Hakan Tahmaz: İktidarın büyük turpu Özgür Özel mi?

Yazarlar

Son birkaç gündür tutuklu itirafçı CHP’li belediye başkanlarının ifadelerinden, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözünü ettiği “heybede duran büyük turpun” CHP Genel Başkanı Özgür Özel olduğu sormamıza yol açıyor.

Cumhurbaşkanı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra 26 Mart 2026’da partisini grup toplantısında bu sözleri sarf etti.

Tutuklu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek ile oğlunun ve gelininin etkin pişmanlık başvurusu kapsamında verdikleri ifadeler ile Afyonkarahisar Belediye Başkanı’nın AK Parti’ye katılım sürecinde dile getirilen görüşler, iktidar partisinin “heybede duran büyük turp” olarak Özgür Özel’i hedefe yerleştirdiği anlaşılıyor.

Bu ifadelerinde  “yerel seçimlerde Özgür Özel ve ekibinin başkan adaylarından rüşvet aldığı” iddiası işleniyor. Bu konuyu ilk dile getiren isim Böcek’in itirafçı olacağını duyurdu daha yeni Adalet Bakanı olan Akın Gürlek oldu. Böcek bakanın rüşvet ve etkin pişmanlık iddialarını sert ve kesin bir dille yalanlamıştı.

İktidar partisinin CHP’li belediyelere karşı yürüttüğü operasyonların esas hedefi CHP’yi ve muhalefeti paralize etmek; amacı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha cumhurbaşkanı seçilmesinin önündeki en büyük engel olarak görülen Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını engellemek ve buna uygun siyasal atmosferi oluşturmaktır.

Bu konuda gösterilen çabalar iktidar çevresini tatmin etmemiş olsa gerek ki, bu kez Özgür Özel’e doğrudan rüşvet suçlaması yöneltildi. İktidar partisi CHP’nin mevcut yönetimini gözden çıkarmış görünüyor; bir yolunu bulup partiyi yönetilemez bir konuma sürüklemek istiyor.

İmamoğlu Sonrası

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploma, İBB ve casusluk davaları nedeniyle olası seçimlerde devre dışı kalmasının kuvvetle muhtemel hale gelmesinden sonra sıranın parti liderine geldiği anlaşılıyor.

İktidar partisi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “rüşvetçi” damgası vurarak seçmende “Partisini ve belediyeleri yönetemeyenler memleketi hiç yönetemez” algısı yaratmak istiyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin iki hafta önce partisinin Meclis grup toplantısında CHP’nin butlan davasıyla ilgili bir soruya verdiği “CHP karıştırılmamalıdır, parçalanmamalıdır” yanıtı da bu çerçevede daha anlamlı hale geliyor.

Hatırlayalım: 31 Mart 2026 yerel seçimlerinde seçilen, çoğu İstanbul’da olmak üzere üç büyükşehir, bir il ve on ilçe olmak üzere toplam on dört CHP’li belediye başkanı tutuklandı.

Bir büyükşehir, bir il ve on bir ilçe olmak üzere toplam on üç belediye başkanı ise iktidar partisine geçti.

CHP yönetimi, “19 Mart darbesi” olarak tanımladığı bu siyasal operasyona karşı beklenmedik bir direnç göstererek yakın tarihinde ilk kez kitlesel biçimde sokağa çıktı. Ancak söylemleri ve politikalarıyla fazlasıyla kendini tekrar ediyor.

CHP’nin iktidar tarafından içine sürüklendiği siyasal durum artık yalnızca CHP’nin sorunu değil. Memleketin ve hepimizin geleceği meselesi. Otoriter yönetime son verme hedefinin siyasal gerçekliğini doğru değerlendirmek bakımından bu durum tüm demokratların ortak meselesidir.

İktidar, 2027 yılında yapılacak olası genel seçim kampanyasının ısınma hareketlerine başladı.

CHP’nin ve demokratik muhalefetin ise bütünlüklü, kapsayıcı ve rejim değişikliğini hedefleyen demokratik bir yönelime henüz hazır olduğunu söylemek zor.

