Ahmet Kemal: İran savaşının ardından; Kürtler yeni yüzyılın eşiğinde mi, tarihin dışında mı?

Yazarlar

Asıl mücadele zaman silahlar sustuğunda başlar. Tıpkı dünya savaşlarından sonra olduğu gibi. ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın ardından ortaya çıkan tablo da bunu gösteriyor. Cephede çatışmalar azalmış olabilir, ancak savaşın siyasi sonuçları henüz netleşmedi. Şimdi tüm taraflar yeni bölgesel düzenin nasıl şekilleneceği sorusuna odaklanmış durumda.

Savaşın ilk sonucu şu: Hiçbir taraf mutlak zafer kazanamadı. ABD ve İsrail, İran’ın askeri altyapısına ve bölgesel ağlarına ağır darbeler vurdu. Buna karşılık İran rejimi ayakta kaldı, devlet kapasitesini korudu ve teslim olmadı. Bu nedenle savaş sona ermiş olsa da bölgesel güç mücadelesi yeni bir aşamaya geçti.

Bu yeni dönemin en kritik sorularından biri ise Kürtler bu denklemde nerede duracak. Çünkü tarih bir kez daha aynı gerçeği hatırlatıyor: Kürtler kriz dönemlerinde önemli bir aktör olarak görülüyor, ancak savaş sonrasında kurulan yeni masalarda çoğu zaman yer bulamıyor. İran savaşının ardından ortaya çıkan tablo da Kürtler açısından tam olarak böyle bir paradoksu yeniden gündeme getiriyor.

Savaşın asıl sebebi gözden kaçmamalı

Bu savaşın nedeni yalnızca İran’ın nükleer programı ya da İsrail’in güvenliği değildi. ABD’nin Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı yeni jeopolitik düzen ve bunun ekonomik ayağını oluşturan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesiydi.

Washington, Körfez sermayesi ile İsrail’in teknoloji ve güvenlik kapasitesini birleştirerek Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesini tamamlamayı ve bölgeyi yeniden kendi ekseninde şekillendirmeyi hedefliyordu. IMEC de bu planın en önemli araçlarından biridir. Aynı zamanda proje, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimine karşı geliştirilen stratejik bir alternatif olarak görülüyordu.

Ancak Gazze savaşının yarattığı siyasi maliyetler, uluslararası tepkiler ve İran’ın beklenen şekilde zayıflatılamaması bu hesapları bozdu. İran ayakta kaldı ve bölgesel etkisini kısmen korudu. Bunun üzerine ABD, askeri yollarla elde edemediği sonucu diplomatik baskılarla sağlamaya yöneldi.

Washington bugün Türkiye, Pakistan, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Bahreyn gibi ülkeleri Abraham Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile normalleşmeye teşvik ediyor. Amaç, İran savaşında askeri yollarla kurulamayan düzeni diplomatik ve ekonomik araçlarla inşa etmek.

Bu tablo, ABD ve İsrail açısından bölgesel hedeflerin müttefiklik ilişkilerinden daha öncelikli olduğunu gösteriyor. Bölgesel mimariyi kurmak adına devletler, hareketler ve topluluklar yeniden konumlandırılabiliyor. Kürtler de dahil olmak üzere hiçbir aktör, büyük güçlerin jeopolitik hesapları için feda edilemez değil. Bu nedenle Kürtler açısından temel mesele, hangi gücün yanında yer alınacağından çok, değişen bölgesel dengelerde kendi siyasi iradesini ve kazanımlarını nasıl koruyabileceğidir. 

Lozan’ın gölgesinde, Kürtler bir kere daha tarihin dışına mı itiliyor?

Suriye’de HTŞ’nin devlet üzerindeki hakimiyetini pekiştirmesi ve İran savaşı, Kürtleri yeni bir siyasi belirsizlik ve stratejik çıkmazla karşı karşıya bıraktı. Savaş boyunca Kürt hareketleri, yoğun baskılara rağmen doğrudan çatışmanın tarafı olmamaya özen gösterdi. Temel öncelikleri halklarını ve yaşadıkları bölgeleri korumaktı.

Ancak buna rağmen Suriye’de Kürtlerin kazanımlarını hedef alan saldırıları, baskıları ve dışlanma girişimlerini acı bir şekilde izledik. İran’da ise Kürtler, çatışmanın tarafı olmamalarına rağmen hem Washington’un hem de Tahran’ın suçlamalarına maruz kaldı. İran’ın Kürt bölgelerine yönelik saldırıları da siviller üzerinde ağır insani sonuçlar doğurdu.

Böylece Kürtler, bir kez daha Ortadoğu’nun çatışmalarında savaşı başlatan ve tarafı olmayan ama savaşın bedelini ödeyen taraf haline geldi.

Savaş öncesinde bazı Batılı çevrelerde dillendirilen “İran Kürdistanı” senaryolarının da gerçekçi olmadığı ortaya çıktı. Aksine son gelişmeler, bölgedeki bütün silahlı Kürt hareketlerinin genişlemesinden ziyade tasfiye edilmesi veya merkezi devlet yapılarına entegre edilmesi yönünde bir eğilimin güçlendiğini gösteriyor.

Suriye’de SDG’nin geleceğine ilişkin hala belirsiz yeniden yapılanma tartışmaları, PKK’nin kendini feshetme kararı ve hatta Peşmerge güçlerinin Irak merkezi güvenlik sistemine bağlanabileceğine dair senaryolar, bölgesel ve uluslararası aktörlerin artık silahlı yapılardan çok devlet merkezli güvenlik modellerini tercih ettiğine işaret ediyor. Bu durum, gelecekte benzer baskıların İranlı Kürt hareketleri üzerinde de kurulabileceğini gösteriyor.

