Katledilişlerinin 33. yılında Buldan, Yıldırım ve Karay anıldı

GenelGündem
🔴JİTEM’in katlettiği Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın aileleri ile siyasetçiler İstanbul’daki anmada bir araya geldi.
 
Tuncer Bakırhan, “Bu arkadaşların tek suçları Kürt olmalarıydı. Binlerce yoldaşımız Kürt oldukları için katledildiler. Biz katilleri iyi tanıyoruz” dedi.

JİTEM tarafından katledilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay mezarları başında anıldı. Sürece dikkat çekilen anmada, onurlu barışın sağlanması için faillerin yargılanması gerektiği ifade edildi.

33 yıl önce, JİTEM tarafından kaçırılarak katledilen Kürt iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için İstanbul Avcılar Mezarlığında anma gerçekleştirildi.

İlke TV’nin haberine göre anmaya Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Barış Anneleri’nin yanı sıra çok sayıda kişi katılım sağladı.

Anmada ilk olarak konuşan Adnan Yıldırım kızı Leyla Yıldırım, kaybettirilen ve katledilenler için sonuna kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

Katledilenleri anan Meral Danış Beştaş, adaletsizliğin devam ettiğini ve faillerin halen korunduğunu söyledi. Sürece rağmen halen adaletin sağlanmadığını kaydeden Meral Danış Beştaş, “Katiller yargılanmadı. Bu ülkede devlet istemediği için hale kayıpları, faili meçhulleri konuşuyoruz. İsterse hiçbir suç cezasız kalmaz. Bugün sadece bir anma değil. Acının olduğu gün güzel bir kız doğdu (Zelal Buldan). İyi ki varsın demek istiyor ve doğum gününü kutluyorum” dedi.

Pervin Buldan: Faili suçları araştırma birimi her cinayeti araştırmalı

Pervin Buldan ise şunları söyledi:

“Onlar bize 3 şey bıraktı. Birincisi Zelal, ikincisi kanlı elbiseler, üçüncüsü onur. Yargılama yapılmadı! ‘Kurşunu atan da yiyende’ diyen Tansu Çiler yargılanmadı. Tuğlayı çekersem devlet yıkılır’, diyen Mehmet Ağır yargılanmadı. Aksine korunup kahraman ilan edildiler. Ve cinayet işlemeye devam ettiler. Binlerce faili belli, aklanan katilleri koruyan bir devlet var karşımızda. Adalet Bakanı bünyesinde açılan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı oluşturuldu. Bu birim her cinayeti araştırmalı. Geçmişte yaşanan cinayetleri de bu devletin çözme gibi bir sorumluluğu vardır. O yüzden Adalet Bakanlığı’ndan böyle bir talepte de bulunuyoruz. İçinde bulunduğumuz bir barış süreci var. Elbette bu onurlu bir barış olmalıdır. Bizim yıllardır babasının kemiklerini arayan Besna Tosun’a, Sırrı Süreyya Önder’e barış sözümüz var ama onurlu bir barış olmasını istiyoruz. Katillerin yargılandığı ve Hakikatleri Araştırma ve Yüzleşme Komisyonu ile olacağını söylüyorum.”

Bakırhan: Katliam emirlerini verenleri de iyi tanıyoruz

Tuncer Bakırhan, “Bu arkadaşların tek suçları Kürt olmalarıydı. Binlerce yoldaşımız Kürt oldukları için katledildiler. Biz katilleri iyi tanıyoruz. O karanlık dehlizlerde katliam emirlerini verenleri de iyi tanıyoruz. Yeter! 33 yıl geçti. Artık katillerden hesap sorun ve ailelerin gönülleri rahatlasın. Barış süreci bu katliamlarla yüzleşmektir, bunları yargı karşısına çıkarmaktır. Eğer böyle olmayacaksa bu barışa gerçek anlamda barışı tesis ettik diyemez. Hazır Adalet Bakanı Gülistan Doku dosyasına başlamışken, bu dosyaları da gün yüzüne çıkarmalı ve failleri göstermelidir. Binlerce faili meçhullerin ailelerin söz olsun failler bir gün mutlaka açığa çıkarılacak. Ve yargı karşısında gerçek bir yargılanmayla bu süreci kapatacağımızın sözünü veriyoruz. Ölen öldüğüyle kalsın biz de barışalım, böyle bir barış olmaz.

Kürt halkın süreçten beklediği faili meçhullerin gün yüzene çıkarılmasıdır. Bir daha bu ve benzeri cinayetlerin yaşanmaması için, bir daha Kürt’üm dediği için katledilmeyen bir ülke için hep birlikte mücadele edeceğiz. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ile Hacı Karay’a da bu sözü veriyoruz” dedi.

Okunan duaların ardından anma sona erdi.

Bir dönemin travması: Faili meçhul cinayetler 

Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü.

Buldan ve arkadaşlarının cesetleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. İşkence yapıldığı, vücudunda yanık izleri görüldüğü, derisinin soyulduğu, göğsüne ve başına kurşun sıkıldığı otopsi raporu ile belgelendi.

Buldan, Karay ve Yıldırım, sabah 04.30 sıralarında otelden ayrılacakları sırada kapıda önleri 7-8 kişi tarafından kesildi. Ellerinde silahları ve telsizleri, üzerlerinde ise olan kurşun geçirmez yelekleri olan bu kişiler, bu 3 insanı zorla bindirildikleri üç arabayla kaçırdı. Bu haberi almaları üzerine resmi makamların kapısını çalıp, olayı kamuoyuna duyuran yakınlarının ayaklarının götürdüğü yerlerden biri Sapanca-Hendek-Bolu hattıydı.

