Halk Savunma Merkezi(HSM) Komutanlığı Üyesi Murat Karayılan, ”Kürt sorununun çözümü için her şeyden önce her iki tarafın da zihniyetinin değişmesi gerekir.” dedi. Karayılan, demokratik çözüm için ‘Öcalan’ın özgür olması, Kürt varlığının yasallaşması ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması gerektiğini aksi durumda sürecin gelişmeyeceğini” belirtti.
Karayılan, ”Biz değişimi gerçekleştirdik; çözüm paradigmasında dönüşüm gerçekleştirmişiz. Bunu açık söylüyoruz: Bu çerçevede diyalog yoluyla çözüme gidebiliriz. Devlet tarafı da diyor “çözüme gidelim”, fakat fikirleri veya zihniyetleri önceki gibidir. Hala inkar-imha zihniyeti söz konusudur. Çok açıktır ki, inkar-imha zihniyetiyle demokratik çözüm olmaz.” ifadelerini kullandı.
Öncelikle Abdullah Öcalan’ın statüsünün netlik kazanması gerektiğini belirten Karayılan, ”Önder Apo baş müzakerecidir. Kürt sorununun çözümünün birinci muhataptır. Statüsü budur. Kürt halkının temsilcisidir. Bu nedenle Kürt halkı ile Türk devleti arasında barışın gerçekleşmesi, halkların kardeşliğinin gelişmesi için, ilk sırada Önder Apo’nun özgür olması gerektiğini” ifade etti.
”Kürt halkının sözlü olarak kabul edildiği gibi yazılı olarak da Cumhuriyet’in yasalarına girmesi gerekir” diyen Karayılan şöyle devam etti:
” Kürt halkının varlığı yasallaşmalı. Şu anda yasa dışındadır, Türkiye yasalarında Kürt yoktur. Madem çözüm geliştirmek, barışı gerçekleştirmek istiyorsak Kürtler yasallaştırılmalı. Bundan daha meşru ne var? İkincisi de budur.
Eğer bunları yerine getirirlerse ve bu temelde gerilla için demokratik entegrasyon yasası çıkarsa, gerilla bunun üzerinde duracaktır. O zaman süreç gelişecektir. Bunun dışında süreç gelişmez. Herkes bu hakikati görmeli.Ancak böyle olmazsa, dar olursa, sadece ve sadece silah bırakmaya dayalı olursa bu kabul edilmeyecektir. Bu, süreci geliştirmeyecektir.
ANF‘nin haberine göre Murat Karayılan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
*Kürt sorununun çözümü için her şeyden önce her iki tarafın da zihniyetinin değişmesi gerekir. Biz değişimi gerçekleştirdik; çözüm paradigmasında dönüşüm gerçekleştirmişiz. Bunu açık söylüyoruz: Bu çerçevede diyalog yoluyla çözüme gidebiliriz. Devlet tarafı da diyor “çözüme gidelim”, fakat fikirleri veya zihniyetleri önceki gibidir. Hala inkar-imha zihniyeti söz konusudur. Çok açıktır ki, inkar-imha zihniyetiyle demokratik çözüm olmaz. Çözümün gelişmesi için Türk devletinde de zihniyet değişimi olması gerekir.
*Kürt halkı, kendisi açısından bir tehlike olarak görmemesi, düşman olarak görmemesi için, Kürt halkıyla diyalog yoluyla çözüme gitmek için Kürt halkını yok saymasınlar, varlık olarak tanısınlar. Onlarda böyle bir değişim olursa, bir çözüm kendileriyle tartışılabilir. Bu zihniyetlerini değiştirmezlerse çözümün gelişmesi zordur. Bu nedenle bu sürecin başında “Bu süreç, mücadele sürecidir” dedi. Yani değişim için mücadele etmeliyiz, zihniyet değişsin diye.
*Gerçekten Önder Apo şimdi İmralı zindanında, bu görüşmelerde, bu diyaloglarda çok büyük bir çaba gösteriyor. Çok önemli bir mücadele sergiliyor. Önder Apo, “Ben Kürtler için bir yer yapmak istiyorum” diyor. Şimdi bu devlet, Kürtleri inkar ediyor. Türkiye dışındaki Kürtleri de kendisi için tehlike görüyor. Devlet, bu zihniyetini değiştirirse, Kürtleri yasal olarak kabul ederse, Türkiye dışındaki Kürtlerin kazanımları üzerindeki tehlikeler de ortadan kalkar.
”Sadece ‘gerilla silah bıraksın’ demekle olmaz”
*Sadece gerillanın silah bırakmasına dönük bir yasa çıkarmaları mümkün; bu kendi başına yetmez tabii. Çerçeve yasa, geneli kapsamalı. Her şeyden önce Önder Apo’nun durumu Türkiye’de de tartışıldı; Devlet Bahçeli kendisi “Barış ve siyasallaşma koordinatörü olmalı” dedi. “Yol haritası” diye isimlendirdiği bir sonraki açıklamasında değerlendirmelerini biraz geriye çekti ama ilk açıklaması ““Barış ve siyasallaşma koordinatörü olsun” şeklindeydi. Bu tartışma oldu. Çok belli ki, Önder Apo zindanda kalsa bu süreç gelişmez. PKK’nin 12. Kongresi’nde aldığımız karar da bu çerçevededir.
