Mızraklı: İlk ziyaret edeceğim yer mezarlıklar, partim ve Barış Analarımız olacak

GündemSöyleşi

Tutsak Kürt siyasetçi, önceki dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Mızraklı, ”Bizleri umutlandıran, yaşamayı değerli kılan paylaşımdır, iyi günde de zor günde de birlikteliktir. Bunları özledim. İlk olarak ziyaret edeceğim yer mezarlıklar, partim ve Barış Analarımız olacak.” dedi.

Yeni Özgür Politika’dan Gülcan Dereli , Mızraklı ile siyasi gelişmeleri, cezaevi günlerini ve özlemlerini konuştu.

Röportajın tamamı şöyle:

Kendisi yeminli bir hekim. Tek derdi hayat kurtarmak olanlardan… Hayat kurtarmanın sadece hastanelerde değil siyasette de mümkün olduğu göstermek için Kurdistan’ın kalbi Amed’de kolları sıvamış, halkına derman olmak istemişti. Halk kayyum belasından kendi iradesini ortaya koyarak kurtulmuş ve Hülya Alökmen Uyanık ile Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’yı seçmişti. Eşbaşkanlar da halktan çalınanı onların hizmetine sunmak için kolları sıvamıştı ki bir kez daha kayyum atanması gecikmedi. 2019 seçimlerinden 5 ay sonra Eşbaşkanların yerine kayyum atandı ve aynı gün sabaha karşı evlerine yapılan baskınla gözaltına alınıp tutsak edildiler. Mızraklı hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verildi. Şimdi Edirne F Tipi Cezaevi’nde Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş ile birlikte kalıyor. Mızraklı’ya Colemêrg (Hakkari) Belediyesi’ne kayyum atanmasını, devletin kayyum politikasını, Amed Büyükşehir Belediyesi’ne kayyumların bıraktığı borçları, cezaevindeki günlerini, özlemlerini, hayallerini ve daha birçok soru yönelttik.                 

3 Haziran’dan bu yana da birçok merkezde kayyuma karşı direniş eylemleri yapılıyor. Kayyum atamanın siyasi hedefi nedir? Çünkü ne kadar kayyum atansa da halkın tutumu değişmiyor, her seferinde kayyum sandığa gömülüyor. Peki halkın rızası alınamayacağına göre hedef ne?

Hepimizin ilk önce şuna ikna olması lazım. Mevcut merkeziyetçi devlet rejimi ürkek ve kırılgandır. Kuruluşundan beri güvenlik ve tehdit algıları her düzeydeki politikalarına ve yasalarına yansımış. Tabiri caizse III. Selim, II. Mahmut, döneminden ittihatçılara kadar bocalamış ama 1910’lu yıllarda Trablus ve Balkan sendromları ile paranoya zirve yapmış, çare olarak devleti derinleştirmeyi icat etmişler, bir türlü de hukukla, hukuka bağlılıkla da araları iyi olmamış. Sistem olarak varlığını ancak özgürlükleri askıya alarak tesis edebileceğini düşünecek kadar da embesiller var. Zira kurulan devlet biçimi coğrafyanın tarihsel, kültürel, etnik, inançsal yapısı ile organik değildir. Bu sentetik hal de ancak olağanüstülüklerle, sıkıyönetimlerle kısacası zor unsuru ile sürdürülebilirdir. Tarihten bildiğiniz gibi Cumhuriyetin ilk 30 yılı boyunca da yine kayyum rejimi, ardından eşraf, ayan, aşiretten rejime yedekli kesimlerle temsiliyet mevkileri kotarılıyor. 12 Eylül silindirinden sonra 90’lı yıllarla beraber Kürt demokratik politik etkisinin artması ve 99 yılı ile beraber bölgede yerel yönetimlerde yerini alması tayin edici ve dönüştürücü etkilere sahiptir.

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde 102 yerleşim yerinde BDP’nin seçimleri alması, Rojava’daki gelişmeler, devam eden Çözüm Süreci’ne rağmen, çelik çekirdeği yeni stratejik bir programa sevk etti. Hele hele 7 Haziran sonuçları 102’nin 152’ye çıkacağını, yüzde 10 barajlarının kar etmediğini Türkiye’nin genelinden aldığı oylarla beraber HDP’nin merkezi yönetimde söz sahibi olduğunu-olacağını gösterdi. Artık bu yükselişi engellemek için kodlarında olduğu aşikar olan hukuk dışılık, gayri-nizamilik kendince zorunlu oldu. Zaten faulsüz oynamayı bilmeyen bir futbol takımı gibiler deyim yerindeyse, zirveye taşıdılar. Ulusal hukuk, uluslararası hukuk, sözleşmeler hak getire. Daha önce adeta kutsal metin gibi olan Anayasa, kurum olarak Anayasa Mahkemesi, ne var ne yoksa puç edildi. Niye? Kürt bahtiyar olmasın diye. Tabi bu arada sanılmasın ki Türk bahtiyar oluyor. Sadece itiraz etmediği sürecin sonucuna katlanıyor. Geleceksizlik, umut yoksunluğu, sefalet, eşitsizlik, kayırmacılık, değer ve erdem yitimi gibi.

