Tülay Hatimoğulları: “Bu hafta barışın takvimini çıkaralım

GündemPolitika

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne ilişkin çağrıda bulundu. Sürecin bir süredir durağan ilerlediğini belirten Hatimoğulları, “Bu hafta barışın takvimini çıkaralım, yol haritasını birlikte belirleyelim” dedi.

 

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.
Konuşmasına 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nı kutlayarak başlayan Tülay Hatimoğulları’nın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“15 Mayıs Kürt Dil Bayramı. Hawar’la başlayan tarihsel yürüyüş, bugün “Perwerdeya Kurdî” talebiyle sürüyor.
Bir dilin yüzyılı aşan mücadelesi, aynı zamanda varoluş, kimlik, hafıza ve onur mücadelesidir. Dili susturmak, bir halkın hafızasını silmek demektir.
Kürtçe ve tüm ana diller, bu coğrafyanın ortak mirasıdır. Anamızın sütü kadar bize haktır, helaldir. Kürtçe, evde, okulda, hastanede, mahkemede, belediyede ve Meclis’te yaşamalıdır. Eğitim hakkına kavuşmalı, anayasal güvence altına alınmalıdır.”
Celadet Ali Bedirxan şahsında, Kürt dilinin yaşaması için emek veren, büyük bedeller ödeyerek dil mücadelesini bugünlere kadar taşıyan herkesi saygıyla anıyorum.
Bütün Kürt halkının Kürt Dil Bayramı’nı kutluyorum.”

‘Hakkâri’de seçilen her belediye eş başkanımız cezaevi gördü’

Geçtiğimiz hafta yerine kayyım atanan tutuklu Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ı ziyaret ettiklerini hatırlatan Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:
“Geçen hafta Van Cezaevi’nde Hakkâri Belediyemizin mevcut eş başkanı Mehmet Sıddık Akış’ı ve önceki dönem eş başkanı Cihan Karaman’ı ziyaret ettik.
2014’ten bu yana Hakkâri’de seçilen her belediye eş başkanımız cezaevi gördü: Dilek Hatipoğlu, Nurullah Çiftçi, Cihan Karaman ve en son Mehmet Sıddık Akış…
Her seçimden sonra halkın iradesi kelepçelendi, mazbatanın yerine kayyım konuldu. Yıllarca cezaevi, kesintisiz bir zulüm, kesintisiz kayyım…”

‘Tüm tutuklu seçilmişler derhal serbest bırakılmalı’

“Kürt meselesi, sandığa giden Kürdün iradesinin cezaevine atılmasıyla sembolleşti. Hukuk bunun neresinde? Bu zulümdür, bu seçilmişe müdahaledir.
Tüm tutuklu seçilmişler derhal serbest bırakılmalı, kayyım zulmü artık bitmeli. Halkın iradesine ve sandığa saygı gösterilmeli. Bütün seçilmişler görevlerine iade edilmelidir.
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, işçinin ve emekçinin hakkını savunduğu, cezasızlık düzenini teşhir ettiği için 58 gündür tutuklu.”

‘Mehmet Türmen’in ve direnen tüm işçilerin yanındayız’

“Bugün Mehmet Türkmen’in yargılandığı davanın duruşması görülüyor. Mehmet Türkmen’in ve direnen tüm işçilerin yanındayız.
Sendikal faaliyet suç değildir. İşçinin, emekçinin hakkını savunmak suç değildir. Hak arama mücadelesi yargı eliyle bastırılamaz. Mehmet Türkmen’in bugün acilen serbest bırakılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.”

Soma Katliamı

“Yarın Soma Katliamı’nın yıl dönümü. Maden katliamında hayatını kaybeden 301 madenciyi saygı ve özlemle anıyorum.
Soma’da 301 madencimizi “kader” değil, kâr hırsı ve denetimsizlik katletti. Uyarılar görmezden gelindi.