Nedeni ise son birkaç ay içerisinde işlenen Behçet Cantürk ile şoförlüğünü yapan yeğeni Recep Kuzucu (14 Ocak), Avukat Yusuf Ekinci (25 Şubat), Fevzi Aslan ve yeğeni Salih Aslan (28 Mart) ile Yüksekovalı bürokrat, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan (9 Mayıs) cinayetleriydi. Bu isimlerin de ortak noktası Kürt olmalarıydı.

Bu cinayetlerin öncesinde dönemin Başbakanı Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te yaptığı bir konuşmada, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

İtiraflar: Failler ‘meçhul’ mü?

Cinayetler, diğer faili meçhul cinayetlerle birlikte Susurluk Davası’nda söz konusu edildi. Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ifade sonrası İstanbul ve Bolu-Adapazarı-Sapanca üçgeninde cinayete ilişkin keşifler yapıldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2004 yılında, yeterli soruşturma yapılmadığı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşama hakkıyla ilgili 2’inci maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Ayhan Çarkın’ın aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında, Savaş Buldan, Behçet Cantürk, Namık Erdoğan gibi isimlerin de öldürüldüğü faili meçhul cinayetler hakkında “cürüm işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyeti çerçevesinde adam öldürmek” gerekçesiyle hapis cezası istenen bir dava açıldı.

Millî İstihbarat Teşkilatı Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür davada verdiği ifadede, “Bütün eylemlerin MGK’den çıkan kararlar ile MİT’e geldiğini ve öldürmelerin de bu çerçevede yapıldığını” belirtti.

Eymür ifadesinde, MİT haber elemanı Tarık Ümit’in Savaş Buldan’ı Yeşilyurt Çınar Oteli’nden aldığını, Buldan’ın Düzce’de infaz edildiği yere götürdüğünü ve bizzat Ümit’in infaz ettiğini dile getirdi.

Ümit’in işlediği bu ve diğer cinayetleri adli makamlara neden intikal ettirmediği sorulduğunda Eymür, “Ama devlet adına yaptığını söyledi” demekle yetindi.

Mehmet Ağar da benzer şekilde “Devlet için 1000 operasyon yaptık” diye konuşmuştu.

1990’dan sonra yıl yıl artan cinayetler ve JİTEM

1990 ve 1991 yıllarında 42 olan faili meçhul cinayet sayısı 1992’ye gelindiğinde 210’a çıkmıştı. 1993 yılı boyunca ise 510’a yükseldi. Bu, o güne kadar tespit edilen en yüksek sayıda faili meçhul cinayetti. Bu cinayetlerle Kürt halkının toplumsal belleğine travmatik bir biçimde yerleşen ‘Beyaz Toros’ ise, ağırlıkla hayatını kaybeden insanları kaçırılmasında kullanılıyordu.

Cinayetlere kurban gidenler farklı profillere sahipti: İşçi, esnaf, seyyar satıcı, öğretmen, imam, ev kadını, siyasetçi, asker, öğrenci, gazeteci, şoför, iş insanı, çiftçi… Aradan geçen yıllara rağmen, 1993 karanlığına gömülen yüzlerce insanın faili bulunamadı ve davalar tek tek düştü.

Zamanaşımı nedeniyle düşürülen dosyalardan biri, 1992 yılında öldürülen Kürt yazar Musa Anter cinayeti dosyasıydı. 2022’de dolan 30 yılın ardından düşürülen dosyada, aradan geçen yıllara rağmen hiçbir ilerleme kaydedilemedi. 2023 yılı içinde, 1993 yılında işlenen ancak faili meçhul kalan dosyalar da tek tek düştü.

Gazeteci-yazar, Kürt düşünür Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Kültür-Sanat Festivali için bulunduğu Diyarbakır’da festivale katıldı, kitaplarını imzaladı ve akşam saatlerinde silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti.

Abdülkadir Aygan, 2004’te “İtirafçı Bir JİTEM’ci Anlattı” adlı kitabında Anter cinayetiyle ilgili Binbaşı Ahmet Cem Ersever, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Mustafa Deniz, “Hogir” kod adlı Cemil Işık, Suriye İstihbarat Örgütü El Muhaberat’ın eski elemanı Neval Boz, JİTEM Telsiz Kumanda Merkezi’nde görevli Ali Ozansoy, JİTEM Tim Komutanı Savaş Gevrekçi ve Şırnaklı Hamit’in adını verdi.

JİTEM’in adı, o yıllardaki benzer faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi, Demokrasi Partisi (DEP) Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın 4 Eylül 1993’te öldürülmesiyle de gündeme gelmişti.

Açılan davada müdahil avukatlar Susurluk raporunu hazırlayan bürokrat Kutlu Savaş’ın dinlenmesini istedi.

Kutlu Savaş, Mesut Yılmaz’a ilettiği Susurluk raporunda, 1994’te Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muhsin Gül’ün verdiği ifadelerde “Batman’da milletvekili Sincar’ı, Alaattin Kanat, Mesut Mehmetoğlu, İsmail Yeşilmen ve Yeşil kod Ahmet Demir’in birlikte planlayıp öldürdüklerini söylediğini” yazmıştı.

Raporda Ahmet Demir adıyla geçen kişi, Yeşil kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım’dı. Sincar, Habip Kılıç’ın öldürülmesini araştırmak için Batman’a gitmişti. Öldürülmesinin ardından, eşi Cihan Sincar, milletvekilinin havaalanındaki polis aracında ve Emniyet Müdürlüğü’nde Alaattin  Kanat’la karşılaştığını anlattı.

/Kaynak: İlke TV/

İlginizi Çekebilir

Amedspor’da sportif direktörlük görevine Serkan Reçber getirildi
Hindistan’da çıkan yangında 21 kişi hayatını kaybetti

Öne Çıkanlar