Uluslararası Af Örgütü’nün 144 ülkeye yönelik değerlendirmelerin yer aldığı, 406 sayfalık “Dünyada İnsan Haklarının Durumu 2025/26” raporunda teknolojiyle ilgili yer alan tespitler, casus yazılımlar ve gözetim teknolojileri nedeniyle tüm dünyada yaşanan hak ihlallerinin arttığını gösteriyor.
Rapora göre, şirketler de bu ihlallerin yaşanmasını kolaylaştırıyor. Özellikle Intellexa, NSO ve Paragon gibi şirketlerce üretilen son derece müdahaleci casus yazılımlar nedeniyle hukuksuz gözetimin, iletişime ve özel hayata müdahalenin giderek genişlediği belirtiliyor.
Denetlenmeye tabi olmayan gelişmiş casus yazılım pazarının ciddi risk oluşturmayı sürdürdüğü vurgulanırken, TikTok’ta ruhsal sağlıkla ilgili içeriklere ilgi gösteren çocukların ve gençlerin kolayca depresyonu ve intihar eğilimini teşvik eden içeriklerin “kara deliğine” sürüklendiğine dikkat çekiliyor. Raporda, özetle şu tespitlere yer veriliyor:
Uluslararası Af Örgütü, Çin hükümetinin vatandaşlarının internette hangi bilgilere erişebileceğini kontrol etmek için kullandığı çevrimiçi sansür ve filtreleme sistemi olan Çin Büyük Güvenlik Duvarı’nın ticari versiyonunun Pakistan hükümetine satıldığını ve ABD’nin öğrenci ve göçmen protestoculara karşı gözetim araçları kullandığını ortaya çıkardı.
Facebook ve Instagram’ı işleten Meta ve X, güvenlikten ve zararlı içeriklerle mücadeleden sorumlu personel sayısını ciddi ölçüde azalttı, veri doğrulama programlarını durdurdu.
Yapay zekâ alanında sektörel ve yatırımcı hedeflerine ulaşmak için veri merkezlerinin inşası gibi geniş altyapının kurulması, donanım için gerekli mineraller ve soğutma için su gibi doğal kaynakların ve enerjinin gitgide daha fazla tüketilmesine yol açtı. Çevresel tahribat arttı ve işçi hakları zayıfladı. Öte yandan bununla mücadele eden yerel aktivizm, Brezilya, İrlanda, Meksika ve ABD gibi ülkelerde hızla arttı. ABD’deki Silikon Vadisi’nden Afrika ve diğer ülkelerdeki teknoloji şirketlerine kadar çalışanlar, daha güvenli çalışma koşulları için örgütlenmeye başladı.
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet Güney Kore’de yasalara rağmen sürdü
ü Güney Kore, Tayland ve Vietnam’da teknolojinin kolaylaştırdığı suistimaller manşetlere konu oldu. Çevrimiçi taciz, onaysız mahrem görüntülerin paylaşılması ve yapay zekâyla üretilen cinsel içerikler gibi teknolojik araçların kolaylaştırdığı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, Güney Kore’de yasal reformlara rağmen sürdü.
X’in ırkçı, İslamofobik ve yabancı düşmanı söylemlerin yaygınlaştığı bir platform haline gelmesiyle çevrimdışı şiddet olayları ortaya çıktı. Saldırgan gruplar, camileri, mülteci merkezlerini, Asyalı, Siyah ve Müslüman toplulukları hedef aldı.
Birçok devlet, çocukların internet ortamında en iyi nasıl korunacağını değerlendirdi. Avustralya 2025’te 16 yaşından küçük çocukların sosyal medya kullanmasını yasakladı, Malezya da benzer yasak getirme planını açıkladı. Bu tedbirler, zararlı platformlarla mücadeledeki kararlılığı gösterse de gençlerin internette kendilerini ifade etme ve bilgiye erişim haklarını kısıtladı ve esas sorunu, yani sosyal medya platformlarının, kullanıcı etkileşimini artırmak için devamlı çaba göstererek ve kişisel verilerden istifade ederek tüm kullanıcıları zarara açık hale getirmeleri sorununu çözemedi.