Gerçek sorumlular bugün korunuyor. Buna karşın işçinin hakkını savunan avukatlar Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay hâlâ cezaevinde. O dönemin Başbakanlık müşaviri maden işçisini tekmeledi. O fotoğrafı hangi birimiz unutabilir? Bir işçiyi tekmeleme hakkını kendinde nasıl görebiliyor? Nasıl böyle zehirlenmiş bir yetkiyle donatılabiliyor? Cezalandırılması gerekirken terfi ile ödüllendirildi.
Bu tablo, Türkiye’deki adaletsiz düzenin en somut kanıtıdır. Katillerin kollandığı, hak arayanların cezalandırıldığı, mafyalaşan bu sömürü düzenine karşı emeğin onurunu sonuna kadar savunacağız.
İşçiler katlediliyor, sorumlular hesap vermiyor. Doğa talan ediliyor, iktidar talan politikalarına ruhsat dağıtmaya devam ediyor. Kadınlar katlediliyor, failler korunuyor.”

Kadın cinayetleri 

“Sadece geçen ay 24 kadın erkekler tarafından katledildi. Yılın ilk dört ayında bu sayı 99’a ulaştı. Bu ülkede neredeyse her gün bir kadın yaşamdan koparılıyor.
Peki iktidar bu tablo karşısında ne yapıyor? Kadınları korumak için acil önlemler mi alıyor? Şiddet faillerine karşı caydırıcı düzenlemeler mi getiriyor? Hayır. Bunun yerine “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan ediyor.

Geçen yıl da “Aile Yılı” ilan etmişlerdi. Sonuç ne oldu? En az 299 kadın öldürüldü. Bu ülkede tek bir günde altı kadının katledildiği günler yaşandı.
Kadın cinayetlerini durdurmak için ortada tek bir somut eylem planı yok. Kadınların yaşam hakkını güvence altına alacak tek bir acil tedbir yok.
Bakanlığın adından “Kadın”ı çıkarıp yerine “aile”yi koymanız tesadüf değil. Kadını birey olarak değil, yalnızca aile içinde tanımlayan bu anlayışın sonucu ortadadır.

Kadın doğuran bir makine midir? Kadın insan değil midir, eşit yurttaş değil midir? “Kadının adı yok” diyen zihniyet ile kadını yaşamdan koparan zihniyet birbirinden ayrı değildir.
Bu anlayış, kadınların özgürlüğünü, emeğini, hayallerini ve eğitim hakkını hedef alıyor. Kadınları kendi yaşamları üzerinde söz sahibi bireyler olarak görmeyen bu politika, şiddeti de eşitsizliği de derinleştiriyor.
Kadınlar şaşalı kampanyalar değil, yaşam güvencesi istiyor. Slogan değil, bütçe istiyor. Vaat değil, etkin koruma istiyor. Bir kadın daha katledilmeden önce harekete geçin.”

Dargeçit JİTEM Davası

“27 Şubat çağrısından bu yana devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne geçmeden önce, bu sürece gölge düşüren bir yargı kararından bahsetmek istiyorum.

Dargeçit JİTEM Davası’nda Yargıtay 1. Ceza Dairesi, “zamanaşımı” süresinin dolduğu gerekçesiyle davayı düşürdü.
Adalet Bakanı daha yeni açıkladı; “Faili meçhullerle ilgili bakanlık bünyesinde birim kurduk” dedi. Biz bu kararı olumlu karşılamıştık. Ancak bu kararın verilmesi, yapılan işlerin bir imaj çalışması olduğunu gösteriyor.
Eğer gerçekten faili meçhullerle yüzleşmek istiyorsanız bilin ki insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz.