Kayyum atamanın siyasi hedefi nedir? Keşke sadece siyasi hedefi olsaydı, inanın mücadelesi daha kolay olurdu. Siyasi, idari, ekonomik, demokratik ahlak ve kültür, toplumsal psikoloji gibi birçok başlık gözetilerek bir tam saha pres durumu var. Seçim boyutu ile düşünürsek Kürt demokratik iradesi çelik bilye gibi sürekli dişlerini kırıyor, keftal ediyor. Ama mesele artık seçimde ortaya çıkan iradenin gaspının çok ötesine geçmiştir. Sivil görünümlü paramiliter yapılardan uyuşturucu çetelerine, okullardan-üniversitelerden, cami altı medreselerine, algı ve politika üreten birçok ağla Kürt toplumsallığının ahlaki-politik, ekonomik, psikolojik direnç dayanakları saldırıya tutuluyor. İçeriden ve dışarıdan büyük bir kuşatma altına almaya çalışan bir sistem var. Topyekûn bir saldırı mevcut ve bu saldırılar ile bir halk diz çöktürülmek istenmekte, iradesizleştirilmek, kimliksizleştirilmek istenmektedir. Bu durumu bir örnekle açıklamak istersek Çin işkencesi yöntemine benzetebiliriz, açıklayabiliriz.

Çin işkencesi denilen bir yöntemden bahsedilir. Kafanın üst orta kısmındaki saç tıraş edilir, kafa sabitlenir ve su senkronize damlatılır. İlk damlalara katlanılır ama sonrasında düşünce düzeneği kırılır. Özgüven yitimine, çözülmeye götürür. İşkenceye alınan kişi artık birçok duruma razı olma haline getirilmiştir. Şimdi bize yaşatılmak istenilenler veya yaşadıklarımız durumlar adeta buna benzetilebilinir. Fakat unutulan şey şu ki belki birilerinin Çinlilerle tarihsel akrabalığı olabilir. Fakat Zagrosların çocuklarının ne sağından ne de solundan Çinliler geçmiştir.

Bu rejim rıza rejimi değil otoriter, baskıcı bir zor rejimi, dolayısıyla 5 yılı bir tür devre mülk ya da daha ağırı, bir ganimet olarak görüyorlar. Ne hukuki ne sivil denetim ne de yasamanın denetimi var. Tek zayıf karnı seçimlerdir. Herkesin özellikle de muhaliflerin aklını başına alıp seçim fırsatını iyi kullanması gerekiyor. 31 Mart’ta siyaset kurumunun yapamadığını yurttaş feraseti yaptı dersem yanlış olmaz sanırım.

Kayyum atanmasına muhalefetin geneli karşı çıktı, bu olumlu bulundu ancak sözün ilerisine geçen bir durum da yaşanmadı. Siz kayyum karşıtı bir ittifakın imkanlarını nasıl görüyorsunuz? Örneğin seçme ve seçilme hakkı için toplumun geniş kesimi bir ortak eylem halinde olabilir mi?

Toplumsal demokrasi ve demokratik değerlere sahip kişiler, kurumlar, demokratik değerlere sahip çıkan, samimi olan herkes, her çevre, yapı, örgüt, parti kayyuma karşı duruşun sosyal, siyasal bünyesi içindedir. Fakat gelin görün ki kayyum meselesini rejimin genel Kürt politikasının bir varyantı olduğunu özellikle bizler gözden kaçırmamalıyız, fakat samimi demokratlar ve partimiz dışındaki çevrelerde kayyumun varyant olduğunu biliyor. Bütüncül bakışları Türklük Sözleşmesi’nin dahilinde kalınca karşı çıkışları cılızlaşıyor ya da dostlar alışverişte görsünler misali oluyor. Etkili tutum almaları için esasında başka gerekçe var. İtirazda zayıf kaldıkları vakit sıra onlara gelecektir. En azından bunu gözetsinler. Başta Belediyeler Birliği Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan kalabalık bir heyetle Hakkari’ye gitmeli, belediye önünde açıklama yapmalı oradan da seçilmiş Eşbaşkan Viyan Tekçe ve Meclis Üyeleri ile bir araya gelmeliler. Meşru muhataplarının kayyum değil seçilmişler olduğunu deklare ederek kayyumun Belediyeler Birliği’nin hiçbir oturumuna çağrılmayacağı duyurulmalıdır. Bu tutum samimi demokrat mı yoksa akvaryum demokratı mı olduklarının da turnosulu olacaktır.

Ayrıca küçük bir hatırlatma yapmalıyım. 2018’de bir torba yasanın içinde geçirilen 5393 sayılı belediyecilik yasasına 47. Madde’nin eklenmesi hususu Anayasa uygunluğu tartışılmadan (torba yasadan ötürü) AKP-MHP oylarıyla geçirilmiştir. Açık Anayasa’ya aykırılığı olmasına karşın CHP bu durumu Anayasa Mahkemesi’ne taşımamıştır. CHP’nin büyük ayıplarından biri olarak tarihte asılı duruyor, umarım özeleştirilerini verirler.

