Eren Keskin: Gülistan Doku’nun failleri iktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı

🔴Şüpheli kadın ölümlerinin arkasındaki eril yapıya dikkat çeken Eren Keskin, “Bütün kadın cinayetlerinin politik olduğu ortada. Gülistan Doku meselesi neden ortaya çıktı; iktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı” dedi.

Gülistan Doku dosyasında 6 yılın ardından yaşanın gelişmeler, iktidarın cezasızlık politikası ile yargının bağımsızlığını bir kez daha gündeme getirdi. Aradan geçen sürede soruşturmada bir arpa boyu yol dahi alınmamasının nedenlerinden biri olarak eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel öne çıkıyor. Dosya kapsamında oğlu da gözaltına alınan Sonel, başından itibaren süreci yönlendiren kişi oldu. Gülistan Doku olayında yaşananlar ise, benzer şekilde kamuoyunun gündeminden düşmeyen Rojîn Kabaiş, Rabi Naz Vatan, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman ve İpek Er’in dosyalarına gözleri çevirdi. 

 Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Kutlu, İHD Merkez Yürütme Kurulu üyesi avukat ve aktivist Eren Keskin ile konuyu konuştu.

ERKEK EGEMEN BAKIŞ AÇISI 

Ülkedeki yargı sisteminin erkek egemen akla sahip olduğunu belirten Eren Keskin, “Türkiye’de yargı son derece erkek egemen bir akla sahip. Devlet güçlerinden birinin ya da siyasi iradeye yakın olan bir kişinin fail olabileceği davalarda genellikle büyük bir cezasızlık söz konusu” diye belirtti. Geçmişten günümüze iktidar ya da devletten birinin fail olduğunda korunmaya alındığını söyleyen Eren Keskin, “Örneğin Nadira Kadirova, AKP’li eski vekil Şirin Ünal’ın evinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Bu dosya son derece açık bir dosya ve bize göre suç unsurları açısından en azından şüphelinin yargılanmasını gerektiren bir dosya, tutuklanmayı bırakın en azından adli kontrolle yargılanması gerektiren bir dosya” ifadelerini kullandı. 

 ‘DEVLET YAPIYI SÜRDÜRÜYOR’

 Devlet politikalarıyla erkek egemen anlayışın devam ettirildiğinin altını çizen Eren Keskin, “Söz konusu anlayış devam ettiği sürece, devlete yakın faillerin dosyaları aydınlatamaz. Rabia Naz Vatan ve Rojîn Kabaiş dosyaları da böyle. Rojîn Kabaiş son derece şüpheli bir şekilde kaybolduktan sonra cenazesi bulunan genç bir kadın ama bütün bunların hepsi şüpheli ölüm. Coğrafyamızda zaten yoğun bir şekilde kadın cinayetleri işleniyor ve kadın cinayetlerinden fazla şüpheli kadın ölümleri var. “Şüpheli kadın ölümleri’ dediğimiz bütün ölümler de kadın cinayetleridir. O nedenle yargıya hakim olan bu erkek egemen akıl cezasızlık politikasını sürdürüyor. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti devletinin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesiyle kendisini çok net bir şekilde gösterdi. Kaldı ki 2025 yılı hepimizin bildiği gibi ‘Aile Yılı’ ilan edildi ancak kadınlar en çok aile içinde öldürüldü. Yani ailenin, erkek egemen anlayışın tartışılmasını asla istemiyorlar. Ailenin, erkek egemen ve baskıcı yapısıyla kalmasını istiyorlar. Bütün bu cinayetleri de bu doğrultuda düşünmek gerekiyor. Bu yüzden ‘kadın cinayetleri politiktir’ diyoruz. Bütün kadın cinayetlerinin politik olduğu ortada ve bu erkek egemen feodal ve militarist, İstanbul Sözleşmesi’nden rahatsız olan akıl devam ettiği sürece maalesef bu tür davalar da zor aydınlatılır” diye belirtti. 