 Öncelikle CHP, 2023 seçimlerinin moral bozukluğunun muhalefet saflarında yarattığı sonuçların da etkisiyle 2024 yerel seçimlerde elde edilen tarihsel başarıyı ne derece isabetli değerlendirdiğini yeniden bakmak gerek.

Bu Şekilde Menzile Ulaşılmaz

Özgür Özel’in, iktidarın baskı ve operasyonları karşısında “kimseyi geride bırakmayacağız” siyaseti, zamanla “yanlış yapana da dokunmama” siyasetine dönüştü. Yerel yönetimleri denetleme, performans ve memnuniyet testine tabi tutma vaadi ise unutuldu.

Birkaç belediye hariç, yerel yönetimler politik olarak oldukça yorgun durumda. Sosyal belediyecilik yerine sosyal medya belediyeciliği yapılıyor.

AK Parti’nin yerel yönetim anlayışını kopyalayan, sosyal yardım belediyeciliğinin ötesine geçemeyen bir anlayışın hâkim olduğu söylenebilir.

Bu siyasal kirli, yozlaşmış ve çürümüş ilişki ve kadrolarla Özgür Özel menziline ulaşamaz. Tek adam rejimini değiştiremez.  

Özgür Özel’in aday belirleme sürecinde ciddi yöntem ve tercih hataları yaptığı da açığa çıkmış durumda. CHP’li belediye başkanlarının ve belediye meclis üyelerinin iktidarın siyasi operasyonlarına çanak tutmaları ya da itirafçı olmalarını yalnızca iktidarın baskısı ve şantajıyla açıklamaya çalışmak büyük bir yanılsamadır. Mesela Uşak’tan araç alınma itirafları, kirli çamaşırların ortaya saçılmasıdır.

  1. Kurultayda parti içi yarılmayı ve muhalefeti doğru yönetilemedi. Bu yarılmayı hafife alarak seçim başarısının gölgesinde zamanla ortadan kalkacağını düşündü. Ayrıca yerel seçim başarısını da doğru tahlil edemedi ve bunu yalnızca partisinin başarısı olarak okudu.

Oysa yerel seçim başarısı, başka etkenlerin yanı sıra büyük ölçüde, 2023 yenilgisinin,  iktidarın nobranlığının ve otoriter tek adam yönetiminin yarattığı korku iklimine karşı gelişen toplumsal tepkinin bir sonucuydu.

CHP, kendini tekrar ederek iktidarı sandıkta gönderecek güce ulaşamaz. Bu nedenle iki yıldır izlediği siyaseti masaya yatırmalı; yerel yönetim tercihleri ve uygulamaları konusunda seçmenini gönlünü alacak ve özeleştiri vermelidir.

İki yıldır çözülemeyen parti içi yarılmayı onaracak adımları atmak ya da bunun gereğini yapmak parti liderliğinin sorumluluğudur. Çünkü söz konusu olan, seçimlerde partiyi felç etme potansiyeline sahip bir bölünmedir.

Son olarak, yalnızca mitinglerle sergilenen direncin yeterli olmayacağı da açıktır. Parti potansiyelini ve yerel seçimlerde ortaya çıkan muhalif enerjiyi ortak bir hedefte buluşturacak bütüncül politikalar, üretilmelidir.

Muhalefet, kendi mahallesinin alışıldık “ayinleriyle” değil; iktidar destekçilerinin beklentilerine yanıt veren politika, proje ve söylemler üreterek seçim kazanabilir.

İktidar partisinin politikalarını kendi mahallesi için kopyalayan; iktidar partisi gibi kendine sivil toplum, sendika, meslek örgütü ve basın kurumu yaratmaya çalışan bir anlayış, otoriter yönetimin sonunu getirmez; aksine kalıcılaştırır.

CHP’nin elindeki büyükşehir belediyelerinin nasıl birer “tek adam yönetimi” gibi çalıştığına dönüp bakmak bile bunu anlamaya yetecektir.

 

/yeniarayis.com/

İlginizi Çekebilir

​Kürt Kültür ve Düşünce Dünyasında Yeni Bir Soluk: Vîn Dergisi
Mecit Zapsu: 15 Mayıs; Bir halkın hafızası olarak Kürtçe

Öne Çıkanlar