Acının içinde yaşarım ben…
Yakılmış köylerin dumanlarından yükselen acıydım. Yerde sürüklenen ve günlerce öyle bırakılan cenaze bendim. Sorgusuz sualsiz tutuklanan, dar sokaklarda gün ortasında vurulan da bendim.
O yıllar alev alev yanan, yakan zamanlardı. İşgal edilmiş bir yurdun, susturulmuş bir dilin acısıydım.
O acı yıllarca içimde büyüdü. Acı sessiz gelmedi; kırlangıç fırtınasına tutulur gibi savruldum.
Gidenlerdi içimi kanatan. Kayıplardı.
Acının insanın ruhuna nasıl çöktüğünü o zaman öğrendim. Ömrümü adadığım yol önümdeydi hâlâ. Ama gidenler yalnızca eksiltmedi; yönümü de değiştirdi.
Önce içimdeki o ince teller yavaş yavaş erimeye başladı. Sonra, vefanın yitip gittiği sevgisiz zamanlardan geçtim.
Ardından Ahmet abinin yokluğu düştü; yaprak dökümü gibi…
İnsan tam toparlandığını sanırken hayat yeniden aynı yerden vuruyor. O yıl Haziran geldi. Ahmed Arif Aralık için “Sevmem, netameli aydır.” demişti.
Ben bu sözü Hafız Akdemir’i kaybettiğimden beri Haziran için söylüyorum.
7 Haziran’da Delal’i vurdular. Dağların sesi eksildi o gün. Tam da o gün kapanmayan bir boşluk açıldı. Geri çekilmeyi bilmeyen insanlardandı. Toprağına emeğini, halkına ömrünü vermişti. Acı bazen insanın bıraktığını sandığı yere yeniden dönüyor. Hayat aynı günü bir kez daha seçti. Bu kez sıra annemin yokluğundaydı. Bana dilini öğreten, sevdiren annemin sesi…
İyi insan olmayı öğreten o sert ve asil sabrı… Asla unutamayacağım o güzel yüzü… Bazı tarihler insanın alnına yazılıyor. Silinmiyor. Aradan yıllar geçse de kaybolmuyor.
Ben o günden beri zamanın ilerlemediği bir yerdeyim. Dışarıda hayat sürüp gidiyor. Akşam oluyor, sokaklardan insanlar geçiyor. Bir yerlerde çocuk sesleri yükseliyor. Ama benim içimde bir şey hep aynı yerde kaldı: Bir kapının eşiğinde. Bir haberin geldiği anda. Bir sesin ansızın kesildiği o yerde.
Hayat bir şekliyle devam ediyor ama eksilen yer hiç kapanmıyor…Açılan boşluk bir daha dolmuyor.
Bazı yaralar ses çıkarmaz. İnsan onları yıllarca taşır. Bazen bir şarkıda, bir kokuda, birlikte oturulmuş bir koltukta yeniden karşına çıkar. Tutamadığım her yas içimde ağır bir taşa dönüştü.
Belki kimse fark etmedi ama insan bazen sessizce kayboluyor. “Yıllar geçti,” diyorlar. Belki dışarıda geçmiştir. Ama benim içimde zaman, ilk kırılmanın yaşandığı o saniyeye hâlâ zincirli.
Ben en çok Delal’in bakışlarında kaldım. Onun onurlu, tavizsiz, sert ama direngen yaşamında. Ben en çok annemle yaşayamadığım yıllarda kaldım.
Annemin ellerinin sıcaklığında, gözlerinden süzülen yaşlarda. Ben orada kaldım: Delal’in ardından. Annemin ardından. İnsan en çok da “Bir daha göremeyeceğim,” dediği yerde çöküyor.
Şimdi bazı geceler sessizce oturup geçmişe bakıyorum. Dönecekler diye değil… İnsan bazen sadece bir sesi unutmamaya çalışıyor. Ben yönünü o gecede kaybedenim.
Şimdi, tutamadığım yasın içinde yaşıyorum.