Dargeçit’teki katliamda üçü çocuk yedi kişi gözaltına alındıktan sonra katledildi. Bir uzman çavuş da kaybedildi.
Bakın, siz zalimler, istediğiniz kadar zamanaşımına sığının; kazanan adalet talebi olacak. Kazanan ezilenler olacak.
Dargeçit’teki katliam sürecinde yaşamını yitirenleri unutturma çabanıza karşı, Mardin Dargeçit’te 29 Ekim 1995 ile 8 Mart 1996 tarihleri arasında katledilen 12 yaşındaki Davut Altınkaynak’ı, 14 yaşındaki Seyhan Doğan’ı, 16 yaşındaki Nedim Akyön’ü, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan’ı, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay’ı, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun’u, 24 yaşındaki Hikmet Kaya’yı, 57 yaşındaki Süleyman Seyhan’ı ve kaybedilen uzman çavuş Bilal Batırır’ı hâlâ hatırlıyoruz. Hepsi hâlâ hafızamızda.”

‘Süreç bir müddettir durağan’

“İnsanlar ölüleri için adalet istiyor. Evlatlarını kaybeden anneler barış için yürüyor, siyasi parti liderlerinin kapısını çalıyor. “Elinizi çabuk tutun” diyor.
Barış anneleri geçen hafta siyasi partileri ziyaret etti. Meclis’e ve siyasi partilere bırakılan tülbentler bir çağrıdır. Kürt geleneğinde kadınların kavga alanına attığı tülbent, sulha davettir.
O tülbentler bugün Meclis’te barış yasasının çıkarılması talebidir. O tülbentlerin gösterdiği yol, barışın kapılarının açılmasını sağlar.
DEM Parti olarak bu çağrıya kayıtsız kalmayacağız. Annelerin bizlere teslim ettiği beyaz tülbentleri barışın vesikası yapacağımızın sözünü veriyoruz.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Türkiye’nin kritik gündemlerinden biri. Süreç bir müddettir durağan. Bu yavaşlama halinden çıkılmalı. İvmenin artması için çaba içindeyiz, somut öneriler ortaya koyuyoruz.
Geçen hafta bazı mekanizmaların kurulması için biz de bazı siyasi partiler de açıklamalar yaptık.
İsim tartışılabilir, içerik tartışılabilir. Ama tartışılamayacak bir gerçek var: Siyaset kurumu, taraflar, aktörler ve sivil toplum arasında köprü kuracak, mekik dokuyacak bir mekanizmaya ihtiyaç var.”

‘Barış takvimini çıkaralım’

“Hem bugünkü tıkanıklığı giderecek hem de ileride çıkabilecek sorunları yönetecek bir yapıya ihtiyaç var.
Önemli bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Kurulacak bu mekanizma, sürecin siyasi muhataplığını da üstlenebilir.
Bu mekanizmaya dair tartışma, Komisyon Raporu’nun yasalaşma sürecini asla geciktirmemeli. Bu iki mesele eş güdüm içinde, birbirini tamamlayarak ilerlemeli. Biri diğerinin bekletilme gerekçesi yapılmamalı.
Bakın, Komisyonun yayımladığı sonuç raporunun 6’ncı bölümünün birinci başlığında aynen şu ifade ediliyor:
“Komisyonun bir diğer önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir.”

Yani açık şekilde adımların birlikte ifa edilmesi gerektiği belirtilmiş.
Sayın Kurtulmuş’a önerimiz şudur: Tüm programlarınızı bir kenara bırakın. Meclis’in başında durun. Raporun yasalaşması için itici güç olun. Meclis’te istişare edelim. Olmazları sonraya bırakalım, olurları öne alalım. Buradan ilerleyelim, tıkanıklığı aşalım.
Yaz mevsimine barışın güçlü umuduyla girelim. Bütün adımların bir anda atılamayacağını biliyoruz. Mesele meşakkatli, yol uzun. Ama kararlılığımız oldukça her türlü zorluğun üstesinden gelebiliriz.

Hemen bu hafta barışın takvimini çıkaralım, yol haritasını belirleyelim. Sorumluluk alalım. Sorumluluk alalım ki memleket biraz rahatlasın.”

İlginizi Çekebilir

Amedspor’da kongre tarihi belli oldu
Tutuklu sendikacı Mehmet Türkmen ilk kez hakim karşısında

Öne Çıkanlar