*Biz “silah bırakacağız” demedik. Biz “Silahlı mücadele stratejisini durduruyoruz” dedik. Silah bırakmak için Önder Apo’nun kendisinin bu süreci geliştirmesi gerekiyor. Başka bir deyişle özgür olmalı. Kararlarda bu var. Şimdi kendilerini bundan sıyırmak istiyorlar, “gerilla silah bıraksın” diyorlar. Böyle olmaz.
Bu iş sıradan bir iş değildir; temel bir yasa gerekiyor. Öncelikle Önder Apo’nun statüsü netlik kazanmalı. Önder Apo baş müzakerecidir. Kürt sorununun çözümünün birinci muhataptır. Statüsü budur. Kürt halkının temsilcisidir. Bu nedenle Kürt halkı ile Türk devleti arasında barışın gerçekleşmesi, halkların kardeşliğinin gelişmesi için, ilk sırada Önder Apo’nun özgür olması gerekir.
”Kürt varlığı yasallaşmalı’
*İkincisi; Kürt halkının sözlü olarak kabul edildiği gibi yazılı olarak da Cumhuriyet’in yasalarına girmesi gerekir. Kürt halkının varlığı yasallaşmalı. Şu anda yasa dışındadır, Türkiye yasalarında Kürt yoktur. Madem çözüm geliştirmek, barışı gerçekleştirmek istiyorsak Kürtler yasallaştırılmalı. Bundan daha meşru ne var? İkincisi de budur.
Eğer bunları yerine getirirlerse ve bu temelde gerilla için demokratik entegrasyon yasası çıkarsa, gerilla bunun üzerinde duracaktır. O zaman süreç gelişecektir. Bunun dışında süreç gelişmez. Herkes bu hakikati görmeli.
Kürdistan Özgürlük Gerillası, kendisini Türk devletine kabul ettirmek için gerilla olmadı; bazı kutsal amaçlar için, Kürt halkının varlığı, Kürt halkının hakları için gerilla oldu. Bu hususlarda adım atılmadıkça, yasal adımlar atılmadıkça gerilla silah bırakmaz. Herkes bu hakikati bilmeli.
Bu çerçevede süreç yürüyor. Ay içerisinde bakmamız gerekir; kabul edilen yasa acaba nasıl bir yasa olacak. Gündeme getirip getirmeyecekleri bile belli değil. Gündeme koyarlarsa eğer, acaba içeriği ne olacak? Bunu görmeliyiz. Eğer içerik çözüm odaklıysa; yani saydığımız o üç hususu içeriyorsa üzerinde durulabilir. O zaman sürecin önü açılabilir. Ancak böyle olmazsa, dar olursa, sadece ve sadece silah bırakmaya dayalı olursa bu kabul edilmeyecektir. Bu, süreci geliştirmeyecektir.”
”İkinci bir Lozan yaşamamak için sürece olağanüstü yaklaşmalıyız”
*Dört parça Kürdistan’a bakıldığında, bölgedeki gelişmeler değerlendirildiğinde; içerisinde geçtiğimiz sürecin öyle sıradan, kolay bir süreç olmadığını görürüz. Bu süreç, olağanüstü bir süreçtir. Bunu görmemiz gerekir. Kürdistan’ı inkar eden sistemler şu anda tartışmadadır. Değişim ihtimali söz konusudur. Değişim olursa Kürtlere yer verilecek mi verilmeyecek mi?
*İşte bu belirsizdir. Biliyoruz ki birçok taraf, yeni dizaynda da ikinci bir Lozan’ı dayatma çabasında. İşte ikinci Lozan’ın gerçekleşmemesi için, Kürt halkının da bu topraklarda doğal bir hak olarak özgür yaşaması ve yerini alması için bizim de olağanüstü bir tarzla yaklaşmamız gerekir.
‘Kesinlikle ulusal birlik sağlanmalı”
*Bunun karşısında iki noktada dönem görevlerini dile getirebiliriz. Birincisi, siyasi görevlerdir. Başka bir deyişle, bütün siyasi kesimler bu hakikati, bu olağanüstü durumu görmeli ve kesinlikle ulusal birliği sağlamalı. Çok üst aşamada sağlanmasa da ortak bir Kürt stratejisi olmalı. Şu anda ulusal bir konferansın düzenlenmesi hedefleniyor; bu çok önemlidir. KNK 24. Genel Kurulu da bu şeye işaret etti. Onlar da böyle bir konferansın gerçekleşmesi için çabalıyor. Birçok kesim bunu dile getiriyor ancak önemli olan bunu hayata geçirmektir.
*Öte yandan bazı belgeler hazırlanmalı. Ortak Kürt stratejisinin yanı sıra Kürtlerin birbirlerine karşı silah kullanmamasına, birbirlerine karşı ajanlık da yapmamasına dair bir belge. Sadece birbirlerine karşı silah kullanmamak değil, aynı zamanda ajanlık da yapmasın. Hiçbir Kürt, Kürt’ün yaşamına zarar vermemeli. Herkesin imzaladığı böyle bir belge gerekir. Bu önemli ve stratejik bir dönemde Kürt halkı böyle bir adım atmalı.












