Mutlak butlan kararının ilk anlarında, yönetimin değiştirilmesine karşı yargı yoluyla sonucun değiştirilmesi oldukça yüksek bir olasılıktı. CHP lideri Özgür Özel yönetiminin yargıya yaptığı başvuruların hızla sonuçlanması, hukuk yoluyla mücadele etme planını bir anda çökertti.
CHP’lilerden yükselen “bir an önce seçimli kurultay” talebine, mutlak butlan kararıyla genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinden “Tedbir kararı kesinleşmeden seçimli kurultay toplanamaz” yanıtı geldi. Bu yaklaşımın, kurultayın toplanmasını engellemek için bir gerekçeye dönüştürüleceği anlaşılıyor.
PM üyelerinin, parti delegelerinin veya milletvekillerinin kurultay taleplerinin karşılanması Kemal Kılıçdaroğlu cephesinde olası görünmüyor. Yasalardaki boşluklar, farklı yorumlar ve CHP tüzüğündeki genel başkan yetkileri düşünüldüğünde, bu oldukça güç görünüyor.
İktidar partisinin kurduğu bir oyunda, yargı kararıyla en erken tarihte kurultay toplanabileceğini düşünmek ise fazlasıyla naiflik olur. Meral Akşener ve arkadaşlarının 2016 yılında MHP kongresini toplamak istemeleri sırasında karşılaştıkları hukuksuz yargı engelleri hâlâ hafızalardaki yerini koruyor.
Kaldı ki “arınmadan, kuruluş kodlarına dönmeden ve ahlaki değerlere kavuşmadan” söz eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun, genel başkanlık koltuğuna kısa süreliğine oturmadığı — ya da oturtulmadığı — oldukça açık biçimde görülüyor.
Son bir haftadır yaşananlar, CHP’nin; dolayısıyla demokratik muhalefetin ve ülkenin önünde sert, kırılgan, kaygı verici ve geri dönüşü oldukça zor bir sürecin bulunduğunu gösteriyor.
Bu zorlu sürecin aşılması, her şeyden önce demokratik muhalefetin her türlü olasılığı, provokatif ve sinsi planları doğru okuyabilmesine; dirayetli, planlı ve temel hedefe uygun davranabilme becerisi göstermesine bağlıdır.
CHP lideri Özgür Özel’in mutlak butlan kararı sonrasında gösterdiği yüksek performans ve direniş, toplumla daha güçlü bağ kurma stratejisiyle birleşmektedir. Siyaseti halkla birlikte yapma yaklaşımı doğrultusunda alınan mesafe, iktidarın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayını belirleme projesini boşa çıkarabilecek güçlü bir siyasal duruş olarak ortaya çıkmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Özgür Özel’in yeniden genel başkanlık koltuğuna oturmaması için elinden gelenin fazlasını, iktidardan aldığı destekle yapacağına dair ciddi bir kanaat oluşmuş durumda.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu tanıyanlar, ne türden çıkışlar yapabileceğini ve mevcut düzen tarafından yönlendirilmeye müsait bir siyasal karaktere sahip olduğunu iyi bilir. Son bir haftada yaşananlar da bunun işareti sayılabilir. Özgür Özel ekibine yönelik örgütsel tasfiye girişimleri bunun başında geliyor.
Zamanlama Sorunu Muhalefetin Önündeki Riskler
Mutlak butlan yanlılarının CHP yönetiminde olduğu bir dönemde, iktidarın erken ya da baskın seçim ihtimali oldukça güçlenmiş görünüyor. Bu nedenle “daha fazla gecikmeden yeni bir parti kurulması” yönündeki tartışmalar giderek yaygınlaşıyor.
Ben de salı günkü yazımda, “Bu süreç Türk siyasetinin yeniden şekillenmesine yol açma potansiyeline sahip. Yeni rejim karşıtı siyasal yapılarla ve demokratik toplumsal güçlerle ortak hareket etme kapasitesi artmış yeni bir sol partinin doğması kuvvetle muhtemel” değerlendirmesinde bulunmuştum.
