Bazı dönemlerde insanlar yalnızca yoksullaşmaz; aynı anda içlerinden de bir şey eksilir. Çünkü baskı önce ekmeği değil, insanın geleceğe dair inancını küçültür. İnsan bir süre sonra yalnızca geçinmek için değil, dikkatli konuşmak, susmak ve görünmeden yaşamak için de enerji harcamaya başlar. En tehlikeli olan da budur zaten: Korkunun gündelik hayatın doğal parçası hâline gelmesi.
Bugün Türkiye’de giderek ağırlaşan atmosfer biraz da bunu hissettiriyor. Ekonomik kriz büyürken, insanlar yalnızca geçim derdiyle değil; görünmez bir yorgunlukla da yaşamaya çalışıyor. Market fiyatları artıyor, kiralar yükseliyor, gelecek duygusu küçülüyor. Ama belki daha derin olan başka bir şey yaşanıyor: İnsanlar yavaş yavaş birbirine kapanıyor. Herkes kendi yükünü sessizce taşımaya alışıyor. Oysa bir toplum yalnızca yoksullukla çökmez. İnsanlar birbirinin acısına yabancılaşmaya başladığında asıl çözülme orada başlar.
Çünkü sürekli baskı altında yaşayan toplumlarda zamanla garip bir duygu büyür: “Bana dokunmayan sorun benim değildir” hissi. İnsan kendisini koruyabilmek için önce başkasının acısına mesafe koyar. Sonra sessizlik alışkanlığa dönüşür. Türkiye’nin yakın tarihi bunun izleriyle dolu. Yıllarca Kürt illerinde yaşanan hukuksuzluklar, kayyumlar, gözaltılar, yasaklar ve susturulan sesler ülkenin geri kalanına çoğu zaman uzak bir hikâye gibi anlatıldı. Birçok insan, başkasının uğradığı adaletsizliğin bir gün kendi hayatına da değebileceğini görmek istemedi.
Oysa adalet parçalandığında, o kırılma hiçbir zaman tek bir yerde durmaz. Bugün toplumun farklı kesimlerinde hissedilen huzursuzluğun nedeni biraz da budur. İnsanlar yalnızca ekonomik olarak değil, ruhsal olarak da yoruluyor. Sürekli belirsizlik içinde yaşamak, her gün yeni bir gerilimle uyanmak, geleceğe dair güven hissini aşındırıyor. İnsan bazen en çok da yarının nasıl olacağını bilememekten yorulur. Fakat yine de insan tamamen karanlığa dönüşmez. Tarih bunun örnekleriyle doludur. En ağır dönemlerde bile insanlar birbirine küçük yollarla tutundu.
Bazen bir dostlukta, bazen bir cümlede, bazen sessizce uzatılan bir elde… Çünkü insanı ayakta tutan şey yalnızca ekmek değildir; anlaşılma hissidir de. Belki bu yüzden bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey büyük kahramanlık hikâyeleri değil, yeniden birbirimizi duyabilmek. Çünkü uzun süre korkuyla yaşayan toplumlarda insanlar yalnızca devletten değil, birbirlerinden de uzaklaşır. Herkes kendi içine çekilir. Oysa insan bazen yalnızca başka bir insanın gözlerinde yeniden nefes alır. Gerçek umut da sanıldığı gibi yüksek sesli bir iyimserlik değildir. Bazen umut, bütün ağırlığa rağmen vicdanını kaybetmemektir. Herkes susarken haksızlığa sessiz kalmamaktır.
Yorulsa da tamamen taşlaşmamaktır. Çünkü insanı insan yapan şey, yalnızca hayatta kalması değil; başkasının acısını hissedebilme yeteneğidir. Bugün belki gerçekten zor zamanlardan geçiyoruz. İnsanlar uzun süredir bu kadar yorgun, bu kadar kaygılı hissetmemiş olabilir. Ama tarih bazen tam da insanların her şeyin bittiğini düşündüğü anlarda yön değiştirir.
Çünkü toplumlar bir anda değil, yavaş yavaş karanlığa alışır; yine yavaş yavaş birbirine yaklaşarak o karanlığı aşar. Bu yüzden küçücük de olsa mumları yakmak gerekir. Bir dostlukta, bir dayanışmada, bir vicdanda, bir cümlede… Çünkü bazen koskoca bir sessizlik, küçücük bir ışığın etrafında çözülmeye başlar. Ve belki bir gün, bugün yalnızca fısıltı gibi dolaşan şeyler; yeniden insanların birbirine güvenebildiği daha büyük bir hayata dönüşür.













