Analiz: İranlılar rejimin intikam almaya hazırlandığını söylüyor

DünyaGündem

Şubat’ın son gününde başlayan savaşta kırk gün sonra ateşkes sağlandı. Kimine göre İran rejimi çöküşün eşiğine geldi kimine göre de aldığı büyük darbeye rağmen içte kendini yeniden üretmeyi başardı.

Gaddarlıklarıyla ün yapmış Devrim Muhafızlarının rejimde ağırlığının arttığı ise birçok gözlemci tarafından ile getiriliyor.

Rejim daha şimdiden idam sehpaları kurarak öfkesini değişim isteyen insanlardan alıyor.

Savaşın tümden sona ermesi ise halkta daha büyük bir endişeye yol açmış durumda.

BBC’den özel muhabir Fergal Keane yazdı: 

Birçok İranlı, devletin savaştan sonra baskı operasyonlarını tırmandıracağından endişe duyuyor.

Onlar hâlâ oradalar. Bu basit gerçeği görmezden gelmek mümkün değil. İnsanlar nereye giderse gitsin, nereye araba sürerse sürsün, televizyonu her açtıklarında, suikasta kurban giden liderlerin ve yeni yöneticilerin yüzleri kamusal alanı domine ediyor.

Protestolar gelip geçti. Bir savaş oldu. Sonra ateşkes ilan edildi. Ama İslam Cumhuriyeti rejimi varlığını sürdürüyor.

BBC’nin ülke içinde görüştüğü İranlılara göre, rejim zayıflamak şöyle dursun, daha da kökleşmiş durumda ve intikamcı bir ruh hali içinde.

Sana ve Diako -gerçek isimleri değil- Tahran’da yaşayan genç bir çift. Orta sınıf, eğitimli ve katı dini yönetimin sonunu görmek isteyen türden insanlar.

Onların hikâyesini anlatmak için, karakterleri ve yaşamları hakkında fikir verebilecek birçok detayı dışlamak gerekiyor. Çünkü bu tür detaylar, rejim tarafından yabancı medyaya özgürce konuşmaya cesaret eden kişileri takip etmek için kullanılabilir.

BBC’ye İran’da yardımcı olan gazeteci, Sana ve Diako ile ailelerin çocuklarıyla birlikte yürüyüş yaptığı ve ateşkes döneminden en iyi şekilde yararlandığı bir parkın yakınında karşılaştı.

Diako hayatın daha iyi olacağına inanmak istiyor. “Her şey değişecek,” diyor. “Zaten değişti bile.”

Sana bunu söylerken gülüyor.

“Değişti mi?” diye soruyor:

 “Devrim Muhafızlarının eline düştü. Ülke perişan halde.” 

Sana, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından bu yana kendi duygularının da değiştiğini hissetmiş:

“Başlangıçta savaşın olmasını istemiyordum… Ama savaşın ortalarında, kilit isimleri hedef aldıkları sürece, ölümlerinin her birine gerçekten çok sevindim.”

Ancak savaş uzadıkça, Sana da, tıpkı Trump Beyaz Sarayı gibi, dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve diğer üst düzey isimlerin kaybının uzlaşmaya daha yatkın yeni bir rejimi getirmediğinin farkına vardı.

“Hâlâ ayakta duran çok sayıda insan var. Hayal ettiğim şey gerçekleşmedi. Her şey daha da kötüleşti. Ve elimizde İslam Cumhuriyeti kaldı. Bu savaşı kazandıkları için çok üzgünüm.”

İran toplumunda rejime verilen desteğin boyutunu söylemek imkansız. Destekçileri tarafından düzenli olarak halka açık dayanışma gösterileri düzenleniyor. Buna karşılık muhalif mitingler yasaklanmış durumda.

İran’daki güvenilir kaynaklarımız muhalif aktivistler, insan hakları avukatları ve bağımsız gazetecilerle görüştü ve bir endişe havası tespit etti. Tekrarlayan bir korku var: Savaş nihayet sona erdiğinde devlet iç baskı kampanyasını tırmandıracak.

