşullarımız var ve bunları daha da fazla geliştirebiliriz. Gerisi lafı güzaftır. Rus atasözündeki gibi anlayıp yapmamak iyi bir durum değildir. Bu siyasi jargonda oportünizmdir.
Bilinmezliklerin İran savaşı ile tüm Ortadoğu’yu içine aldığı bir ortamda Kürt örgütleri ve bir bütünen Kürtler, savaşın içindeler, içindeyiz. Tüm silahlar Kürdistan üzerinden sağa sola vuruyor. Somutta Rojhılat, Başur parçalarının her alanında bombalar patlıyor. Rojava’da eller tetikten çekilmemiş, her saat her olasılığa gebedir. Bakur, silahlı savaşım durdu ama Türk yetkililerinin Bakur’da ve diğer parçalarda en küçük Kürt hukuksal kazanımlarına karşıtlığı, saldırganlığı devam ediyor.
Özcesi; Sürekli savaş hali daha da derinleşerek devam edecek. Bir Kürtler tarihsel hafızaya sahibiz, bu hafıza bize diyor ki, aktif ama sabır stratejisi üretin, taktiğiniz herkesle, her yerde çatışır durumdan çıkın, somut koşullarınıza göre herkesle ilişkilenin ama birilerine payanda olmayın. Bu dönem savaşının yasası: sınırlar yok, mutlaklar yok.
Son söz: Yüzde 20 ahlaki-ideolojik olmak yüzde 80 ise politik olmak…