‘GİZLİLİK KARARI FAİLİ KORUYOR’

Failin devletle ilişkili olma ihtimalinin olduğu dosyalara hızlı bir şekilde gizlilik kararı getirildiğine işaret eden Eren Keskin, “Gizlilik kararları bir kere savunma hakkını tamamen ortadan kaldıran kararlardır. Gizlilik kararıyla mağdurun ya da ölenin avukatı hiçbir şekilde dosyaya erişemiyor. Ancak çok ilginç bir şekilde bazı basın organları ulaşabiliyorlar. Mesela akşamları TGRT’yi açıp baktığımda avukatların ulaşamadığı dosyalardaki ifadelerin okunduğunu görebiliyorum, milyonlarca insan da görebiliyor” dedi. Gizlilik kararlarıyla savunmanın dava dışına itildiğini vurgulayan Eren Keskin, “Savunmanın bu kadar yargının dışına itildiği davalarda bilgi kaçırılıyor, delil değiştiriliyor demektir. Kaldı ki bu dosyalarda böyle oluyor, şimdi örnek vereyim. Gülistan Doku dosyasında bunu gördük, herkes şok oldu ama biz zaten böyle olduğunu biliyorduk. Gülistan Doku’nun kaybettirilmesinde belki de katledilmesinde, Dêrsim’deki en büyük mülki idari amirinin olayın tam da ortasında olduğu ortaya çıktı. Anlatmak istediğimiz tam da bu Gülistan Doku dosyasında var. Neden gizlilik kararı konuluyor? Bu gizlilik kararını koyan akıl, bu dosyadaki gerçeği biliyor çünkü. Bunun konuşulmasını istemediği için gizlilik kararını koyuyor. Tam tersine delillerinin tartışılabilmesi ve hukukun genel kuralları içinde kamuoyuna açık olması gerekiyor. O nedenle bence her gizlilik kararı bir yandan faili koruyan bir karar haline geliyor” diye belirtti. 

 ‘DEVLET POLİTİKASININ ÖZETİ’

2011 yılında dönemin Siirt Valisi’nin, “dağa çıkacaklarına, taş atacaklarına fuhuş yapsınlar” sözlerini hatırlatan Eren Keskin, “Vali, sözleriyle devletin amacını özetlemişti. Devlet güçlerinin cinsel işkencesine uğrayan kadınlar için hukuk bürosu kuruldu. 1997’den beri devlet güçleri tarafından cinsel işkenceye uğrayan kadınlara avukatlık yapan bir hukuk büromuz var. Bu büroyu oluşturmamızdaki en büyük sebep de Kürdistan’daki savaştı. Çünkü her savaş ve çatışma alanında maalesef kadın bedeni bir savaş ganimeti olarak görülüyor. Önce kadınlara saldırıyorlar, bu Kürdistan’da böyle oldu. Binlerce kadın gözaltında cinsel işkenceye maruz bırakıldı. Sadece konuşturabilmek için ya da sadece orada yaşayan insanlara zarar vermek, onurlarını, umutlarını kırmak için kadınlara saldırdılar. Böyle bir çalışma başlattık, bu bütün çatışma bölgelerinde yaşanan, dünyanın her yerinde yaşanan korkunç bir gerçek maalesef bizim coğrafyamızda da çok yoğun bir şekilde yaşandı.  Bir dönem Batman ‘intiharlar’ şehri olarak anılırdı, çok kadın intihar etti” ifadelerini kullandı.

