1. Giriş: Avrupa Merkezci Epistemolojiye Karşı Epistemik Direniş
Avrupa merkezci felsefe, Batı uygarlığının tarihsel tecrübesini, değerler manzumesini ve zihniyet kalıplarını tekil bir “evrensel norm” olarak konumlandırır. Dünyanın geri kalanını kendi özgünlüklerinden kopararak bu tektipleştirici ölçüte göre kategorize eden monolitik bir ideolojik altyapı inşa eder. Ne yazık ki çağdaş sosyal bilimler, günümüzde dahi bu epistemik hegemonyanın gölgesinde bilgi üretmeye devam etmektedir. Evrensel addedilen bilimsel metodolojiler, kavramsal araçlar ve kategoriler; esasen Batı’nın yerel kodlarıyla üretilmekte ve diğer tüm coğrafyalara entelektüel bir dayatmayla ihraç edilmektedir.
İnsanlığın ortak mirası olan bilim, felsefe ve sanatın seceresi, yalnızca Antik Yunan ile Aydınlanma arasına sıkıştırılarak tarihsel bir amnezi (bellek kaybı) yaratılmaktadır; bu durum kelimenin tam anlamıyla bilginin sömürgeleştirilmesidir. Oysa Çin, Hindistan, Mısır ve Mezopotamya, dünya medeniyetinin esas kurucu özneleridir. Bu kadim havzaların entelektüel ve toplumsal kökleri ise temelde “Verimli Hilal” olarak adlandırılan coğrafyadaki, Kürdistan coğrafyasının öncülük ettiği Neolitik Devrim’e dayanır. Dilin, soyut kavramların, teolojik tasavvurların ve kolektif kültürel yapıların ilk nüveleri, bu neolitik dönüşümden süzülerek yerleşik uygarlığın beşiği sayılan Sümer toplumuna tarihsel bir alt katman olarak miras bırakılmıştır.
Dolayısıyla, Batı’nın epistemik hegemonyasının iddialarının aksine, Verimli Hilal odağında şekillenen bu tarihsel kesit, 10 bin yılı aşan kesintisiz bir kültürel aktarım mekanizmasına dayanmaktadır. Alaeddin Şenel’in medeniyetin şeceresine dair kuramsal çözümleriyle paralellik gösteren bu süreklilik; Klaus Schmidt ve Ian Hodder gibi araştırmacıların da ortaya koyduğu üzere, Göbeklitepe’den sonraki Mezopotamya inanç ve sembolizm sistemlerine kadar uzanan, bilginin sömürgeleştirilmesine karşı dirençli ve monolitik olmayan en köklü toplumsal hafıza katmanıdır.
2. ‘Yedi Bilgeler’ Olgusunun Tarihsel, Mitolojik ve Dilbilimsel Kökenleri
‘Yedi Bilgeler’ olgusunun tarihsel izleri sürüldüğünde, Avrupa merkezci düşüncenin bu kavramı felsefe öncesi dönemde (MÖ 7. ve 6. yüzyıllar) Antik Yunan’da yaşamış yedi devlet adamı ve düşünüre dayandırdığı görülür. Söz konusu dönem; Yunan kent devletlerinin aristokrasisi ile halk arasında ciddi sosyal çalkantıların, iç savaşların ve tiranlıkların yaşandığı bir kriz çağıdır. Bu kaos ortamında, farklı kent devletlerinde ortaya çıkan liderler ve düşünürler, geliştirdikleri pratik çözümler, hukuki reformlar ve akılcı yöntemlerle halkın güvenini kazanmışlardır. Esasen sayıları çok daha fazla olan bu figürler, zamanla kolektif hafızada ‘bilge’ olarak kanonlaştırılmıştır.
MÖ 4. yüzyıl ve sonrasında Platon, Diyojen Laertios ve Plutarkhos gibi antik yazarlar bilge isimlerini farklı zikretse de bilge sayısı sembolik olarak her zaman ‘7’ olarak kalmıştır. Buradaki 7 sayısının seçimi tesadüfi olmayıp, doğrudan Mezopotamya kültüründen Akdeniz havzasına miras kalan kozmolojik ve mitolojik bir sembolizme dayanmaktadır. Nitekim bu yedi bilge arasında ilk sırada sayılan Thales ve diğer bazı doğa filozoflarının Babil ve Mısır’ı ziyaret ettikleri, matematik ile astronomi alanındaki temel öğretileri bu kadim havzalardan devraldıkları tarihsel bir gerçektir.
Kadim Mezopotamya’dan Akdeniz dünyasına taşınan bu “Yedi Bilge” anlatısının kökeni; kronolojik olarak Yunan dünyasından Babillere, Babillerden Akatlara ve nihayetinde Sümer kültürüne kadar uzanmaktadır. Tarihsel, arkeolojik ve antropolojik veriler, Sümer medeniyetinin kurucu unsurlarının ve bu bilgeliğin kökenlerinin, Neolitik Dönem’de yukarı Mezopotamya’dan (Kürdistan) güneye göç eden topluluklar tarafından taşındığını ve bu köklü kültürel birikim üzerine inşa edildiğini göstermektedir.

Sümercede “Yedi Bilge” kavramını karşılayan özgün terim Abgal (Akatça: Apkallu) olarak karşımıza çıkar. Dilbilimsel çözümlemelerde, kelimenin ilk hecesi olan “ab” (Sümerce: su / derin su / evrensel okyanus) köküne dayanırken, “gal” ise büyük, yüce veya yönetici anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda “Abgal”, kelime anlamı itibarıyla “Büyük Suların Bilgesi” veya “Derin Bilginin Koruyucusu” olarak tercüme edilir. Bu kavram, Sümer’in yedi büyük kentinin mitolojik koruyucuları ve kurucu yöneticileri için de bir unvan olarak kullanılmış ve literatürde yer edinmiştir.