Washington merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre, geçen Ocak ayındaki rejim karşıtı protestolar sırasında ve savaşın başlamasından önce 53.000’den fazla kişi tutuklandı. Savaş başladıktan sonra ise binlerce kişinin daha gözaltına alındığı tahmin ediliyor.

Savaş sırasında siyasi tutukluların idamında da rekor bir sayı yaşandı: 21 kişi asıldı. Bu, 30 yılı aşkın süredir bu kadar kısa bir sürede görülen en yüksek sayı. İdam edilenlerin dokuzu Ocak protestolarıyla bağlantılıydı, 10’u muhalif gruplara üye oldukları iddiasıyla, ikisi ise casuslukla suçlanmıştı.

Adını değiştirdiğimiz Susan, tutuklularla çalışan bir avukat ve hapishanelerdeki koşulların çok daha sertleştiğini söylüyor:

. “Savaştan önce, sert muamele sadece protestoları yönetenlere, Molotof kokteyli taşıyanlara veya silahlı olanlara özgüydü. Ancak savaş sırasında bu sertlik önemli ölçüde arttı.” 

Kişisel öyküsü, çatışmanın bazı aileleri nasıl böldüğünü gösteriyor. Ailesi açıkça rejim yanlısı ve hükümet devrilirse hedef alınabileceklerinden endişe ediyor. Bu korkusunu rejim karşıtı olan erkek kardeşine dile getirdiğinde, cevabı tüyler ürperticiydi:

 “Şehit olmak istiyorlarsa, neden bu haklarından mahrum bırakalım?”

Susan savaşın bitmesini istiyor ama kendisi gibi insanların daha da büyük baskı altına gireceğinden emin. Ve tutukluların kaderi için endişeleniyor:

 “Bence savaş biterse, rejim muhtemelen bu savaştan kaynaklanan öfkesini tutsaklardan çıkaracak. Bence ödünç alınmış bir zamanla yaşıyoruz.”

İnsan hakları aktivistleri, İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı olmakla suçlanan dört kişinin bu yıl içinde idam edildiğini bildirdi.

Bağımsız gazeteciler, ABD veya İsrail’e yardım ettikleri yönündeki suçlamaların hedefi olmaktan korkanlar arasında yer alıyor. Devlete düşman olarak görülen yabancı medyaya materyal göndermekle suçlanan çok sayıda kişi tutuklandı.

Tahran’daki meslektaşımızla konuşan gazetecilerden biri -ona Armin diyoruz- savaşın gerçeklerini haber yapmanın bile tutuklanmaya yettiğini ve bunun potansiyel olarak ölümcül sonuçlar doğurabileceğini anlattı:

“Eskiden siyasi bir suçla suçlanabilirdik. Ama mevcut savaş koşullarında, savaş hakkında haber yaparsak casuslukla suçlanabiliriz.” 

Rejimin emirlerini yerine getiren bir mahkeme sisteminde casusluk suçlaması ölüm cezası gerektiriyor.

“Daha önce kaç kişinin zarar gördüğünü veya protestoların nihai etkisinin ne olacağını anlamaya çalışıyorduk,” diye açıklıyor Armin. “Ama şimdi durum farklı. Şimdi odak noktamız kendimizin ve ailelerimizin hayatta kalması.”

Ailesi uyumaya çalışırken, Armin huzursuz:

“Uykusuz kalıp geleceğin neler getireceğini merak ediyorum. Ve bu belirsizlik beraberinde korkunç bir kaygı getiriyor.”

Muhalefetin sokaklardan kaybolması hiç de şaşırtıcı değil. Rejim, yaşam ve ölümün efendisi gibi.

/BBC News/ 

İlginizi Çekebilir

CHP’li Bulut’tan sert enflasyon çıkışı
İran’dan Trump’a sert yanıt: ABD donanması hedef alınacak

Öne Çıkanlar