 ‘BİLİNÇLİ BİR POLİTİKA’

 Yürütülen politikaların sadece fuhuş ile sınırlı olmadığının altını çizen Eren Keskin, şöyle devam etti: “Uyuşturucu da aynı biçimde bir politika olarak yürütüldü.  Bugün ünlülere operasyon yapıyorlar. Büyük gösterilerle insanların resmen hayatlarıyla oynuyorlar, itibar suikastı yapıyorlar. Başka taraflardaki uyuşturucu meselelerini gizliyorlar ama. Bu coğrafyada özellikle Kürdistan’da her sokak başında küçücük çocuklara uyuşturucu satılıyor ve bunu herkes biliyor. Bölgede nereye gidersek gidelim birinci şikayet konusu uyuşturucu. 9 yaşındaki çocuklar bile uyuşturucu kullanıyor. Bu bir devlet politikası ve bunu zaten devletten habersiz ya da oradaki polis teşkilatından habersiz kimse yapamaz. Bu mümkün değil. Küçücük yerde nasıl rahat rahat uyuşturucu satılacak? Fuhuş da aynı şekilde. Gencecik kızlar özellikle bu alana sevk ediliyor. Kapitalizm öyle bir şey ki herkes özendiriliyor hayat konusunda, giyim kuşam konusunda, estetik konusunda. Mesela Kürdistan’ın her yerinde inanılmaz estetik merkezleri açılmış durumda. Bunlar 10 yıl önce yoktu. Bunların hepsi belirli bir politika sonucu olan şeyler. Bu bir sorun ve bu sorunun mutlaka tartışılması gerekiyor. 

 Yürütülen bu politikalar toplumda şiddet olaylarına neden oluyor. Birkaç gün önce Maraş’ta bir okulda katliam oldu, öncesinde Urfa’da bir saldırı oldu. Küçücük çocuklara televizyon dizileriyle öğretiliyor. Bugün hangi televizyon dizisini açarsanız açın, şiddetin, silahın, mafyanın özendirildiğini görüyorsunuz. Bu bir devlet politikası, en çok izlenen diziler mafya dizileri bu çok tuhaf değil mi? Bütün çocuklar bu dizilere özendiriliyor, bir dolu çete var. Peki bu çetelerdeki büyük çoğunluğun Kürt çocukları olduğunu biliyorlar mı? Bilmiyorlar, 14-15 yaşındaki çocuklar bu çetelere dahil oluyorlar çünkü onların başka taraflara gitmeleri engelleniyor ve siyaset içinde mücadele etmesinler diye bu alana özendiriliyor bu çocuklar. Bunların hepsinin devlet politikası olduğunu düşünüyorum.

 ‘İKTİDAR İÇİNDEKİ GÜÇ SAVAŞI’

 Bazı dosyalar en başından ‘intihar’ denilerek çarpıtıldı. Çünkü ‘intihar’ demek, ‘ölen karar verdi ve öldü. Tartışmayın artık’ demektir. Bu algı yaratılmak isteniyor. Gülistan Doku meselesinde bunun ‘intihar’ olmadığı çok net bir şekilde ortaya çıktı. Peki, 7 yıl mı beklemek gerekiyordu ortaya çıkması için? Neden ortaya çıktı onu da konuşalım. İktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı. Bu iktidar savaşları olmasıydı yine ortaya çıkmayacaktı? Bir ailenin 7 yıl boyunca acı çekmesine neden oldular. O aile eminim Kürdistan’da yaşayan bir aile olmasaydı bu sonuç ortaya çıkmayacaktı çünkü o aile mücadele yolunu biliyor. Çok benzerlerini kendi coğrafyalarında yaşamışlar, mücadeleyi devam ettirdiler. Büyük bir kadın dayanışması örgütlendi. Bunların büyük bir payı var. Umarım Gülistan Doku olayı herkese büyük bir örnek olur. Öyle her kadın cinayetini ‘intihar’ deyip geçemezler. Her ‘intihar’ denilen olayın aslında cinayet olabileceği fikri tartışmaya başlar umarım.” 

İlginizi Çekebilir

Gizli tanık konuştu: Gülistan Doku’nun ölümüne dair yeni iddia
İran limanlarında abluka etkisi: 21 gemi geri döndü

Öne Çıkanlar