Arjantin’de federal polise insanların sosyal medya hesaplarını izin belgesi olmadan denetleme hakkı verilirken, Vietnam’da polisin, kullanıcıların IP adreslerini istemesinin ve servis sağlayıcılardan içeriği 24 saatte kaldırmalarını talep etmesinin önü açıldı. Nepal’de, yürütmenin yargı denetimi olmadan içeriğin kaldırılmasına ve veri erişimi istemesine izin veren Sosyal Medya Yasa Teklifi hazırlandı.
İran, Afganistan, Pakistan, Tanzanya ve Güney Sudan gibi ülkelerde, genellikle protestolar bağlamında ifade özgürlüğünün kısıtlanması için internet erişimine engeller getirildi. Kenya’da yetkililer, “Gen Z” protestolarını bastırmak için sistematik olarak çevrimiçi sindirme, tehdit ve hukuksuz gözetim de dahil teknolojinin kolaylaştırdığı baskı taktiklerini kullandı.
AB, kurumsal hesap verebilirlik ve teknolojiyle ilgili düzenlemelerini sadeleştirdi. Bu, “formaliteleri” kaldırmayı ve “rekabet gücünü artırmayı” hedefleyen bir adımın parçası olarak sunulsa da yapay zekâ sistemlerinin güvenli, şeffaf ve ayrımcılıktan uzak olmasını, temel hakları gözetmesini sağlamak için tasarlanan mevcut yasal güvenceleri zayıflattı.
ü Daha fazla örgüt ve aktivist, büyük sosyal medya şirketlerine karşı yasal yollara başvurdu. Kenya’da Meta’ya karşı açılan ve Facebook’un algoritma uygulamalarıyla ilgili ciddi hukuki sorunları gündeme getiren davada, 2025’te kaydedilen ilk önemli kazanım elde edildi. Dava, 2020-2022 arasında Etiyopya’daki silahlı çatışma döneminde Facebook’un tehlikeli çevrimiçi içerikleri teşvik ettiğini iddia eden iki Etiyopyalı ve Kenya’daki Katiba Enstitüsü tarafından açıldı. Karar, ABD ve Avrupa dışındaki ülkelerin yalnızca kâr için birer pazar olduklarına ilişkin egemen anlayışa meydan okuma niteliğindeydi.
ü Kuzey Kore yetkilileri, yabancı medya içeriklerini yaygınlaştıranlara infaz da dahil ağır cezalar uyguladı.
ü İngiltere ve Sırbistan dahil birçok devlet, sosyal güvenlik destekleriyle ilgili karar almada ayrımcı eğilimler gösteren algoritmalar ve teknolojiler kullanmaya başladı. Bunun sonucunda ırk ayrımcılığına uğrayan gruplardan, yabancı uyruklulardan, bakım sorumluluğunu tek başına üstlenen annelerden ve Romanlardan binlerce kişi, sosyal yardımlarını kaybetti.
ü Slovenya, yürütmenin ve polisin yetkilerini genişleten olağanüstü hâl güvenlik mevzuatı çıkararak, gözetimi artırdı ve sosyal yardımlara cezalandırma amaçlı kısıtlamalar getirdi. Bu girişimden Roman topluluklar orantısız etkilendi.
Müdahaleci casus yazılım kullanımı yasaklanmalı
Raporda, devletlerin müdahaleci casus yazılım kullanımını ve transferini derhal yasaklaması gerektiği belirtilirken, uygulamada insan hakları suistimallerine karşı koruma sağlayabilen bir güvence sistemi kurulana dek tüm casus yazılım kullanımlarının ve transferlerinin ertelenmesi çağrısında bulunuluyor. Ayrıca uluslararası insan hakları hukukuna uygun olmayan sistemlerin geliştirilmesini yasaklamayı da içeren bağlayıcı, öngörülebilir yapay zekâ sistemi düzenlemeleri yapılması gerektiği belirtiliyor. Öte yandan sosyal medya şirketlerine, insan hakları zararlarını önlemek ve meydana geldiği durumlarda bu etkileri ortadan kaldırmak için iş modellerini kapsamlı olarak gözden geçirmeleri önerilirken, devletlere de, tüm kullanıcıları korumak için daha güçlü düzenlemeler hayata geçirme ve mevcut düzenlemeleri güçlü bir biçimde uygulama çağrısı yapılıyor.













