Robin Firat: Barrack’ın Yeni Görevi ve Kürtlerin Sınanan Aklı

Yazarlar

Washington’ın bir ismi üç başkente birden gönderme kararı, çoğu zaman o başkentlerin önemini değil, Washington’ın kendi yorgunluğunu anlatır. Donald Trump’ın Tom Barrack’ı artık Türkiye, Suriye ve Irak’ın tek sorumlusu olarak ataması da böyle okunabilir. Üç dosyanın bir masaya indirilmesi, Amerika’nın bölgeye verdiği değeri artırdığı anlamına gelmiyor; aksine, bu coğrafyayı tek bir bütün olarak, tek bir adamın takvimine sığacak kadar sadeleştirme arzusunu gösteriyor. Ve bu sadeleştirmenin faturasını, tarih boyunca olduğu gibi, büyük ihtimalle yine en bölünmüş halk ödeyecek: Kürtler.

Barrack’ın çizgisini bilmeyen yok. Suriye’de Şam ile Kürt yönetimi arasında kurduğu denklem, Kürt tarafına “merkezle bütünleş, gerisini sonra konuşuruz” demekten ibaretti. Bu, diplomatik dille söylenmiş eski bir cümledir aslında: önce silahını bırak, sonra hakkını iste. Kürtlerin yüz yıllık hafızası bu cümlenin nasıl bittiğini bilir. Dolayısıyla Barrack’ın yeni ve geniş yetkisi, Kürtler için yeni bir tehdit değil; tanıdık bir denklemin daha büyük bir tahtaya yazılmasıdır.

Asıl mesele Barrack değil. Asıl mesele, Kürtlerin bu denklem karşısında dört parçada nasıl durduğudur.

Dört Parça, Tek Yanılgı

Kürt siyasetinin en eski yanılgısı, dört parçanın aynı anda aynı şeyi yapması gerektiğine inanmaktır. Oysa Başûr’un, Rojava’nın, Bakur’un ve Rojhilat’ın koşulları birbirine benzemez; benzememesi de bir kusur değildir. Kürtlerin gücü, dört parçayı tek bir orduya çevirmekte değil, dört farklı zemini birbirini tüketmeyecek şekilde yönetebilmekte yatıyor.

Bunun için önce şu kabul edilmeli: her parçanın kendi devletiyle kuracağı ilişki kendine özgüdür ve bir parçanın taktiği, diğerinin stratejisini sabote etmemelidir. Rojhilat’taki bir hareketin Tahran’la girdiği sürtüşme, Başûr’un Bağdat’la kurduğu kırılgan dengeyi yıkacaksa, burada bir akıl sorunu var demektir. Aynı şekilde Bakur’daki bir hesaplaşma, Rojava’nın varlığını tehlikeye atacak biçimde Ankara’yı fırsat veriyorsa bu politika değil, ortak sermayenin har vurulup harman savrulmasıdır.

Dört parçayı birbirine bağlayan şey ortak bir merkez komuta değil, ortak bir asgari müşterek olmalı: hiçbir parça, diğerinin kazanımını pazarlık masasında harcamayacak. Bu kadar. Bu basit ilke bile uygulansaydı, son kırk yılın pek çok kaybı yaşanmazdı.

Diplomasiyi Silaha Tercih Etmek

İkinci ilke daha da rahatsız edici olabilir: Kürtlerin elindeki en güçlü silah artık silah değil. Başûr’un Erbil’de kurduğu uluslararası temsil, havalimanları, konsolosluklar, enerji anlaşmaları ve diaspora ağları — bunlar bir tüfekten çok daha kalıcı kazanımlardır. Çünkü silah bir kez kullanılır ve karşı tarafa meşru bir bahane verir; diplomasi ise tekrar tekrar kullanılabilir ve karşı tarafı her seferinde masaya mahkûm eder.

