:
Rüzgar aşırı-sağdan esiyor. Bütün toplumlarda büyük-orta-küçük boy diktatörler türedi ve yaygınlaşıyor. Bugünler 1933 dönemine mi benziyor ne?
Kıdemli bir diktatör bir gün stajyer diktatöre tavsiyede bulunmuş:
– Başarılı olman için iki şey yapman lazım : Önce bütün muhaliflerini ya öldüreceksin ya da hapse atacaksın. İkincisi de, sonra gidip Saray’ının duvarlarını maviye boyayacaksın!
– Neden maviye?
Global medyada, dünya akademisinde, uluslararası kamuoyunda, sokakta, okulda, evde galiba son 10 yıldır en çok gündeme gelen konu yükselen aşırı-sağ, totaliter ve otoriter rejimler ile diktatörler. Günümüzle 1933 arasında benzerlikler kuran tarihçiler, siyasal bilimciler de az değil. Trump, Putin, Xi Jinping, bir de herkesin iyi tanıdığı biri nedeniyle neredeyse ‘’Monarklar Yüzyılı’’nda yaşıyoruz.
Aman işi şahsileştirmeyelim çünkü, kestirmeden söylemek gerekirse, faşist diktatörlerin iktidara yerleşmesi için faşizme teşne toplumlar, milletler, halklar lazım. Zaten bu yüzden ‘’Cumhuriyetçi Monarşiler’’ diye bir rejim var. Diktatör seçimle işbaşına geliyor. Nadiren seçimle çekip gidiyor.
Orman talan edilirken ağaçlar hala baltaya oy veriyordu. Baltanın sapı da tahtadan olduğu için ağaçlar baltayı kendilerinden sanıyordu. Charles Bukowski
Chaplin daha 1940 yılında yapmıştı Diktatör filmini. Pink Floyd’un 1983 tarihli Final Cut albümünde Fletcher Memorial Home parçasında, emekli diktatörlerin yaşamı gelir ekrana.
Tosuncuklarınızı alın götürün buradan
Bir eve yerleştirin onları
Kendilerine ait küçük bir evleri olsun
Tedavi edilemeyecek diktatörler ve krallar için
Fletcher Anı Evinde otursunlar
Ve her gün kapalı devre televizyon ekranlarında
Seyretsinler kendilerini
Hala yaşadıklarından emin olurlar belki de böylece
Çünkü onların hayatla tek bağlantıları bu ekranlar
Diktatörlük hatta faşizm konusunda en iyi iki kitabı yazanın iki İtalyan olması tesadüf değil herhalde. A. Gramsci (Modern Prens, 1948-51) ve U. Eco (Ur/Kök Faşizm) ya da (Faşizmi Tanımak 1997).
Bir diktatör bir gün, komşu ülkenin liberal Cumhurbaşkanını ağırlıyormuş. Diktatör konuğu ile birlikte helikopterle kentin kenarındaki bir gecekondu mahallesinin üzerinden uçarken
Konuk: Şimdi pencereden bir yüz dolar atsam aşağıdaki bir aileyi yoksulluktan kurtarırım değil mi Sayın Başkan?
Diktatör: Bir 100 dolar yerine iki adet 50 dolar atsanız iki aileyi kurtarırsınız değerli misafirim.
Konuk: (Tabi ki söyleyememiş ama içinden geçirmiş) Benim daha parlak bir fikrim var. Sizi atsam aşağıya bütün memleket kurtulur!
Bir aralar Hannah Arendt (Değerli bir siyaset bilimci ama hayranı değilim) çok gündemdeydi. Şimdilerde Heiddeger’i (Nefret!) yeniden parlatıyorlar. Çok önemli bir felsefeciymiş ama Nazi’ydi. Böyle birinin Varlık’ına da Zaman’ına da benden nanik! 1945’e kadar Nazi Partisi üyesi olan adamın nesi önemli olabilir?
Bizde de son zamanlarda Talat Paşa hayranlığı depreşti. Stockholm Sendromu.
Bulgaristan’da Türkiye’ye doğru gitmekte olan diplomatik plakalı bir aracın içinde 206 kilo kokain çıkmış. Küçük paketlerin bazılarında Üç Hilal amblemi görülüyor. Kutuplaşma öyle yoğunlaştı ki, kokainde bile ülkücü/CHP’li ayırımı başladı. Bence aslında bir yanlış anlama olmuştur. Patron, ‘’Bazı paketlere Altı Ok simgesi yapıştırın’’ demiştir. Paketçi, Altı Ok, Dokuz Işık, Üç Hilal gibi simgeleri karıştırdığı için sonuçta yanlışlıkla Üç Hilal etiketini çakmıştır.
Bir Diktatör bir gün İsrail’e yaptığı resmi ziyaret sırasında kalp krizinden hayatını kaybetmiş. İsrail kıyak olsun diye, diktatörün ülkesinin yetkililerine ‘’Şimdi cenazenin mumyalanması, uçakla size gönderilmesi hem çok zaman alacak hem de pahalıya mal olacak. Siz de uygun görürseniz biz sizin Başkanınız için burada güzel bir cenaze merasimi yapar buraya gömeriz’’ demiş. Müteveffa diktatörün adamları önce evet diyecek olmuş sonra biraz araştırıp incelemişler ve İsrail’in önerisini red etmişler. Tel-Aviv şaşırmış ve nedenini sormuş. Cevap: Bu riski alamayız çünkü çok eskiden sizde, sırtına kocaman bir haç yüklenmiş bir adam ölmüş, onu gömmüşsünüz ama adam üç gün sonra dirilmiş! Bugün hala çok meşhur.
(SON/RD)