Bu meselenin asli hedefi bizleriz. Onun için de bu çerçevede asıl tesis edilmesi gereken toplumsal itirazı yerellerde ve genelde örgütlemek bizim işimizdir. Bir şeyi daha unutmayalım. Şırnak (Şirnex), Bitlis (Bedlîs), Kars (Qars) ve birçok ilçe de esas olarak kayyum yönetimidirler. Ve 2024 31 Mart seçimlerinin hiçbir zaman unutulmaması gereken kara lekeleridir. Dolayısı ile itirazın buraları da kapsaması gerekir. Belediyeler Birliği’nin de ayıplı delegeleridir.

Yüksekova belediyemiz ile etkin bir dayanışma gösterilmeli, kültürel-sanatsal etkinlikler diğer merkez belediyelerimizce de Yüksekova’ya taşınmalı, her düzeydeki belediye pratiklerimizin geliştirilmesi için destek sunulmalı Hakkari-Yüksekova köprüsü temin edilmelidir. Her ne yapıyorsak çok iyi duyurmalı, yapılan etkinlikler, eylemler “tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış” kabilinden olmamalıdır.

Kayyumların bir halk iradesini hedef alan yanı var, bir de talan tarafı var. Siz de Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı seçilmeden önce kayyum tarafından el konulmuş bir belediyeyi teslim aldınız. Ve sonrasında belediye binasına girdiğinizde makam odasında çekilen görüntülerle talan ve israfı gözler önüne sermiştiniz. Belki daha önce birçok kez dile getirdiniz ancak unutanlar için diyelim biraz o talan ve israfı anımsatır mısınız?

Öncelikle şunu kayıt düşeyim; kayyumlar yerelde kendilerini “tek adamın” minyatürü olarak görüyorlar. Denetlenemez, soruşturulamaz, kovuşturulamaz! Yaptıklarının çoğunun da hukuki açıdan sorunlu olduğunu bilerek koruma zırhlarına yaslanarak iş görüyorlar. Hukuki ve ahlaki açıdan problemli işlere koşulmuş olanların genelde yaptığı gibi kendi bireysel hesap ve çıkarlarını gözetmeden de edemiyorlar. Amed, Wan, Mêrdîn, Kayapınar, Bağlar kayyumları adları bu çerçevede en fazla duyulanlar oldu.

2019 16 Nisan’ında belediyeye girdiğimizde gördüğümüz makam odası kayyum uygulamalarını, talan ve israfları raporlanırsa kapak sayfasıydı. Akabinde çalıştıkça, deştikçe başka rezaletlerle de karşılaştık. Özel kalem harcamalarının arasında kayyum dönemi boyunca bir ton 650 kilogram fıstıklı kadayıf tüketildiğini tespit ettik. Makam odası ve müştemilatına, şimdinin parasıyla 16-17 milyon güya ödenmişti. Cumhurbaşkanının 31 Mart 2019 seçimleri öncesi Amed’e gelip yaptığı mitingden sonra güya 6 bin kişiye yemek verilmiş ki yaptığı mitingde 6 bin kişi yoktu ya da Amed’de 6 bin kişiye yemek verebilecek mekan yoktu. Ama şimdinin parası ile 3,5 milyon lira (o zaman kişi başı 85 liradan 510 bin+ yüzde 8 KDV 40 bin 800, toplam 550 bin 800 lira) ödenmiş. Büyük olasılıkla AKP seçim bürolarının iaşesine harcanmıştı diye tahmin ediyorum. Pahalı eşantiyonlardan, bebek paketlerine kadar birçok kara delik vardı.

Gülünç olanlardan bir tanesi de Hazar Gölü kıyısındaki çocuk kampımıza çocuklar götürülmüş gibi gösterilmiş ama yandaş belediye personeli aileleri ile birlikte gidip kalmış, yemiş, içmişlerdi.

Maddi olan kayıplar şüphesiz ki bir şekli ile telafi edilebilirler asıl acı olan durum uzun yılların emekleri, mücadeleleri ile ortaya konulmuş olan kadın çalışma ve yapılarından kültür-sanat kurumlarımıza kadar yaratılan tahribattı. Cigerxwin Kültür Merkezi’nden yerel yönetimler akademisine tahsis edilmiş binaya kadar yasa ve mevzuata, sözleşmelere aykırı şekilde yandaşlarına peşkeş çekilmiş, Büyükşehir belediyemize bitişik tiyatro-toplantı-sergi binamız adeta talan edilmiş (spotlarına, ses sistemlerine kadar) çöplüğe dönüştürülmüştü. Dört ayın içinde yaptığımız işlerden birisi de orayı yeniden kullanıma hazır hale getirmek olmuştu. Teslim aldığımız halinde sonrasının da görüntüleri mevcut. Tiyatrolar günü vesilesi Kürtçe bir oyun ile açılışını yapacaktık ne yazık ki yeniden kayyum atanmıştı.