Avrupa’daki, özellikle Fransa’daki Kürt diasporasının rolü tam burada başlıyor. Bir halkın davası, yalnızca dağlarda değil, parlamento koridorlarında, üniversite kürsülerinde, hukuk bürolarında ve kamuoyunun vicdanında da savunulur. Diaspora, dört parçanın hiçbirine ait olmadığı için aslında dördünün de elçisi olabilir — yeter ki kendini bir parçanın uzantısı değil, bütünün sesi olarak konumlandırsın.

Başûr’da Federal Yapı Nasıl Korunur?

Gelelim en somut soruya. Başûr’daki federal yapı, bugün Kürtlerin elindeki en büyük anayasal kazanımdır ve aynı zamanda en kırılgan olanıdır. Bu yapı dışarıdan bir tehditle değil, çoğu zaman içeriden aşınır.

Birincisi, federalizm ancak işleyen bir iç birlikle korunabilir. Erbil ile Süleymaniye arasındaki çekişme, Bağdat’ın federal yetkileri budamak için kullandığı en kolay koldur. İki yönetim merkezi her bölündüğünde, merkezî hükümet o boşluğa yerleşir. Bütçe, petrol gelirleri ve Peşmerge’nin birleştirilmesi gibi konularda iç bütünlük sağlanmadan, anayasal hakların Bağdat’tan savunulması mümkün değildir. Federalizmi koruyan şey, Erbil’in Bağdat’a karşı sertliği değil, Kürtlerin kendi içindeki tutarlılığıdır.

İkincisi, federal yapı yalnızca petrole yaslandığı sürece güvensizdir. Tek bir gelir kalemine bağlı bir özerklik, o kalem her dalgalandığında Bağdat’ın insafına kalır. Tarım, sınır ticareti, turizm, teknoloji ve diaspora yatırımları gibi alanlarda çeşitlenmeyen bir ekonomi, siyasi olarak da çeşitlenemez. Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi federalizm bir kâğıt parçasıdır.

Üçüncüsü, federalizm hukukla korunur, duyguyla değil. Irak Anayasası’nın 140. maddesi gibi tartışmalı bölgelerle ilgili hükümler, sokakta değil mahkemede ve müzakere masasında savunulduğunda anlam kazanır. Kürtlerin uluslararası hukuku, anayasal süreçleri ve diplomatik mekanizmaları sabırla kullanması, kısa vadede yavaş görünse de uzun vadede en sağlam zemini kurar.

Dördüncüsü ve belki en önemlisi: federal yapı, yalnızca Kürtlerin değil, bölgedeki diğer halkların da güvenliğini gözettiği ölçüde meşrudur. Türkmenlerin, Asurîlerin, Kildanîlerin ve Arapların kendilerini Başûr’da güvende hissettiği bir model, Bağdat’ın “Kürtler ayrılıkçıdır” propagandasını boşa çıkarır. Çok bileşenli, çoğulcu bir Kürdistan, tek renkli bir Kürdistan’dan çok daha güçlüdür — çünkü saldırılması çok daha zordur.

Sonuç: Aklın Sınavı

Barrack’ın ataması, Kürtler için bir kader değil, bir sınavdır. Washington bölgeyi sadeleştirmek istiyor; Kürtlerin görevi, bu sadeleştirmenin içinde ezilmemek için kendi karmaşıklığını bir zaafa değil, bir denge sanatına dönüştürmektir. Dört parça aynı anda aynı yöne koşmak zorunda değil; ama hiçbiri diğerinin sırtından da kazanmamalı. Başûr’daki federal yapı, dağlarda değil, kurumlarda, bütçelerde, mahkemelerde ve diaspora ağlarında korunacak.

Yüz yıldır Kürtlere hep “zamanı değil” dendi. Belki de artık öğrenilmesi gereken şey, zamanı beklemek değil, zamanı yönetmektir. Çünkü tarih, hazır olanı değil, sabırlı ve aklını kullananı ödüllendiriyor.

robinfirat7@gmail.com

İlginizi Çekebilir

Amed Mardin: Kazanımlar Tehlikede; Kürdistan’a Bir Uyarı
Mecit Zapsu: Duvarların Kıramadığı Halay

Öne Çıkanlar