Böylece Ortadoğu’daki Kürt meselesinin temel paradoksu bir kez daha ortaya çıkıyor: Kürtler kriz dönemlerinde önemli bir aktör olarak görülüyor, ancak kriz sonrasında kurulan yeni masalarda yer bulamıyor. Bu durum birçok Kürt için yüz yıl önceki Lozan sürecini hatırlatan bir deja vu ya dönüşüyor. O gün olduğu gibi bugün de bölgesel dengeler yeniden şekillenirken Kürtlerin talepleri bölgesel ve büyük güçlerin öncelikleri arasında geri plana itiliyor.

Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Kürtler bir yüzyıl daha başkalarının çizdiği sınırlar ve siyasi denklemler içinde mi yaşayacak? Daha da önemlisi, küresel ve bölgesel güçler gerçekten yeni bir çözüm mü arıyor, yoksa mevcut statükoyu farklı yöntemlerle sürdürmeyi mi tercih ediyor? İngiltere başta olmak üzere Batılı güçlerin ve bölgesel müttefiklerinin yaklaşımına bakıldığında, önceliğin Kürt sorununu çözmekten çok mevcut devlet düzenlerini korumak ve istikrarı sürdürmek olduğu görülüyor.

Bu nedenle Kürt meselesi, çözülmesi gereken bir siyasi sorun olmaktan ziyade yönetilmesi gereken bir denge unsuru olarak ele alınmaya devam ediyor.

Bugünlerde İran Kürtlerine ve genel olarak Kürtlere üç seçenek dayatılıyor.

İlk seçenek, büyük güçlerin bölgesel hesaplarına koşulsuz eklemlenmek. Ancak son yüz yıllık deneyim, son Rojava olayı Kürtlerin çoğu zaman stratejik ortak olarak değil, geçici bir araç olarak görüldüğünü gösteriyor.

İkinci seçenek, silahlı mücadeleyi genişletmek. Fakat mevcut koşullar bunun daha fazla yıkım, daha sert baskılar ve yeni insani maliyetler üretme ihtimalini artırıyor. Üstelik gelecekte İran ile ABD veya İsrail arasında yeni bir uzlaşma zemini oluşursa, Tahran’ın bunun siyasi ve güvenlik maliyetini Kürtlere yüklemeye çalışması da ihtimal dahilinde.

Üçüncü ve özellikle ağır bedeller ödemiş birçok Kürt için en zor seçenek ise demokratik çözüm arayışlarını ve entegrasyonu güçlendirmek.

Bugünkü bölgesel ve uluslararası dengeler, Kürt meselesini giderek bir halkın kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde değil; temsil, eşit yurttaşlık, yerel demokrasi ve siyasi katılım başlıkları altında ele alıyor.

Çünkü son yıllarda istisnalar dışında Kürt siyasi hareketleri dahil Kürt meselesi, giderek bir halkın kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde değil; temsil, eşit yurttaşlık, yerel demokrasi, komünler ve siyasi katılım başlıkları altında ele alınmaya başlandı. Dolayısı ile bölgesel ve uluslararası aktörlerin yaklaşımı da bu yönde şekilleniyor. Bu nedenle Kürt siyasi hareketlerinin önüne konulan çerçeve, bağımsızlık veya yeni devlet modellerinden ziyade mevcut devlet yapıları içinde hakların temel veya sembolik olarak genişletilmesi ve siyasi entegrasyonun güçlendirilmesi üzerine kuruluyor.

Olağanüstü bir jeopolitik kırılma yaşanmadığı sürece mevcut yönelim de bu doğrultuda ilerleyecek gibi görünüyor.

Sonuçta Kürtler, bir kez daha tarihin kritik bir kavşağında bulunuyor. Bir tarafta başkalarının kurduğu bölgesel denklemlere eklemlenmek, diğer tarafta kendi ortak siyasi aklını ve stratejisini üretmek. Belki de bugün Kürtlerin önündeki en büyük soru budur: Yeni yüzyıl, Lozan’ın gölgesinde mi geçecek, yoksa Kürtler ilk kez kendi geleceklerini belirleyen aktörlerden biri olabilecek mi?

Klasik bir söylem vardır; Ortadoğu yeni bir döneme giriyor.

Galiba bu sefer gerçekten yeni bir döneme giriliyor, Koridorların, enerji hatlarının ve ticaret güzergahlarının yeniden çizildiği bu dönemde asıl mücadele askeri değil jeopolitik olacak. ABD, İsrail merkezli yeni bir bölgesel düzen kurmaya çalışıyor. Çin ve Rusya bu düzenin dışında alternatif alanlar açmaya uğraşıyor. Türkiye ise İngiltere ile birlikte iki blok arasında manevra alanını korumaya çalışıyor.

İran savaşı sona ermiş gibi gösteriliyor; ancak savaşın ortaya çıkardığı büyük hesaplaşma devam ediyor. Tahran ayakta kalmanın bedelini hesaplıyor. Washington ve Tel Aviv askeri üstünlüğün siyasi sonuç üretmediğini görüyor. Washington ayrıca bozulan planlarını yeniden kurmaya çalışıyor.

Kürtler, siyasi dağınıklığı, zıt istek ve görüşleri ile bir kez daha bölgesel satranç tahtasında başkalarının hamlelerini beklemek ile kendi siyasal stratejilerini üretmek arasında tarihsel bir tercih yapmak zorunda kalıyor.

İlginizi Çekebilir

CHP’de olağanüstü kurultay için imza eşiği aşıldı
Yapay zeka destekli süper çip: Bilgisayar yeniden icat edilecek

Öne Çıkanlar