🔴Almanya’da sivil toplum örgütlerinin hazırladığı Temel Haklar Raporu’na göre Berlin’in güvenlik politikaları giderek daha fazla temel hakların önüne geçiyor…
Almanya’da 10 sivil toplum örgütü tarafından hazırlanan Temel Haklar Raporu bu yıl insan hakları savunucularını endişilendiren veriler ortaya koydu. Geçen hafta açıklanan 240 sayfalk rapora göre dünyadaki otoriterleşme ve popülizmin yükselişine paralel Almanya’da da temel haklar giderek daha fazla baskı altına giriyor.
Raporda iklim değişikliğiyle mücadele çabalarının zayıflaması, uygun fiyatlı konut sıkıntısı ve sosyal medyada kullanılan teknik standartların bireylerin bilgi üzerindeki öz denetim hakkını ihlal etmesi gibi gelişmelerin temel hakları tehdit ettiği belirtiliyor.
Ancak özellikle güvenlik politikalarının iç siyasete yön vermesi ve buna paralel olarak askerî alanda silahlanmanın hız kazanması eleştiriliyor.
Yaklaşık 30 yıldır yayımlanıyor
Almanya merkezli insan hakları örgütlerinin hazırladığı rapor, 1997 yılından bu yana her yıl yayınlanıyor. Ancak bu yıl rapora önemli bir siyasetçi de destek verdi.
Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder hükümetinde 1998-2002 yılları arasında Adalet Bakanlığı yapan Sosyal Demokrat Partili (SPD) siyasetçi Herta Däubler-Gmelin, geçen Perşembe günü raporun tanıtımı için Karlsruhe’de düzenlenen basın toplantısına katıldı. Däubler-Gmelin, temel haklara yönelik tehditlerin başlıca nedenleri arasında, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ile Gazze Şeridi‘nde ve şu anda İran’da yaşanan savaşları gösterdi.
Raporun yazarları, “militarizasyon” (askerîleştirme) sürecini de “eşi benzeri görülmemiş” olarak nitelendirdi.
Raporda dünyada yaşanan gelişmelerin, Almanya içinde de somut sonuçlar doğurduğu belirtildi. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve SPD’den oluşan Alman hükümetinin Yeşillerin de desteğiyle Alman ordusunu güçlendirmek amacıyla yaklaşık 500 milyar euroluk yeni borçlanmaya gitmesi buna örnek gösterildi.
Raporda, Almanya’da halihazırda yaşanan “âni askerîleştirme sürecinin” İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana benzeri görülmemiş boyutta olduğu ifade ediliyor. Aynı zamanda devletin kalkınma yardımlarını azaltması da eleştiriliyor.
Däubler-Gmelin bu konuda “Bu, başka ülkelerde sağlık sistemlerinin artık sürdürülememesi anlamına geliyor. Bu, Afrika’da insanların çatışmalardan kaçma imkânı bulamadıkları için ölmesi anlamına geliyor” dedi.
Kalkınma yardımlarındaki kesintilere eleştiri
SPD’nin daha muhafazakâr kanadı olarak bilinen “Seeheimer Kreis” adlı grup da geçen hafta bir belge yayımladı.
Bu belgede de kalkınma yardımlarının öneminin “hiç olmadığı kadar sorgulandığı” ifade edildi. SPD’nin toplam 120 milletvekilinden 50’si bu parti içi gruba mensup.
Kalkınma Bakanlığının bütçesi 2025 yılında 910 milyon euro azaltılarak 10,31 milyar euroya düşürülmüştü.
İki yıllık vize bekleme süresine eleştiri
Afganistan kökenli Ahmed Mosamem Rahimi de Temel Haklar Raporu’nun tanıtım toplantısında söz aldı. Taliban yönetimini eleştiren Rahimi, Aralık 2025’ten bu yana Almanya’da yaşıyor. Toplantıda ülkeye gelebilmek için iki yıl beklemek zorunda kaldığını anlattı.
Bunun nedeninin Alman hükümetinin Taliban’ın 2021’de iktidarı ele geçirmesinin ardından kabul programlarını sona erdirmesi olduğunu belirten Rahimi, “Tüm belgelerim tam olmasına ve Almanya’ya gelebileceğime dair söz verilmesine rağmen Pakistan’da yaklaşık iki yıl boyunca vizemi bekledim” dedi.
Sonunda Almanya’ya çıkışını avukatların yardımıyla gerçekleştirebildiğini söyledi.
Zorunlu askerlik tartışması
Raporda en çok dikkat çekilen konulardan biri de Almanya’da zorunlu askerliğin yeniden gündeme gelmesi.
Hukuk öğrencisi ve Uluslararası İnsan Hakları Birliği yönetim kurulu üyesi Athena Möller, devletin temel hakları yeterince korumadığı bir ortamda özellikle genç kuşaktan devlete bağlılık beklenmesini “kibirli bir yaklaşım” olarak nitelendirdi.
Hükümet şu anda gönüllülük esasına dayalı olarak daha fazla genci silahlı hizmete katılmaya teşvik etmeye çalışıyor.
Bunun başarısız olması halinde, 2011 yılında askıya alınan zorunlu askerliğin yeniden yürürlüğe girmesi de tartışılıyor.
/Kaynak: Deutsche Welle/