2023 seçim sonrası gündem gelen değişimi tartışmasını sonuçlandırmadan bugün geç kalınmış bir tartışmayı kısa zaman diliminde gerçekleşmesinin sahici sonuç üretmesi oldukça zor olduğu gerçeği göz ardı edilmemeli.
Bu zorlukların başında, rejim değişikliği sonrasında seçimlerde yüzde 50+1’i bulma sorunu geliyor. Bu durum, fiilen iki bloklu; son tahlilde ise iki partili bir siyasal sistem anlamına geliyor. Yeni rejimde CHP’nin gücü de tam olarak buradan kaynaklanıyor.
CHP, muhalif blokun koçbaşı niteliğinde, geniş tabanlı bir kitle partisi olma özelliğini koruyor. Türkiye’nin adım adım seçim sürecine girdiği bir dönemde, bu politik pozisyonu riske etmek kolay görünmüyor.
Bu nedenle bugün yeni parti tartışmalarından ziyade; Recep Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki örtük ilişkinin deşifre edilmesi ve AKP’nin seküler ulus devlet yerine İslami sembollerle yeniden şekillendirilmiş bir ulus-devlet anlayışı inşa etme çabasına karşı siyasal ve toplumsal güçleri toparlayacak bir strateji geliştirmek daha anlamlı ve sonuç alıcı görünüyor.
Bu bakımdan Özgür Özel’in mutlak butlan kararına karşı direnişi; toplumun farklı kesimleriyle ilişki geliştirmesi ve siyaseti halkla birlikte yapma yaklaşımı oldukça kıymetlidir. Bu strateji, sürecin önünü açabilecek toplumsal desteğe ulaşma açısından önemli bir imkân sunmaktadır.
Ancak bu stratejinin, olası her türlü tasfiye girişimini ve siyasi faaliyetleri engelleme çabalarını yakın tehlike olarak görerek uygulanması; buna uygun taktiklerin geliştirilmesi gerekiyor.
Bir başka açıdan bakıldığında ise CHP seçmenini konsolide etmeye yönelik taktik ve söylemlerle sınırlı kalan değişim ve gelecek tahayyülü önemli sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. “Ruh çağırma seansları”, siyasal değişimin ve tek adam karşıtlığının temel motivasyonu ya da gelecek kurucu aklı olamaz.
Geleceğe ve yeni Türkiye’nin inşasına odaklanmak; genç seçmenin, yeni toplumsal hareketlerin ve toplumun çoğulcu yapısının ihtiyaçlarını dikkate alan bir siyasal tahayyülü zorunlu kılıyor. Bu da alternatif politikalarla örülecek yeni bir siyasal yolculuk anlamına geliyor.
Türk siyasetinin kendi doğallığı içinde yeniden yapılanması ve şekillenmesi, büyük ölçüde aşağıdan yukarıya gelişecek dinamiklerle mümkün olacaktır. Yeni siyasi partiler de ancak zaman içinde kendi toplumsal zeminlerini inşa edebilirler.
Bu süreçte Kılıçdaroğlu yönetiminin tasfiyeci “arınma” pratikleri, tam tersine yeni siyasal oluşumlar için zorlayıcı taktikler geliştireceği çok açık. CHP lideri Özgür Özel, böylesi bir ihtimale de hazırlıklı olması bir zorunluluk. Bununla yeni demokratik, özgürlükçü sol parti ihtiyacı bir birinde çok farklı şeylerdir.
Özetle; sol ve evrensel ölçülerde sosyal demokrat yeni bir siyasal doğum gerçekleşebilir. Ancak bu doğumun düşük yapma ihtimali de oldukça yüksektir.
Rejim krizinin derinleştiği, siyasetin çok yönlü ve boyutlu sıkıştığı bir dönemde, kısa sürede kurulacak yeni bir partinin krizi aşacak sonuçlar üretmesi ciddi riskler barındırmaktadır.
Yeni sol parti tartışması, rejim krizinin aşılması ve demokratik siyasal-toplumsal yapıların yeniden anayasal ve yasal güvenceye kavuşmasının ardından Türkiye gündeminde daha güçlü biçimde yer alacaktır.