Burada dikkat çeken en çarpıcı yön, Sümercedeki bu sözcüklerin günümüz Kürtçesinde de arkaik ve anlamsal bağlarını koruyor olmasıdır. Kürtçede “av/ab” su anlamına gelirken, “kal/gal” kelimesi yaşlı, pir, deneyimli ve bilge kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır.
Mitolojik anlatıya göre; insanlıktan ve bilinen düzenden önce yalnızca tanrılar mevcuttu. Bu tanrılar, medeniyetin temel unsurlarını (tarım, mimari, astronomi, tapınak inşası, yasalar vb.) insanlığa öğretmek üzere doğaüstü vasıflara sahip varlıkları (bilgeleri) görevlendirmiştir. Zamanla bu kentlerin kutsal yöneticileri konumuna yükselen bu figürler, bilgeliğin yeryüzündeki temsilcileri olmuşlardır.
Sümer medeniyetinden geriye doğru iz sürüldüğünde, bu kültürel aktarımın köklerini Neolitik Çağ’a ve onun en somut, anıtsal öncülü olan Göbeklitepe’ye kadar dayandırmak mümkündür. Sümer dünyasında bu aktarım yazılı metinlerle tescillenmişken, Göbeklitepe’de ise sembolik ve ikonografik bir dil biçiminde karşımıza çıkar.

Nitekim Göbeklitepe’deki Akbaba kabartmalı dikilitaşın üst kısmında yan yana duran üç adet “çanta/sepet” motifi yer almaktadır. Bu ikonografik motifin birebir muadili; binlerce yıl sonra Sümer, Asur ve Babil kabartmalarında Yedi Bilge’nin (Abgal/Apkallu) elinde taşıdığı kutsal nesne olarak form bulur. Mitolojide “bandudu” olarak adlandırılan bu nesne, içinde medeniyetin kurucu kodlarını ve kutsal yasalarını (Sümerce: mé / dişil toplumsal yasalar) barındıran kozmik bilgi sepetidir. Dolayısıyla Sümer’deki “kutsal bilgi sepeti” kültünün ikonografik ve teolojik kökenlerinin, binlerce yıl öncesine, Göbeklitepe’nin semboller dünyasına uzandığı açıkça görülmektedir.
3. Andrew Collins ve ‘Gözcüler’ (Watchers) Teorisi: Proto-Kürtler
İngiliz tarihçi ve araştırmacı Andrew Collins, Sümer mitolojisinde yer alan “tanrılar tarafından yeryüzüne gönderilmiş, uygarlık kurucu ve doğaüstü yeteneklere sahip varlıklar” anlatısının bir benzerini; İbrani (Yahudi) apokrif metinlerine, Hanok’un Kitabı’na ve Ölü Deniz Parşömenleri’ne dayandırarak radikal bir teori öne sürer. Collins’in tezine göre, Buzul Çağı’nın sona ermesiyle birlikte (MÖ 10.000 civarı) Kürdistan coğrafyasının dağlık ve verimli havzalarında yaşayan topluluklar; fiziksel, entelektüel ve teknolojik açılardan Güney Mezopotamya’daki avcı-toplayıcı gruplardan belirgin biçimde ayrışmaktadır. Yazar, medeniyetin şafağındaki bu “seçkin” ve örgütlü topluluğu “Proto-Kürtler” olarak nitelendirmekte ve kavramsal düzeyde İbrani mitolojisindeki “Gözcüler” (Watchers/Nefilim) ile özdeşleştirmektedir.
Collins, Hanok’un Kitabı’ndan hareketle bu figürleri; yeryüzüne inerek (yani dağlık yukarı havzadan aşağı ovalara göç ederek) insanlığa astronomi, metalurji (maden işleme), eczacılık, tarım, şifalı otlar ve kozmetik gibi ileri düzey uygarlık bilgilerini öğreten tarihsel ve somut özneler olarak tanımlar. Bu bağlamda, kutsal metinlerdeki “Aden Cenneti” tasvirinin coğrafi olarak Fırat ve Dicle’nin su toplama havzasına, yani Kürdistan coğrafyasına tekabül ettiğini; doğaüstü atfedilen varlıkların ise buradan Aşağı Mezopotamya’ya kültürel ve teknolojik bilgi aktarımında bulunan Neolitik Çağ insanları olduğunu ileri sürer.
Aşağı Mezopotamya’daki yerleşik veya yarı-göçebe topluluklar; kendilerine tarım, astronomi ve mimari gibi hayati disiplinleri öğreten bu dışarıdan gelen donanımlı zümreyi, kendi bilişsel sınırlarının ötesinde konumlandırmışlardır. Dolayısıyla bu kurucu aktörler, Aşağı Mezopotamya topluluklarının kolektif hafızasında zamanla efsaneleşerek “kendilerinden üstün, tanrısal ve aşkın varlıklar” (Abgaller/Gözcüler) olarak yer edinmiştir. Bu durum, Göbeklitepe’den Sümer’e, oradan da günümüz Kürt toplumunun sözlü hafızasına ve mitolojik kırılmalarına uzanan kesintisiz bir entelektüel secerenin varlığına işaret etmektedir.
Devam edecek…













